Ben 35 yaşındayım. Yıllardır bu kentin sokaklarında haber kovalıyorum. Kendimi bildim bileli, kentin tam göbeğindeki o devasa teneke perdelerin ardının "çukur" olmadığı tek bir günü bile hatırlamıyorum. 1980’li yılların ortalarında temeli atılan ve mesleğe başladığımda içi su dolu 40 yıllık enkaz, kent suçuna mı dönüşüyor?
Nedir bu kördüğüm Basmane Çukuru hikâyesi?
Baştan başlayalım… Geçtiğimiz ay hayatını kaybeden eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura döneminde bu alan için ilk adımlar atıldı. Ama başta imar planları yapılmayan bir bölgeyi satışa çıkarmakla ilk hata yapıldı. Yani arazi ayıplı mal olarak satışa çıkarıldı.
Daha sonrasında "Serbest yükseklik" furyasıyla kentin tam kalbine dikilmek istenen devasa gökdelenlerin, "Dünya Ticaret Merkezi" hayalleriyle ilk temelleri atıldı. Hayata geçirilmesi, kente karşı işlenebilecek suçlar arasında yer alır. Bu sınırsız kat yüksekliği kararının iptal edilmesinde aslan payını Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur’a vermek gerekir. Çakmur ve sivil toplum kuruluşlarının hukuki mücadelesi sonrası, mahkeme tarafından “Serbest yükseklik” kararı iptal edildi. Bu konuda defalarca konuştuğum Çakmur, bu alanın Kültürpark ile birleştirilerek kentin bir değeri haline getirilmesi gerektiğini hep savundu. Bence de haklı.
Burada önceki dönem Belediye Başkanlarından Aziz Kocaoğlu’nun kente katkısını göz ardı etmemek lazım. Kocaoğlu yönetiminin TMSF ile yaptığı protokoller ve Folkart'ın da bir dönem dahil olup sonradan çekildiği ihale süreçleri sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin alandaki hissesi yüzde 11'den yüzde 30'a çıkarıldı. Hatta, "Büyükşehir Belediyesi'ne ait yeni bir hizmet binasının bu alana yapılması" fikri ilk kez o dönemde resmi bir protokole bağlandı. Ancak bu gelişmenin ardından atılan adımlar yetersiz kaldı ve Kocaoğlu başkanlığa veda etti.
Tunç Soyer’in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini devralmasının ardından yeni bir tez ortaya kondu. Soyer; inşaat yapılamadığından dolayı sözleşme şartlarının ihlal edildiğini, bu alandaki tüm hakların İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmesi gerektiğini savundu. TMSF yetkilileriyle yeni bir pazarlık masası kuruldu. Soyer, kentin farklı noktalarında bulunan İzmir Büyükşehir mülkleri için takas teklifinde bulundu. TMSF’nin yaptırdığı ekspertiz sonrası bu önerilerin bedeli karşılamadığı belirtildi. Son kertede, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tüm hakları satın alması yönünde bir mutabakata yaklaşıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi TMSF’den kredi çekerek, bu alanı satın alacaktı. Ancak kent için en iyisi olacağını düşündüğüm o anlaşma masası dağıldı. Bunun İzmir adına büyük bir kayıp olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğim.
Cemil Tugay döneminde, Tunç Soyer'in açtığı bu davanın sonucunu ve yıllarca sürebilecek Yargıtay aşamalarını beklemek yerine; Aziz Kocaoğlu'nun TMSF ile anlaştığı o yüzde 30'luk formüle geri dönüldü. Eski planlara geri dönüldü. Böylece İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu alanda hizmet binasını yapacak. TMSF ile bir protokol imzalandı. Protokol ile ilgili sadece Büyükşehir’in hizmet binasının yapılacağı yönünde bilgi verildi.
Gerisi ne olacak? İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkını aldı, TMSF’nin ya da müteahhit firmanın insafına mı kalacak?
Bu karara, CHP’li milletvekilleri başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları büyük tepki gösterdi. Yargıya taşınacağı söylendi.
Çünkü ortada İzmir 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde devam eden; sözleşmenin geriye dönük feshi ile tapuların tamamının belediyeye devrini talep eden bir dava var. DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın’ın meclis gündemine taşıdığı önergeye göre; dosyada 2022, 2024 ve en son 2025 tarihli üç ayrı bilirkişi raporu bulunuyor. Raporlarda, sözleşmenin geriye etkili feshi ve taşınmazın belediye adına tescili talebini destekleyen bulgular var. Yani İzmir'in, kendi öz malı olan bu devasa alanın yüzde 100’ünü geri alma şansını hukuken yakalamış olduğu vurgulandı.
Oysa yargı kentin lehine işlerken, yüzde 100 kazanma ihtimali varken, Büyükşehir Belediyesi neden davasından feragat edip yüzde 30’luk (31 bin 200 metrekarelik) bir hizmet binasına razı oluyor?
Toplam 104 bin metrekare inşaat alanının yüzde 70'i, yani şehrin tam kalbi, sadece bir hizmet binası kazandırmak adına özel sermayeye teslim edilmemeli. Bunun birçok örneğini ülkemizde gördük. TMSF, kentin bu feragati sayesinde arazinin devasa ticari kısmını 75 milyon dolar muhammen bedelle satışa çıkardı. (Oysa TMSF bu araziyi yıllar önce 80 milyon dolara satışa çıkarmış, Aziz Kocaoğlu yönetimi karşı çıkıp süreç iptal edilmişti.) Bir diğer konu ise, geçen yılların ardından İzmir’in göbeğindeki bu alan değer mi kaybetti?
Açıkça ifade edeyim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın bu konuda samimi olduğunu düşünmüyorum. Samimi olsaydı ilk olarak bu rakama itiraz ederdi.
Burada göz ardı edilmemesi gereken bir diğer mağduriyeti de yatırımcılar yaşıyor. Bankaların batmasıyla birlikte, irili ufaklı yaklaşık 94 bin yatırımcı yıllardır bu kördüğümün çözülmesini bekliyor. Yatırımcılar arasında hali vakti yerinde, yatırımlarına devam eden iş insanları olabileceği gibi, kıt kanaat biriktirdiği paralarını bu araziye yatıran yatırımcılar da bulunuyor. Bir yanda enkazın bir an önce kaldırılmasını ümit eden binlerce insan, diğer yanda ne zaman biteceği bilinmeyen bir hukuki süreç var. Gerçekten büyük bir kördüğüm.
Şunu aklımızdan hiç çıkarmamamız gerekiyor: Belediye başkanlığı makamı, ticari bir şirketin yönetim kurulu başkanlığıyla karıştırılamaz; kamunun hakkı kâr-zarar tablolarına indirgenemez. Elinizde, söz konusu arsanın tamamını kente geri kazandırabileceğinize dair kapı gibi bilirkişi raporları dururken gidip o protokole imza atmak, bir 'faydacılık' veya 'çözüm odaklılık' değil; düpedüz İzmir’in geleceğinden verilmiş ağır bir tavizdir.
Tabii burada büyük bir parantezi de TMSF’ye açmak zorundayız. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olan, milli hasılaya ve ülke ekonomisine sunduğu devasa katkı tartışmasız olan İzmir, böyle bir dayatmayı mı hak ediyor? Kentin tam göbeğindeki böylesine kritik bir alanın kaderi, yüksek yoğunluklu rant projelerine mi terk edilmeliydi? İzmir'in kalbine saplanacak bu yüksek yoğunluklu beton kütlesi kente ne kazandıracak da bizden bu tavizi vermemiz bekleniyor?
Bizim kuşak bu çukurla doğdu, bu çukurla büyüdü. Elbette o teneke perdelerin kalktığı günü hepimiz görmek istiyoruz. Ancak bunu yaparken kamu mülkiyeti, "yeter ki bina yapılsın" aceleciliğiyle 75 milyon dolarlık ihale masalarına meze edilemez. Aksi takdirde bu imza, ilerleyen yıllarda kente karşı işlenmiş en büyük ayıplar arasında yerini alacak.