Çok net hatırlıyorum. Bir genç olarak hayatımın en önemli anlarından biriydi. İzmir’de üniversite sınavına girmiş sonuçlarını bekliyordum. Sınavdan sonra kafam biraz da olsa rahatlasın diye annemle Seferihisar’da bir butik otelde tatile gitmiştik.
Ege Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü kazandığımı öğrenince derin bir “oh” çekmek için otelin barına indik. Barda benden en fazla üç dört yaş büyük bir çalışan – Fatih - konuştuklarımızı duymuş olmalı ki sohbete tam orta yerinden girdi. Bana dönerek, “Sana tek bir tavsiyem var. Ailenle aynı şehirde bile okul okusan ayrı eve çık, en kötü ihtimalle yurda çık. Bunu yapmazsan yıllar sonra neden bunu söylediğimi anlayacaksın” demişti.
İzmir’de boşa masrafa gerek yok diye üniversite hayatımı aile evinde geçirdim. Okuduğum kampüsle evim arasında toplu taşıma ile 1,5 ya da 2 saat sürecek bir mesafe vardı. Dersimden çıkar arkadaşlarımla biraz zaman geçirir evime gitmek için otobüse binerdim. Sonraki günün sabahı derse girmeden önce yurtta beraber kalan arkadaşlarımın gece yaşadığı eğlenceli anları, “keşke sen de olsaydın” cümleleri ile dinlemek zorunda kalırdım.
Yanlış noktadan da olsa ilk orada anladım o barmen arkadaşın ne demek istediğini. Öğrencilik hayatında yıllar geçtikçe o tavsiyenin önemini anladım. Mevzu arkadaşlarınla geçirebileceğin anları kaçırmak değilmiş. Ben aile evinde kira derdi düşünmezken, yediğim önümde yemediğim arkamdayken yurtta kalan arkadaşlarım önce yurdun zorluklarının farkına vardı, sonra kendi evlerine çıkıp yaşamın zorluklarını kavrayarak hayata atıldı.
Ben annemin, anneannemin yaptığı yemekleri yerken onlar bir kilo makarnanın hesabını bölüştüler. Ben rahatken onlar hayatı öğrendiler. Ben de bu tecrübenin eksikliğini çekerek üniversiteyi bitirdim.
Geldiğim noktada yazıma koyduğum başlık içimi acıtıyor. Ben hala aile evinde olup kendi evine çıkmaya çalışan bir gencim. Hayatım da her Türk genci gibi ülkenin omurgasız siyasetini takip ederek ve içine doğduğum iktidarın hain, terörist dediklerinin hangisinin gerçekten öyle olduğunu kavramaya çalışarak geçti.
Her tarafı yeşilliklerle kaplı; kadınların, çocukların, hayvanların özgürce yaşayabildiği “normal” ülkelerde bu söylediğimi ayırt etmek o kadar da zor değil. Biri hainse haindir, teröristse terörist…
Ülkemizde durum pek de böyle işlemiyor. Halkın adalet, huzur, barış umudunu siyasi emelleri için ellerine oyuncak etmiş siyasiler de durum sanki bu değilmiş gibi kişi fark etmeksizin ona hain buna terörist diyerek geçinip gidiyorlar.
Bu söylemlerden biraz sonra hain, terörist dedikleri kişilerle kürsülerden iltifatlaşınca, “ee madem o haindi, şimdi sen de hain olmuyor musun” diyen halka da “o zaman başkaydı, şimdi konjonktür değişti” diyorlar. Yani seçim geliyor…
2023 genel seçimleri öncesinde cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili montaj video hazırlayanlar, başkanlıklarına astıkları Kılıçdaroğlu fotoğrafının yanına mermi görseli koyarak, “her oy, şehitlerimize bir mermi” sözü ile kara propaganda yapanlar günümüzde; şehit ve gazi yakınlarının önüne çevik kuvveti yığıp birilerine havuzlu villa yaptırdı.
Bundan birkaç gün önce de kendisi için özel olarak yapılan konuta taşındığı açıklandı. Odamın rutubetli duvarının dili olsa da konuşsa. Önce yüksek tavanlı kürsülerinize, altın kaplama avizelerinize sonra da depremlerde insanlar deniz kabuklu evlerinin altında kalırken o adaya yapılan villanın taşına toprağına söver. Neyse ki duvarımın dili yok; yoksa o da tutuklanabilirdi.