Yaşanan her felaket sonrası, “siyaset zamanı değil” denilerek, on binlerce insanın kanını eline bulaştıranlardan hesap sormanın ötelenmeye çalışıldığı, eleştirenlere “deftere yazıyoruz ona göre” denilerek sopa sallandığı bir durumla karşı karşıya bırakılıyoruz.

İktidar ne zaman konuşacağımızı, nasıl siyaset yapacağımızı, hangi içerikte tartışacağımız belirlemek istiyor. Eğer çizdiği çerçevenin dışına çıkarsak cezaevleriyle, mahkemelerle tehdit ediyor. Binlerce insanın ölümüne neden olan rantçıları konuşmamızı değil de mesela marketlerde temel ihtiyaçlarını gidermek isteyen insanlara “yağmacı” denilmesini istiyor. Yardım ulaşmamış bölgeleri söyleyince “nankörlükle” suçluyor.

Haksızlık etmeyelim konuşmak değilse de Şükrü Erbaş’ın dediği gibi:
“Özgür dilediğini düşünmekte herkes ama ışık vermeden yakacaksın mumunu. Devletin bekası için karakollar değilse de dayaklar şeffaf oldu!”


YANDAŞ OLURSAN ÖZGÜRSÜN DİLEDİĞİNİ YAZMAYA, SÖYLEMEYE!

Düşün istediğin gibi ama kendi başına! Yazacaksan, konuşacaksan Yeni Şafak yazarı Ali Saydam gibi hain olmadan yazacaksın. “Acının siyaseti olmaz” diyecek, bal gibi siyasetini yapacaksın. Saydam gibi,

1999 Marmara Depremi’nde hükûmet, bölgeyle temas kuramamış, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit oradaki yetkililere ulaşamamış, yardım ekipleri hasar gören binalara bir türlü gidememişti…

İletişim hatları tamamen kesilmiş, yardıma koşan çok sayıda vatandaş organizasyon eksikliği nedeniyle bir türlü koordine olamamış, yardım eli layıkıyla uzatılamamıştı… Her şey olup bittikten, aradan haftalar geçtikten sonra bir de enkaz güvenliği mesele olmuştu…Bu sefer öyle olmadı… Çok şükür…

AFAD, Kızılay ve Bakanlıklar anında organize oldular. İletişim hatları tıkır tıkır çalıştı. İhtiyaç listeleri de belliydi, nereye ulaştırılacakları da… Gelen yardımlar heba olmadan valiliklerce kontrol altına alınarak yerini buldu” diyerek 2023 yılında yaşanan depremde Ecevit eleştirisi yapacaksın!

AKP İKTİDARINDAN ÖNCE HERKES SUÇLU!
 

Hâlâ ulaşılmayan enkaz bölgelerini söylemeyeceksin. Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan gibi,

Depremin ‘olmasına hazırlık’ iki bakımdan malum. Birincisi bina ve altyapı yatırımlarını ona göre yapmak. İkincisi de deprem olduğu andan itibaren yapılacakları profesyonel şekilde hayata geçirmek. Türkiye’nin ikincisinde çok ama çok iyi olduğunu söylemeye gerek bile yok. AFAD başta olmak üzere devletin bütün unsurları olası bütün afetlerde “olağanüstü” denilebilecek performanslar gösteriyorlar. Müdahale hızımız da, müdahalelerdeki profesyonelliğimiz de çok iyi” diye alkışlar patlatacaksın! 20 yıldır iktidar olan AKP’ye laf etmeyeceksin, “Bir de buna 99 öncesi yapılmış binaların ‘göze getirilmemesi’ eklenince, hele hele binaların kat sayıları bakımından sert bir tedbirler zinciri ortaya konulmayınca bizim ülkemizde yaşanan depremlerin bilançosu ne yazık ki ‘olması gerekenden daha ağır’ olabiliyor” diyerek 99’dan öncesini eleştireceksin!

Tek akıllımız, “memleket sevdalımız” Yeni Şafak ekibi değil elbette! Akşam yazarı Emin Pazarcı da suçu ve suçluyu bulmuş, dilediği gibi konuşuyordu, özgürce! “17 Ağustos'ta ise yaklaşık 24 saat boşa geçmişti. İş makineleri ise neredeyse 48 saat sonra ortaya çıkabilmişti. Halk ne yapmışsa, kendi çabası ile yapmıştı. Bu defa elbette çok daha iyiyiz” diyerek “AKP dışında herkesi eleştirebilme” özgürlüğünü ilan ediyordu.

Şimdi herkes sussun! Akşam yazarı Turgay Güler çözdü bu işin sırrını! Memleketçe uyutulduk… İmar affı, rantçılar, AKP, belediye yetkilileri, bakanlıklar değil suçlu! Güler,

“Peki bu doğal bir deprem mi, yoksa suni mi? Suni olabilir mi? ABD gemisi Marmara'da! Fay o gemiden mi indüklendi? Ortalıkta bu iddialar da var! Yazıya konu ediyorum zira ciddi ciddi tartışıyor insanlar! 1999 depreminin ardından da böyle iddialar gündeme gelmişti. Büyükelçiliklerin az öncesinde kapatılması tesadüf mü?” sorusuyla aydınlığa kavuşturdu herkesi! Bak işte emperyalistleri eleştirmekte bile özgürsün!

“Yüzyılın en büyük felaketi olması nedeniyle 20 yıllık AKP iktidarını eleştirme haksızlığına kapılmayalım” diyor Star gazetesi yazarı Fadime Özkan. Siyaset yapmıyor Özkan, iktidarı savunuyor. İktidarı savunmak siyaset değil! O asli görevimiz. Kimse iktidarı eleştiremez.
“O yüzden yüzyılın felaketini iktidarı eleştirmek için istismar etmeye, siyasi fayda çıkarmaya çalışanları muhatap almayalım bugün. Kınamak, lanetlemek için bile muhatap almayalım. Aziz milletimizin, yaslı toplumun yarasını deşmek için fırsat kolluyorlar çünkü. Biz büyük bir millet, güçlü bir devletiz” diyerek bitiriyor. Bu sözlerin ardından daha memleket sevdalısı çıkabilir mi?

ÇAT DİYE ÇATLASIN ULAN!

Bazen bir şiir-beste alır, tüm söyleyeceklerini özetler… Ahmet Kaya söylemiş 99 yılından önce ama biliriz ki, yasak ve soygun düzeni devam ettikçe günceldir…

yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmün izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.
ama adına yaşamak dersen
re-zil-ce

çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin

titreyen göğüslerini öpmeden doya doya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın be!
 

*Köpeklere haksızlık edildiği düşünülmesin… Köpekleşmek halk dilinde ilkesiz olanlar için söylenir…