30 Ocak Salı akşamı İzmir Sanat’ta “OHAL’de Demokrasiyi Konuşmak” panel-forumunda konuyu enine boyuna ele alma fırsatı oldu. İzmir Düşünce Topluluğu da (İDT) bu panel-forumla uzun süre sonra sahaya çıkmış oldu. İDT’nin mutfağında kayda değer çalışmalar var ve öyle gözüküyor ki önümüzdeki süreçte giderek kendisini daha çok hissettirecek.

İzmir Sanat’ta oldukça ilgili ve nitelikli bir katılımcı kitlenin hemen hemen doldurduğu salonda yaklaşık iki saat kırk beş dakika süren oturum iki bölümde gerçekleşti. İlk bölümde moderatörlüğünü yürüttüğüm; Prof. Dr. NilgünToker Kılınç, Prof. Dr. Ayşen Uysal ve Y. Doç. Dr. Serdar Tekin’in konuşmacı olduğu panel; ikinci bölümde ise 1968’lerden 1980’e kadar soldaki format olan forum vardı. Forumda ister istemez 1970’lere doğru gittim. Üniversitelerde, yurtlarda, derneklerdeki forumları hatırladım sisler arasında. Gezi ile birlikte parklarda yeniden başlayan forumlar geldi sonra aklıma…

BİRBİRİNDEN DEĞERLİ PANELİSTLER

Prof. Dr. Kılınç, Paris 8. Saint Denis Üniversitesi’nden doktoralı, Ege Üniversitesi kökenli bir felsefeci. 2013’te yayınlanan “Politika ve Sorumluluk” adlı bir esere imza attı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Uysal Mülkiye kökenli ve Sorbonne’dan doktoralı. DEÜ Kamu Yönetimi-Siyaset ve Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesiyken açığa alındı. Oğuz Topak ile birlikte 2010’da yayınlanan “Particiler: Türkiye’de Partiler ve Toplumsal Ağların İnşası” adı esere imza attı. Toronto’dan doktoralı ve Ege Üniversitesi kökenli Y. Doç. Dr. Tekin politika kuramı ve felsefe tarihiyle ilgili. Onun da “Kurucu Edimler, Demokrasi Çağında Anayasal Kökenler” adlı bir eseri var.

MASADAKİ İRONİ

Panelistlerden Prof. Dr. Kılınç ve Y. Doç. Dr. Tekin barış bildirisi gerekçe gösterilerek KHK ile üniversiteden atılmıştı. Prof. Dr. Uysal ise aynı gerekçeyle açığa alınan bir akademisyendi.  FETÖ’cü askeri darbe girişimi gerekçe gösterilerek ve FETÖ ile mücadele kabilinden iktidarca gündeme getirilen OHAL’de masadaki üç akademisyenin de FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi yoktu ama üçü de dünyaya soldan bakan kimlikleriyle mağdurdu. Panelde ister istemez masadaki tablonun, aktörlerin bile “OHAL’de demokrasi” açısından gerçeği ortaya koyan bir ironi olduğunu ister istemez vurguladım.

Masada yanımda çok güçlü üç akademisyen olunca, panel yüksek bir ilgiyle dinlendi salondaki katılımcılarca ve kanımca herkes hocaların açıklamalarından, değerlendirmelerinden çok yararlandı.

DEĞİNİLERİM; 12 EYLÜL YÖNETİMİ VE 15 TEMMUZ OHAL-KHK REJİMİ

Panel sırasındaki açış ve geçişlerde dikkat çektiğim noktalar oldu. OHAL, altı kez uzatıldı, 19 aydır gündemde. Bu sürede 31 KHK çıkarıldı cumhurbaşkanınca. Parlamento ve hükümet olsa da, henüz cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmese de “de facto” bir durumla cumhurbaşkanlığı rejimi işlemeye başladı fiilen! Öyle ki, 22 Aralık 2017’de TBMM kapandıktan sadece iki gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan iki önemli ve toplumu daha da geren KHK çıkardı! Üstelik KHK’lar OHAL kapsamı ve süresi için çıkarılmıyor, adeta genel geçer yasalar gibi çıkarılıyor! Oysa KHK’ların mantığı OHAL süresince geçerli olacak şekilde çıkarılmasıdır.

Şu nokta üzerinde de durdum; FETÖ’cü askeri darbe girişimini adeta haber veren meşhur iki köşe yazısı Fuat Uğur’un. Türkiye gazetesinde darbe girişiminden takribi 3-3,5 ay önce yazılan üç makale… İkisini ezbere yazayım; “Hususiler” ve “Tavuk Tarda Sayılır”. Bu köşe yazılarının istihbaratının yüzde 85’ini açık kaynaklardan toplayan MİT’in denetiminden kaçması mümkün mü? Hadi orası kasten gözden kaçırdı diyelim… Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık bütün mensup ve birimleriyle gözden kaçırmış olabilir mi? Askeriye gözden kaçırmış olabilir mi? Ak Parti örgütleri gözden kaçırmış olabilir mi?

Bu durumda bile bile lades mi oldu diye düşünmeden edemiyor insan. Şarj, deşarj mı? Ortaya çıkarılması çok zor gözüken illegal bir casus örgütünün ancak ve ancak harekete geçince mi bertaraf edilebileceği düşünüldü? Bunlar hep soru işareti…

Ve o halde, OHAL ilan edilip KHK’larla memlekete ayar verilsin diye mi olupbitti her şey?

Salondakileri bir de 12 Eylül yönetimi zamanına götürdüm. Bugünlerle kıyaslama yaptım ve açıktı ki bugünler daha da ağır ihlallerle dolu. İktidarın baskısı daha yoğun ve hissedilir. Hatta 12 Eylül yönetimi zamanında beş orgeneral yasama organı yerine geçen Milli Güvenlik Konseyi (MGK) aracılığıyla yasa çıkarıyordu! Şimdi ise OHAL-KHK’lar sürecinde sadece bir kişi kararnamelerle memleketi yönetiyor! Bu bir sivil darbe değilse nedir o zaman?

TUZ BUZ OLAN MODERN DEVLET

İlk sözü alan Prof. Dr. Kılınç, modern devletin tuz buz olduğunu ve muhalif unsurların yeniden modern devletin kurulması gibi bir görevi olduğunu konuşmasının odak noktasına aldı. Kılınç ayrıca OHAL sürecinde muhalif düşüncelerin sokakta linç edildiği bir iklim oluştuğuna dikkat çekti. Kılınç, TTB’nin Zeytin Dalı Harekatı’na ilişkin açıklamasını da sahiplenerek meslek etiğinin gereği olarak hekimlik yemini eden herkesin söz konusu açıklamayı yapacağını belirtti. Kılınç, “Kötünün ne olduğu konusunda anlaşamazsak, iyinin ne olduğu ne olduğu konusunda anlaşamayız. Bugün salondan kötünün ne olduğunu bilerek ayrılalım” vurgusunu da yaptı.

ARA REJİM

Kılınç’tan sonra söz alan Y. Doç. Dr. Serdar Tekin, aynı bölümde çalıştığını ifade ettiği iş arkadaşıyla kendisinin de aynı kaderi yaşadığını belirterek sözlerine başladı. Tekin: “O hal, bu hal değil. OHAL hukuk rejimidir. Modern devletlerde OHAL yürütmeyi sınırlandırır, kural ve kurumları esnetir. Geçici bir durumdur.  Anayasal anlamda yurttaşların özgürlükleri kısıtlayabilir. Neyin yapılabilir neyin yapılamaz olduğu belirlenir ve hukuki bir öngörülebilirlik olması gerekir bugün bu durum kalkmıştır. İktidarı denetleyecek bir mekanizma kalmamıştır. Neyin hak, neyin ceza olduğu belirsizleşmiştir” saptamasını yaptı ve bir ara rejimin söz konusu olduğunu; Türkiye’nin benzer süreçleri 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle yaşadığını; ancak o dönemelrde yeni bir anayasa hazırlanması sürecine girildiğini ifade etti.

PROTESTO BAĞLAMINDA GENİŞ REPERTUAR

Panelde son sözü alan Prof. Dr. Uysal katılımcıladan gelen “İnsanlar neden isyan etmiyor, sokağa çıkmıyor?” soruları üzerinde açıklamalarda bulundu. Günümüzde örgüt ve örgütlenme kavramlarının olumsuzu çağrıştırdığı için insanların uzak durduğunu ancak kimsenin tek başına bir şey yapamayacağını vurguladı. Sıklıkla “repertuar” kavramını kullandığını, onun ise üçe ayrıldığını; birincisinin nicelik yani sayısal çoğunluk, ikincisinin uzmanlık bilgisinin kullanımının, üçüncüsünün ise medyaya seslenmek şeklinde olduğunu anlattı. Tepki göstermenin sadece sokağa çıkarak eylem yapmak olmadığını İran ve Arjantin örnekleri üzerinden verdi. Bu dönemde insanların nötr alanlara yani sanata yönelerek kendilerini ifade edip, seslerini duyurma çabasında içinde olduğunu sözlerine ekledi.

Panelden sonraki ikinci bölümde, forumda katılımcılar hem kısa görüş ve değerlendirmelerini sundular hem de panelistlere sorular yönelttiler; böylelikle panelistler de konuşmalarını detaylandırma fırsatı buldu.