Toplumsal gündemin ilk sırasına yerleşen sağlıklı bir konutta yaşama hakkı, başka bir anlatımla “barınma hakkı”; en temel insan haklarındandır.

Sosyal devletin ötelenemez, vazgeçilmez görevi de; yurttaşlarının sağlıklı bir ortamda “barınma ihtiyacını” karşılamaktır.

Yaşadığımız gelir dağılımı adaletsizliğinin de tetiklediği “barınma ve beslenme krizi”; sosyal hayatın tüm dengelerini derinden sarsmış, alt-üst etmiştir.

Öte yandan; işsizlik, yoksulluk, yüksek enflasyonun neden olduğu hayat pahallılığı ile konut fiyatlarındaki ve kiralardaki fahiş artışlar; “barınma krizi”ne dönüşmüştür.

Ayrıca; geniş tanımla 10 milyondan fazla işsizimiz var.

Toplumun yüzde 20’lik en yoksul kesimi milli gelirin yüzde 6’sına sahip olurken, en zengin yüzde 20’lik kesim ise milli gelirin yüzde 46’sını elde ediyor.

20 milyon yurttaşımız da “mutlak yoksulluk” içinde.

İşsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımı dengesizliğinin oluşturduğu bu tabloya “barınma krizi”nin de eklenmesi; sürdürülebilir değildir.

NÜFUSUN YÜZDE 41’İ KİRACI

Ev; sadece dört duvardan oluşan bir “fiziki alan” değil, kendimizi güvende hissettiğimiz, sığındığımız, aidiyet duyduğumuz, duygusal ilişki kurduğumuz, korkumuzu, sevincimizi, sevgimizi, sırlarımızı paylaştığımız mekandan öte “özel” bir alandır.

Oysa; günümüzde “ev algısı” belli bir m2’den oluşan, alınıp-satılan, kiralanan ticari bir nesne olarak şekillenmiştir.

Böyle bir düzende kirada oturan, toplumda “en çok ezilen” kesimin insanıdır.

Ev satın alacak ekonomik gücü olmayan kirada oturan insanlar; bir yandan herkesten çok çalışmak zorunda olan, diğer yandan da; ev sahibi tarafından evden çıkarılmak riskiyle yaşayan ve bu nedenle de, toplumun en çok gelecek endişesi taşıyan kesimini oluşturuyorlar.

Bu nedenle; sosyal devlet anlayışına sahip gelişmiş Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde kiracıları mülk sahiplerine karşı koruyan yasal düzenlemeler vardır.

Söz konusu bu ülkelerde bir kişi, kiracı bile olsa, aynı yerde yıllarca, hatta ömür boyu yaşayabilir, yerleşik yaşamın bir parçası olabilir.

Bu ülkelerde insanların adresleri sık değişmez; doğdukları, büyüdükleri, yaşadıkları evle bir aidiyet ve duygusal bağ kurarlar.

Ülkemizde ise kiracılar; “yerleşik düzen”e bir türlü geçemezler, yaşamları “göçebe toplumu” gibi bir evden başka bir eve taşınmakla ve evden çıkarılma endişesi, korkusuyla geçer.

Oysa; Türkiye’de ev sahibi olmayanların oranı yüzde 41. Neredeyse nüfusun yarısı.

Bu arada; gelişmiş demokratik ülkelerde kiracılar, ev sahiplerine karşı yasal düzenlemeyle korunmaktadırlar.

Örneğin; Almanya’da ev sahibi olmayanların oranı yüzde 49’dur. Ancak; bu ülkede kiracılar mülk sahiplerine karşı “özel yasa”yla korunmaktadır.

ACİL KALICI ÖNLEM ALINMALI

Oysa; ülkemizde, bir evde 10 yıl süreyle oturan kiracı ev sahibi tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeden evden çıkarılabilmektedir.

Bu tablo; orantısız, abartılı kira artışlarının önüne geçecek ve ev sahibinin yanında kiracıyı da koruyacak bir yasal düzenleme ihtiyacını gündeme getirmiştir.

Ticaret Kanunu TBMM’de görüşülürken bir önergeyle bir yıl süreyle, kira artışına yüzde 25’lik bir tavan getirilmesi; sorunu çözmeye yetmeyeceği gibi, “kayıt dışı”lığa yol açacak, ev sahibi-kiracı anlaşmazlığını büyütecek ve tahliye davalarının artmasına neden olabilecektir.

Oysa; ilk aşamada yapılması gereken, ev sahibi-kiracı anlaşmazlığını önleyecek, kiracıyı önceleyecek ve bu arada ev sahibinin de hak ve hukukunu koruyarak kapsamlı bir yasal düzenlemeyi hayata geçirmek.

İkinci aşamada da; dar ve sabit gelirlilerin konut sahibi olabilmelerini kolaylaştırmak.

Bu bağlamda da; Ege-Koop örneğinde olduğu gibi kooperatifler aracılığıyla dar ve sabit gelirlilerin ev sahibi olabilmelerinin yolunu açmak.

Ege Koop konut sorununun çözümünde en başarılı bir örnektir. Ege Koop bugüne kadar 150 bin kişinin yaşadığı her türlü alt yapıya sahip 30 bin konuttan oluşan 20 mahalleyi İzmir’e kazandırmıştır. Bunun için de Belediyelerin ve Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kooperatiflere imarlı-alt yapılı arsa üreterek tahsis etmesi, böylece konut arzını artırması gerekiyor.

Bu kapsamda da; uzun vadeli, düşük faizli ve konutun teslim alınmasından sonra en az 1 yıl ödemesiz, uygun koşullardaki krediyi kooperatifler aracılığıyla kullandırmak.

Özetle; Toplu Konut İdaresi’nin ilk kuruluş amacını, felsefesini yeniden hayata geçirmek.

Sonuç olarak: Barınma hakkı; en temel insan haklarındandır. Konut; aynı zamanda sosyal barışın, birlikte yaşama iradesinin ve huzurun da etkili bir nedenidir.