Kapitalist-emperyalist sistemin ekonomik, politik, kültürel ve ahlaki olarak iflas ettiğine dair ortaya çıkan ibareler her geçen gün biraz daha artıyor. Durum böyle olmasına rağmen kapitalist-emperyalist sistemin savunucusu medyanın kadın, çocuk ve yaşlılara yönelik korkunç suiistimallerden oluşan şiddet hikayeleriyle dolu olduğu da görülebiliyor. “Siyasi görüşünüz her ne olursa olsun”la başlayan, “ideolojiler artık önemli değil” sözleriyle devam ettirilen şiddet-istismar hikayeleriyle birlikte, siyaset üstü ahlak kavramını da bir şekilde gündeme iliştiriyorlar. İdeolojik, politik bir sonuçtan çok yaşananlara “istisnası” olarak bakılması üzerine de türlü formüller aranıyor.  İnsansı bir gizem olarak sunulan ahlak, sosyo-ekonomik yapı da olduğu gibi tarihsel aşamalar, toplumsal biçimlere göre oluşan bir üst yapı kurumudur. Tarihsel bir olgu da olan ahlak kavramı, sınıflı toplumlarda sınıflar ve onların iktidarlarından bağımsız ele alınamaz.

Oysa işsizlik, uyuşturucu, çocuk istismarı, işkence, tecavüz gibi kendisini birçok biçimde ortaya koyan suçun yarattığı karabasanın üreme zemini kapitalizmin kendisidir.

SİYASETİN KONUSU

Hiranur Vakfının Kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, kızını daha altı yaşındayken “evlendirmesi” ile gündeme gelen iğrençlik de, sistemden bağımsız ele alınamaz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, “bunlar siyasetin konusu” değil diyerek bilinci bulandırmaya çalışsa da, Birgün gazetesinden Mustafa Bildircin’in yaptığı bir haber yaşanan istismarla, siyasetin ilişkisini açıkça ortaya koyuyor.*



Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2016 yılında imzaladığı protokol ile kimsesiz çocukların Nurcu bir vakfa teslim ettiğini gösteren haberle, “2016 yılında beş yıllığına imzalanan ve ‘Gerekirse beş yıl daha’ uzatılması hükmünü içeren protokol kapsamında vakfa, ‘Çocuk evlerinde kalan çocukların kişisel gelişimlerine ve eğitimlerine katkı sağlayacak’ faaliyetler yürütme yetkisi verildi” denilerek siyaset ve tarikat ilişkisi belgeleniyor. Haberle birlikte yeniden hatırlanıyor ki; kapitalist toplumda gelişecek çocuklar milliyetçi, dinci veya ulusalcı gericilikle “geleceği” inşa ediliyor!  

SOSYALİZMDE ÇOCUK OLMAK

İnsanlık tarihinin en önemli, sıçradığı, ilerici dönüm noktası Ekim devrimidir.  “Sosyalizmde çocuklara nasıl yaklaşılıyor?” sorusuna cevap verebilmek için ekim devrimi ve deneyimi önemli olanaklar sunuyor. Sınıflı toplumların çocuk politikalarına yansımasını anlayabilmek için sosyalist deneyime göz atmanın yararlı olacağı çok açık. “Çocuk”, “ahlak”, “eğitim” gibi türlü kavramların sınıflı toplumların farklı devlet biçimlerinde nasıl farklılaşacağı da görülebiliyor.

1917’de işçi sınıfı devrimi, ilk yılında “acil görevler” denilecek bir dizi programla karşı karşıya olsa da, ilk altı ayında çocukların yaşamını tartışıyor ve bir bildirgeye imza atıyor. Şuan dünyaya hakim olan kapitalizmle, sosyalizm arasındaki çocuk politikaları temelde ne kadar farklı olduğunu anlamamıza da referans oluyor bildirge.

“Her çocuk eşit, her çocuk değerli” şiarıyla da örgütlenen Sovyetlerde, imza atılan Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi** şöyle:

  1. Doğan her çocuk, ebeveynlerinin sosyal durumundan bağımsız olarak, bedensel bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesi için ve ileride yaşamı tehdit edebilecek etkenlere karşı mücadele edebilmesi için uygun yaşam koşullarının sağlanması hakkına sahiptir.
  2. Çocuğun sağlığının korunması için gerekli yaşam koşullarını sağlamak ebeveynlerin, tüm toplumun ve devletin sorumluluğundadır. Her bir unsurla ve bu unsurların birbirleriyle ilişkileriyle ilgili düzenlemeler ilgili yasal kurumlar tarafından yapılacaktır.
  3. Yaşından bağımsız olarak her çocuk ayrı bir bireydir, hiçbir koşulda ebeveynlerinin, toplumun veya devletin mülkiyeti olarak görülemez, davranılamaz.
  4. Her çocuğun kendine en yakın eğitmenlerini seçme hakkı vardır, buna kendisine kötü bir eğitim veriyorlarsa ebeveynlerinden ayrılma hakkı da dâhildir. Çocuğun ailesinden ayrılma hakkı herhangi bir yaşında geçerlidir, toplumun ve devletin bu durumda çocuğun maddi koşullarının kötüleşmeyeceğini garanti etmesi gereklidir.
  5. Her çocuğun kendi bireyselliğine göre eğitim alma ve yetiştirilme hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi, uyumlu bir gelişim gösterebilmesi için kendi doğası ve kişiliğine en uygun koşulların sağlandığı eğitim ve yetiştirme kurumlarının sunulması ile mümkün olacaktır.
  6. Hiçbir çocuk şiddet veya zorla bir eğitim kurumuna gitmeye zorlanamaz. Her aşamada çocuğun özgürce eğitimi ve yetiştirilmesi konusunda karar vermesi desteklenmelidir. Her çocuk kendi bireyselliği ile çelişen bir eğitimi reddetme hakkına sahiptir.
  7. Her çocuk mümkün olan en erken yaştan itibaren, kendi becerileri ölçüsünde gerekli toplumsal çalışmanın içinde yer almalıdır. Bu çalışma, çocuğun ruh sağlığını ya da zihinsel gelişimini olumsuz etkileyecek koşullarda değil, eğitim sisteminin bir unsuru olarak ele alınmalıdır. Kamusal üretime katılmak çocuğun en önemli haklarından birini gerçekleştirmesini sağlar; bu hak çocuğun kendini bir asalak gibi hissetmemesi ve hayatın üretiminde etkin bir rol oynaması, varlığının sadece gelecek için değil bugün için de bir toplumsal değer olduğunu hissetmesidir.
  8. Her yaşta çocuk, haklar ve özgürlükler açısından yetişkinlerle eşit konumdadır.
  9. Özgürlük, fiziksel ve ruhsal gelişmeyi ketlemeyen ve başkalarına zarar vermeyen herhangi bir şeyi yapabilmektir. Bu sayede, her çocuk, kendi fiziksel ve ruhsal gelişiminin gerekleri ve toplumun diğer üyelerinin haklarını kullanmasını tehlikeye sokmamak dışında, doğal haklarını kullanabilir.
  10. Her çocuk toplumun bütününe zarar veren koşulları ortadan kaldırmak üzere diğer çocuklarla veya yetişkinlerle etkileşime geçme hakkına sahiptir.
  11. Her çocuğa kendi yaşamları ve konumları ile ilgili düzenlemelere katılma hakkı verilmelidir.
  12. Hiç kimse, aile, toplum veya devlet, çocuğu herhangi bir dinin öğretilmesine veya ritüellerini uygulamaya zorlayamaz, dini eğitim tamamen özgür olmalıdır.
  13. Hiçbir çocuk, başkalarının haklarına zarar vermediği sürece görüşlerini açıklamaktan alıkonulamaz.
  14. Her çocuk, zihinsel becerileri ölçüsünde, yetişkinlerin olduğu kadar görüşlerini özgürce yazılı ve sözlü olarak ifade etme hakkına sahiptir.
  15. Her çocuk diğer çocuklarla veya yetişkinlerle örgütler, dernekler veya başka türde sosyal bağlar kurma hakkına sahiptir. Bu hak çocuğun yüksek yararını gözetmeli, bedensel ve zihinsel gelişimi ile uyumlu olmalıdır.
  16. Hiçbir çocuk cezalandırılamaz, tutuklanamaz. Çocukların yaptığı ihlaller ve hatalarda, uygun eğitim kurumlarında ıslah yoluna gidilmeli, baskıcı yöntemler ve cezalar kullanılmamalıdır.
  17. Toplum ve devlet, yukarıda yazılı tüm çocuk haklarını, herhangi bir saldırıya karşı korumalı ve herkesi genç kuşağa karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeye sevk etmelidir.

Çok uzatmayalım bu dünyadan bir Sovyetler Birliği geçti. Bir kez kendi kaderini tayin etmeyi ve yazgıya diz çöktürmeyi öğrenmiş insanlığın bunu unutması mümkün müdür?

* https://www.birgun.net/haber/kimsesiz-cocuklar-cemaate-emanet-edildi-413118



** https://portal.dnb.de/bookviewer/view/1125648988#page/42/mode/1up.

Türkçesi