Bilmediğimiz şey değildir ölüm acısı, bu coğrafyada analar elleri böğründe yaşamaya alışıktır. Öyle öğrenmişizdir her zulümden sonra, her ölümden sonra hemen kalkarız ayağa daha sıkı sarılırız kavgaya.

Ağlayacak yas tutacak zaman olmaz çoğunlukla, yitirdiğimiz canların anıları mücadelemizde yaşar, hatıraları kara bir duman gibi dağılır rüzgârda.

10 Ekim 2015 sabahı Ankara Garı önünde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı katliamı yaşandı. İki bomba birkaç dakika arayla patladı. Siyah bir duman, kulaklarda bir çınlama, şok, bağrışlar, çığlıklar, ne yapacağını bilememe hali.

Sonrası daha fena.. Dakikalarca ambulans bekleyen yaralılar, yaralılara yardım etmeye çalışanlara biber gazı, plastik mermi ile müdahale, yaralıların üzerine sürülen akrepler.

Yaralılar bez pankartlarla taşındı. 10-15 dakika önce hasretle kucaklaştığımız, simidinden parça kopartıp yanından ayrılığımız yoldaşlarımızın uzaktan görüp yanına uğrayayım diye kafayla selam verdiğimiz arkadaşlarımızın üzerini bu bez pankartlarla örttük.

En küçüğü sekiz yaşında bir çocuk olan 100’den fazla insanımız hayatını kaybetti, cenazeleri Türkiye'de 38 ilde defnedildi. Ahmed Alkhadi'nin cenazesi Ankara'dan Filistin'e uğurlandı. İllerde yapılan cenazelere saldırılar oldu, günlerce mezarlara saldırmasınlar diye başında bekledik. Saygı duruşlarında ıslıklar çalındı ‘cehalet’ dedik, UTANDIK ama YILMADIK.

***

Ama onlar utanmadı. Katliamın üzerinden 7 yıl geçti. 4 gün önce Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde katliamın davası görüldü. Davanın tek tutuklu sanığı Erman Ekinci ve IŞİD'in ‘Türkiye sorumlusu’ Kasım Güler tanık olarak dinlendi. Mahkeme bu iki tanığın kendi ağızıyla söylediği çoğu şeyi görmezden geldi. İşin ucunun her yere varabileceğini bilen mahkeme heyeti, bu davayı usulünce yapmaktan imtina etti.

Nasıl mı? Sanıklardan Kasım Güler, “Ayda 2-3 kez Suriye’ye Türk askeri kontrolünde girdim çıktım” diyor. Ama mahkeme buna dair basit bir istihbarat araştırması bile yapmıyor. Soruşturma kapsamında olan şüphelilerin şu an Suriye’de olduğu biliniyor. İadeler konusunda iki ülke arasında 1982'den beri bir anlaşma var. Avukatlar, dosya dahilinde orada olan isimlerin iadesini talep ediyor. Sanıkların iadesi prosedürü 7 yıldır başlatılmıyor.

En önemlisi yeri yurdu belli, ‘Altılı Masa’nın neferi, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ifadesi bile alınmıyor.

Katliam sonrası, “Saldırılar sonrası anket yaptırdık oyumuz yükseldi” diyen, yollar ayrılınca Erdoğan’a hitaben 10 Ekim katliamına giden süreci de içeren dönem için “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan içine çıkamaz” diyerek saldırılara ilişkin bilgisinin olduğunu açıkça belli eden Davutoğlu neden yargılanmıyor? Bir de ‘helalleşme’ sosuyla bize alternatif olarak sunuluyor.

***

Her yıl 10 Ekim sabahı olduğu gibi bu sabahta Ankara Garı önünde anma yapılmasına izin vermeyecekler. Birçok şehirde anma yapmak isteyen vatandaşlar gözaltına alınacak.

Yine seçim sürecine giriyoruz, sadece anmalar değil grevler, yürüyüşler, festivaller engellenecek. Kim bilir önümüzde kaç kara duman yükseltilmek istenecek? Ama onlar bizi iyi bilir, ‘Bir gider bin geliriz’ Yitirdiğimiz her canın Ankara Garı önüne gelirken duyduğu umut ve inançla bu kara dumanı dağıtacağız.

Bir anma yazısına yakışır veda edelim;

“…Bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! …”