“Acaba benim düşündüğümden ya da bildiğimden bir farkı var mı” diyerek, aklımdaki kelimenin anlamını TDK’da aradım. Bir sıfat veya zarf olarak kullanımına bağlı olarak; “kullanılmamış veya az kullanılmış olan”, “oluş veya çıkışından bu yana çok zaman geçmemiş olan”, “en son edinilen, gıcır”, “o güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan”, “tanınmayan, bilinmeyen”, “daha öncekilerden farklı olan”, eskinin yerine gelen”, “biraz önce, çok zaman geçmeden” anlamlarına geldiğini gördüm. “Acaba nedir, nedir?” diye size de sorsam! (Malum reklam müziğini bilmeyenler için bu soru ve benim aklımda oluşan melodi bir şey ifade etmeyebilir, üzgünüm!) Evet, muhtemelen okurken de tahmin edebildiğiniz üzere, bu birbirine yakın anlamlar “yeni” kelimesinin birer karşılığıdır. Yani, cevabı bulmak için alim olmaya gerek yoktur. Ancak, kelimenin yüklendiği bunca anlam üzerine biraz daha düşünmekte de fayda olabilir.

Hemen hemen hepimizin “yeni” olan bir; yıla, aya, güne, işe, okula, hobiye veya bir uğraşa başlarken ya da aynı kelime ile nitelendirdiğimiz bir eşyayı edinirken, bir fikri, düşünceyi veya ilk defa karşılaştığımız bir şeyi, durumu algılarken ona yüklediği anlam(lar)ın, az önce yukarıda bahsedilenlerden birisi olma ihtimali yüksektir. “Yeni” demek: “öncekinden, öncekine dair; bildiklerimizden, duyduklarımızdan, düşündüklerimizden farklı, hiç rastlanmamış, belki de benzersiz olan” demektir. Yani “yeni” demek: “belki, bir ihtimal bile olsa, sonrakinin, önceki ya da öncekilerden daha iyi veya olumlu olacağına inanmak” demektir.

Her nasıl ve ne zaman olmuştur bilinmez ama yeninin eskiden daha iyi olduğuna ya da olacağına dair bir inanç da hepimizin zihnine bir şekilde yerleşmiştir. Aslında bunu da yine, “yeni” kelimesinin kendi içinde barındırdığı umut üzerinden değerlendirmekte ve anlamlandırmakta fayda vardır. Bu anlam için de: “yukarıda sıralamış olduğum anlamlarının yanında, insanların ayrıca ve olumlu denilebilecek şekilde yükledikleri bir anlamdır” diyebiliriz. Yaşam ve onu oluşturan tüm unsurların, insanların hayatlarında yarattığı pek çok olumsuz duygunun bir telafisi olarak gördükleri yeni olan her şey, acaba onlardan beklenen başarıyı gösterebilmekte midir? Yoksa, sadece “yeni” diye olumlu beklentiler yüklenen pek çok şey de zamanla, bir an önce “eski” olması beklenen şeylere mi dönüşmektedir?

İnsanın, yaşadığı bu yaşamı, “kendi kendine akan bir nehir ya da zaten akan bir nehrin üzerinde sürüklenen bir sandal” olarak görmesi halinde, “yeni” kavramına yüklenen anlam da farklılaşmaktadır. Zira, bu durumda, insan kendisinin; yaşamın içinde veya üzerinde, onunla birlikte ama kontrolü insanda olmayan bir şekilde akıp gittiğini düşünmektedir. Bu düşünce, yaşamın bize yeni olarak getirdiği her şeyi; bu akış içerisinde karşımıza çıkan, bizim ise sadece karşımıza çıktığı anda karşılaştığımız ya da farkına vardığımız şeyler veya olay, durum, düşünce ve fikirler olduğunu gösterir. Yani, bu anlayışta: “yaşamda, yaşamın getirdiklerinde, getirme zamanlarında, getirme şekil ve koşullarında insanın iradesinin bir etkisinin olmadığı” düşüncesi hakimdir. Elbette ki bu anlayış ya da düşüncenin dolaylı ve belki de doğal sonucu da bir noktada “kader” anlayışıdır. Kader, insanın yaşamdaki sorumluluklarından kaçmasının en kolay, en etkili ve evrensel olarak en kabul görmüş yoludur. Ama elbette kader kavramını, daha çok kişisel ya da daha az kişiyi etkileyen şeyleri açıklamak için kullanmak daha yaygındır. Zira, nedense daha çok kişiyi etkileyen şeyleri açıklarken “kader” kavramına başvurmak, insanın aklıyla alay etmek ve bugün eriştiği bilimsel seviyeyi görmezden gelmek gibi de algılanabilecektir. Ve yine de bireysel açıdan yaşananlar, karşılaşılanlar ve şahit olunanlar, yeni bile olsa, eğer; beklenti, umut ve isteklerimizle uyuşmuyorsa genellikle kaderin bir etkisi, bildiği ya da suçu olabiliyordur, her ne hikmetse.

Hem kendimizin hem de başkalarının yaşamında başına gelen, kaderin suçsuz olduğunu gösterebilecek pek çok örnekleri olmasına rağmen insanı, kendi; karar, seçim ve eylemlerinin sorumluluğunu almaya ikna etmek zordur. Çünkü, yaşananlardaki, başımıza gelenlerdeki suçu bir başkasına ya da en basiti olan kadere atmak kolaydır. Eğer insan, yeninin getirdiği olumsuz sonuçlarda kendi payını aramaya kalkarsa bilir ki eski defterler de açılmak zorundadır. Ve insan yine bilir ki o eski defterler açılırsa; geçmişte kendine itiraf edemediği, asıl sebebini bilmediği ya da daha da kötüsü, bilmesine rağmen; verdiği kararlar, yaptığı seçimler ve eylemlerinin sorumluluğunun yükünü sırtlanması gerekir. Zordur “sorumluluk sahibi olmak” ve algılandığından daha; derin, geniş ve karmaşık bir kavramdır. İnsanın, bugüne kadar yapmadığı şekilde yapması ve yaşamında başına gelen, deneyimlemek zorunda kaldığı her şeyin ortasına kendisini koyması gerekmektedir. Yani, her ne olmuş her ne yaşanmış olursa olsun, az veya çok, her şeyde insanın kendisine ait bir payın da olduğunu, her zaman başrol olmasa da kendisinin de hem kendi hem de başkalarının yaşamında bir rolü olduğunu kabul etmesi gerekmektedir.

Karar, eylem ve seçimlerimizle kimi zaman büyük kimi zaman küçük dokunuşlar yaptığımız, yaşamamızdaki tüm “yeni”lere de bu bakış açısıyla bakmamız ve tüm beklentilerimizi bu temel üzerinden kurmamız gerekir. Bu durumda, kendimiz ve başkaları için iyi olmayan; karar, eylem ve seçimlerimizin, yeni dahi olsalar, olumlu sonuçlar doğurmasını beklemek mantıklı bile olamayacaktır. Dolayısıyla, herhangi bir şeye sırf yeni olduğu için olumlu bir anlam yüklemek, onunla beraber gelecek, olacak ve yaşanacakların da olumlu olacağını düşünmek bir yanılgıdan öteye geçemeyecektir.

Bu yaşamın; akışı, gelişimi ve sonuçları üzerindeki bireysel etkimizi bilerek, bu bilinç içerisinde tutum ve davranışlarımızı sergilemek, “yeni” ile kastetmeye çalıştığımız ve daha çok kendimiz için beslediğimiz “olumlu sonuç” umudumuzu canlı tutacaktır. İnsanın hem kendi hem de başkalarının yaşamları üzerindeki etkisinin, düşünülenin aksine iyi bir şey olduğunu kavramak ve bu kavrayışın etkisinde benimsenecek; karar, seçim ve eylemler, sonucu kader ya da sürpriz olmayan bir yaşamı bizim için mümkün kılacaktır. Bu demek değildir ki bizim; karar, eylem ve seçimlerimizden bağımsız olan herhangi bir şey gerçekleşmez. Ancak, bu yine demek değildir ki hiçbir şey; insandan, insanın beklentilerinden, seçimlerinden ve eylemlerinden bağımsız olarak gerçekleşir. Şüphesiz ki yaşamın; onu oluşturan tüm etmenlerin etkisine maruz kalan, zaman ile koşullara bağlı olarak farklı noktalarda dengeye gelen, içinde değişkenlik barındıran bir olgu olduğunu unutmamak gerekir. Böylece “yeni” kelimesi, “kati” değil “olası” bir olumluluk anlamı barındıracak ve yine kişi ile ondan kaynaklananlardan “bağımsızlık” değil, özellikle o ve onun; karar, seçim ve eylemlerine bir “bağımlılık” anlamı yüklenecektir.