Yaşadığımız her afet, katliam ya da benzeri olayda ‘Devletin görevleri nelerdir?’ diye bakmak lazım. Basitçe söylersek, öncelikli görevleri arasında halkın barınma, güvenlik ve sağlık ihtiyaçlarının temini gelir. Dün yaşadığımız felaketi kim nasıl tarif eder bilemem ama benim tarifim ‘sınırsız rant ve kar’ uğruna olan bir katliamdır.

Binlerce insanımızı kaybettik, binlercesi yaralandı, binlercesi evsiz kaldı. Sadece afet denemez buna. Afet diyebilmek için öncelikle önlemlerin alınması gerekir. Deprem uzmanlarının nice uyarısının dikkate bile alınmadığı düşünüldüğünde buna sadece afet demek hiç de gerçekçi bir yaklaşım olamaz.

*

Önceki gün öğlen saatlerinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay kameralar karşısına geçip ‘dersler çıkaracağız’ dedi. 20 yılı aşkındır iktidarsınız sayın başkan yardımcısı bey, hala dersler mi çıkarıyoruz? Maden faciası olur aynı, salgınla mücadele aynı, bombalar patlar aynı… Hep olaylar yaşandıktan sonra ‘dersler çıkarıyoruz’. Bizim, bu ülkenin vatandaşlarının artık bir olay yaşamadan önlem alıp, çözüm üreten yönetenlere ihtiyacımız var.

Oktay başka bir açıklamada, yıkılan İskenderun Hastanesi ile ilgili ‘İskenderun Hastanesi eski bir binaydı, yeni binalarımızda hamdolsun hiçbir şey yok’ dedi. Ben mi yanlış anlıyorum? AKP öncesi yapılan kamu binalarının sorumluluğu AKP’de değil mi? Tamirat, tadilat, denetimi ile ilgili sorumluluğu yok mu?

Oktay ayrıca bakanların depremde etkilenen illere ziyaretler yapacağını söyledi. İzmir depremindeki bir kare direkt gözümde canlandı. İzmirli eski bakan Bekir Pakdemirli’nin Bayraklı’daki bir enkaz üstünde fotoğraf ve video çekimi yaptığı…

Bakanlarınız, rica ediyorum, afet bölgelerine gitmesinler. Koruma orduları ve yanındakiler ile görevlilerin işlerini yavaşlatıyorlar. İzmir depreminde bunu gayet açık tecrübe ettik. İlla bir şeyler yapmak istiyorsa, mevcut ve önceki sayın bakanlarınız, aşağıda bunu birkaç madde ile önerelim:

Otel sahibi olan Turizm Bakanınız otellerini halka açsın. En azından bir kısmını. Birkaç ay o kısımdan kar edemesin. N’olur ki?

Özel hastaneler sahibi Sağlık Bakanınız hastanelerini ücretsiz bir şekilde halka seferber etsin. Hadi o da hepsini kullanmasın da en azından bir kısmını halkın yararı için kullansın.

Özel okullar sahibi bakanınız okullarının en azından spor salonlarını yatakhaneye dönüştürsün. Depremden kaynaklı evinden olan vatandaşlarımızı birkaç ay misafir etsin.

Gelelim bakanlardan mevcut sistemin zengin iş insanlarına. Bıktık her olayda halkın yaralarını kendi kendine sarmaya çalışmasından. Tonlarca borcu olan insanlar, borç harç yardım göndermeye çalışıyor yine. Bir kere de zenginlerden gitsin. Antalya, Bodrum, İzmir başta olmak üzere otelleri açsınlar halkımıza. Bir süre misafir etsinler. Zaten halkın sırtından edindikleri serveti bu seferlik halk için seferber etsinler. Yine hemen her şehirde birçok özel hastane var, zaten çoğu para basıyor. Birkaç ay ‘müşteri’lerine ücretsiz hizmet verseler ne olur?

Başta 5’li çete olmak üzere bizim vergilerimizle milyarlık ihaleler alan inşaat firmaları, araçlarını arama kurtarma çalışmalarına gönderse ya. Ne kaybederler? ‘Milletin bir yerlerine koyarak’ edindiği servetlerini bir kerecik halk için kullansalar, olmaz mı?

Gelelim başka büyük bir soruna. Dünyada musluğundan akan suyun içilmediği nadir ülkelerden biriyiz. Bunun sebeplerinden olan çok uluslu ya da yerli firmalar içme suyu ihtiyacını karşılasa. Hemen ilk aklıma gelen Coca Cola ve rakibi Pepsi mesela. Malum marketler kapalı, ekmek ve su acil ihtiyaç. Koyar mı bu firmalara?

Ve çeşit çeşit sarayımız var. Hani halkın olan, yazlığı, kışlığı… Binlerce odası olan. İtibarımızın göklerde olmasına vesile olan, hamdolsun. Evsiz, barksız kalan en azından çocuk, ihtiyar ve engellilerimizin faydalanması sağlanamaz mı?

*

Bir de bunların dışında iki tane soru işareti daha var kafamda.

Birincisi; Diyanet’in yatsı namazı öncesi ‘sala ve Kur’an-ı Kerim ve dua programı yapılacak’ açıklaması. Göçük altında binlerce insan kurtarılmayı bekleyip hayatta kalmaya çalışırken, bunları dinlemek nasıl bir psikolojiye sokacak o insanları. Ayrıca ve daha önemlisi; seslerini dışarıya duyurmaya çalıştıkları düşündükçe, cami minarelerinden yükselecek seslerden kendilerini duyuramayacak olmaları hiç mi kuşkulandırmıyor Ali Erbaş’ı?

İkincisi ise; depremin yaşandığı coğrafyaya yakın sayılabilecek bir yere, Akkuyu’ya nükleer santral yapılmak istenmesi. Ya yapılmış olsaydı? Bu kadar önlemsiz bir ülkede nükleer santral daha nelere sebep olabilirdi, hayal bile edemiyorum.

*

Bu sefer geçmesin Türkiye, artık yeter. Bu sefer hesabı sorulsun.

*

İZBB VE TUNÇ BAŞKAN’A TEŞEKKÜR

İzmir de yakın zamanda yıkıcı bir depremi maalesef çok acı bir şekilde tecrübe etti. O dönemde kurulan yardımlaşma ve dayanışma ağı ile örnek bazı şeyler de başardı. Orada edinilen tecrübeleri depremzede yurttaşlarımızla paylaşmak üzere hemen harekete geçen İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Başkanı Tunç Soyer’e, İzmir’de yaşayan bir yurttaş olarak teşekkür ederim. Kurulan ‘Umut Hareketi’ tüm ülkeye umut olsun.