Futbolun yeni transferi yapay zekâ… Ama bakalım soyunma odasında tutunabilecek mi?

Futbol değişiyor. Teknoloji gelişiyor. Şimdi bir de yapay zekâ çıktı başımıza! Maçları analiz ediyor, oyuncuların performansını ölçüyor, rakibin taktiğini çözüyor, hatta hangi oyuncunun ne zaman yorulacağını tahmin etmeye çalışıyor.

İyi güzel de… Yapay zekâya sormuşlar: “Hocam, takım 2-0 geride. Soyunma odasında ne diyeceksin?”

Muhtemelen, “İkinci yarıda topa sahip olma oranınızı artırmanızı öneriyorum” diyecek!

İyi de hocam, çocukların morali bozulmuş, tribünler ayağa kalkmış, başkan telefona sarılmış! O an bazen bir istatistik değil, doğru bir söz, güven veren bir bakış, yüreğe dokunan bir konuşma gerekir.

Elbette yapay zekâ futbola büyük katkı sağlayabilir. Rakibi tanımak, oyuncunun gelişimini takip etmek, sakatlık risklerini değerlendirmek ve doğru kararlar almak için önemli bir yardımcı olabilir.

Ama futbol yalnızca rakamlardan ibaret değil. Hele altyapıda hiç değil! On dört yaşındaki bir çocuğa sadece koşu mesafesini değil, hayal kurmayı, mücadele etmeyi ve kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmayı da öğretmek gerekiyor.

Yapay zekâ bir futbolcunun pas yüzdesini hesaplayabilir. Peki, ailesinin imkânsızlıklar içinde o çocuğu antrenmana getirdiğini bilebilir mi? Bilse bile o emeğin duygusunu gerçekten yaşayabilir mi?

Benim düşüncem açık: Yapay zekâdan korkmayalım, onu doğru kullanalım. Ama antrenörlüğü de bilgisayara devretmeyelim.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, futbolun merkezinde hâlâ insan var.

Son sözüm de şu: Yapay zekâ bir gün taktik tahtasının başına geçerse geçsin… Bari maç sonunda basın toplantısına onu göndermeyelim! Yoksa bütün sorulara “Veriler ışığında değerlendirmek gerekir” diye cevap verir, gazetecileri hepimizi uyutur!

Futbolun geleceği teknolojiyle güçlenebilir. Ama ruhunu insandan alır.