Bizlerin 15 saniyelik TikTok videolarına sabrı yokken, Digel ve Temel Conta işçileri 300 küsur gündür aynı çadırda nöbet tutuyor. Bir de 15 gündür direnen ama mücadelesi eskiye dayanan depo işçileri var. Bu sadece bir hak arayışı değil, Türkiye işçi sınıfının 'maraton' koşusu.

İzmir'in sadece Alsancak veya Karşıyaka’dan ibaret olmadığını, asıl dinamizmin Torbalı-Gaziemir ve Kemalpaşa hattındaki sanayi havzasında olduğunu anlatarak başlayalım.

Marketten aldığımız cipsin, bindiğimiz araba parçalarının, hatta şu an üzerimizdeki o 'brand' tişörtün arkasında aslında kimin emeği var? İşte bu üç ayrı üründe ayrı ihtiyaçta emeği olan işçilerin bir de direnişi var. İzmir’de 3 ayrı noktada 3 ayrı sendikalı işçi grubu direniyor.

TORBALI HATTI: "SEFALET ZAMMI" MI, "HAYATTA KALMA MODU" MU?

Migros depo işçilerinin direnişi şu an İzmir'deki en sıcak hat. Bugün itibarıyla 15. gününde devam ediyor. Torbalı’da 31 işçi haklarını istediği için işten çıkarıldı. İki gün önce bu işçiler İzmir’den İstanbul’a, “biz bir aileyiz” diyen Migros patronu Tuncay Özilhan’ın evine gittiler. Ablukaya alındılar, darp edildiler ve gözaltına alındılar. Gece iki gibi gözaltından çıkıp yola koyuldular. Ve sabahında Torbalı’dan bir işçi şöyle seslendi: “Özilhan'ın evini gördüm. O kadar büyük evler, büyük korumalar. Biraz da güldüm. Bu kadar büyük para kazanıyorsun, bizim hakkımızı ver o zaman.”

DİGEL DİRENİŞİ: 300 GÜNDE DEVRİ ALEM

Digel Direnişi dediğimiz şey, aslında modern bir kaleye karşı verilen bir kuşatma gibi. Gaziemir’deki Ege Serbest Bölge’nin (ESBAŞ) o devasa duvarlarının hemen dışında, tam 380 gündür 15 işçi bekliyor. Düşünsenize; mevsimler değişmiş, yaz sıcağında o betonun üzerinde kavrulmuşlar, kışın ayazında İzmir’in o meşhur rüzgarıyla titremişler.

Yanlış anlaşılmasın mesele sadece para değil burada. Digel işçileri, içeride yıllardır süregelen o "her şeye eyvallah" düzenini bozmak istedikleri için dışarıdalar. Sendikalı olmak istedikleri için "istenmeyen kişi" ilan edildiler. İçerideki arkadaşları hâlâ çalışıyor ama gözleri hep dışarıdaki o küçük çadırda. Patron "biter, giderler" dedikçe, onlar daha da kök saldı. Orası artık bir iş yeri önü değil, bir mücadele meydanı. Bir yılı deviren o sabır, bizlere "istikrar" kelimesinin sözlük karşılığını gösterecektir.

TEMEL CONTA DİRENİŞİ: 426 GÜN KAÇ GÜN EDER?

Arabanın motorundan beyaz eşyaya kadar her yerde olan o contalar, Temel Conta işçilerinin elinden çıkıyor. Ama işçinin cebine giren para, o contanın sızdırmazlığı kadar bile korunaklı değil; enflasyon karşısında sızdırıyor, eriyor. Burada da talep net. Adil ücret ve sendika seçme özgürlüğü.

Kemalpaşa hattındaki bu direniş 400 günü devirdi. Buradaki hikâyenin en vurucu kısmı, patronun makineleri gece yarısı fabrikadan kaçırma girişimiydi. İşçiler ne yaptı dersiniz? Fabrikanın önünü kestiler. "Bu makineler bizim emeğimizle dönüyor, biz hakkımızı almadan bu demir yığını buradan çıkamaz" dediler.

Özellikle kadın işçilerin omuzladığı bu direniş, aslında bir "mülkiyet" tartışması açıyor. Patron "benim malım değil mi, götürürüm" derken; işçi "o malı var eden benim terim, hakkımı vermeden gidemezsin" diyor. 426 gündür orada beklemek, sadece maaş beklemek değil; o fabrikayı bir hafıza merkezi haline getirmek. Bu direniş emeğinin karşılığını istemenin suç değil, hak olduğunun en somut örneği.

Torbalı’daki depo işçileri şalteri indirip sistemi kilitledi, bunu artık hepimiz biliyoruz ve umuyorum ki Migros’u boykot ediyoruz. Ama eğer bu 'direniş 101' dersinde bir üst seviyeye geçmek ve kendi yerelimize bakmak istiyorsak, 400 gündür fabrika önünde nöbet tutan Digel ve Temel Conta işçilerini de görmezden gelmemeliyiz. Unutmayalım, onlar bize şunu söylüyor, “Hakkını aramak bir anlık bir öfke patlaması değil, bir hayat tarzıdır."

PEKİ NE YAPMALIYIZ?

Kemalpaşa’dan, Gaziemir’e, Torbalı’dan İstanbul’un lüks villa kapılarına kadar uzanan bu hattın tam da yanında olanlar olarak klimalı ofislerimizde ya da evlerimizde bu yazıları okuyanların üzerine düşen ise sadece "üzülmek" olmamalı.

Sessiz kalma, sesi çoğalt: Bir sosyal medya paylaşımı deyip geçmeyin. Torbalı’daki depo işçisinin uğradığı haksızlığı, Digel işçisinin 387 günlük inadını ve Temel Conta’daki kadınların o barikatını çevrenize anlatın. Hakikatin en büyük düşmanı unutulmaktır.

Boykot gücünü kullan: "Biz bir aileyiz" diyen ama işçisini kapı önüne koyan markalara karşı en büyük silahınız cüzdanınız. Boykot sadece bir eylem değil, bir tercihtir. İşçinin hakkını vermeyen markanın rafından elinizi çekmek, o direniş çadırına bir tuğla koymaktır.

Dayanışmayı yerelleştir: İz Gazete’nin, İz Bırakanlar Ödül gecesinde ödül alan Digel Tekstil işçilerinin bir sözü vardı: “Biz de insanız, yalnız kalmak motivasyonumuzu düşürüyor.” Eğer İzmir’de yaşıyorsanız, yolunuz bu sanayi havzalarından geçiyorsa o çadırlara uğrayın. Bir selam, bir termos çay ya da sadece "yanınızdayız" demek, 400 gündür bekleyen bir insanın motivasyonuna bir ateş olacaktır.

Bütüncül bak: Bu direnişler birbirinden bağımsız değil. Bugün Migros deposunda yanan ateş, yarın Digel’deki makinede, ertesi gün Temel Conta’daki tezgâhta sönmemeli. İzmir’in baroları, sendikaları, meslek odaları ve en önemlisi biz yurttaşlar; bu parçalı mücadeleleri birleşik bir dayanışma hattına dönüştürmeliyiz.

Çünkü unutmayalım; o çok sevdiğimiz Alsancak’ın ışıltısı, Torbalı’nın gri depolarında çalışanların alın teriyle ayakta duruyor. Onlar durursa, hayat durur. Onlar kazanırsa, hepimiz kazanırız.