Daha önce de yazmıştım; yazı yazmak mükemmel derecede rahatlatıcı, uçurumdan aşağı avazın çıktığı kadar bağırmak gibi. Kimi yazmakla rahatlar, kimi sporla, kimi müzikle veya okuyarak. Ama kimi de var ki dedikodu fitne fesatlık yaparak.

“Aptallara göre insanlar ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar.” Albert Einstein

Ben bu yazımda çeşitli kurumlara çöreklenmiş olan kötülerden bahsedeceğim. Asalak insanlardan.

Bitki olsun, hayvan olsun, mantar olsun veya mikroorganizma olsun her grubun asalak türleri vardır. Biz bunlara parazit türler deriz. Bunların en zararlıları dokuda iltihaba sebep olanlardır. İşte bireyin sağlığına kavuşması için o iltihabın özenle kurutulması gerekir. Sivrisineklerden kurtulmanın yolunun bataklığın kurutulmasında olduğu gibi.

İnsan türü dışındaki asalakların asalak olmasının tek bir nedeni vardır. Bunların sindirim enzimleri yoktur. Tüm canlıların besinlerden yararlanabilmesi için onları sindirmesi gerekir. Çünkü canlılar bu sindirdikleri besini hücrelerine geçmesini sağlayarak canlılıklarını devam ettirebilirler. Hücre onların yaşamsal faaliyetlerinin gerçekleştiği birimdir. Besine enerji ve yapım için ihtiyaçları vardır. İşte bu besinlerin sindirilmesinde görevli olan moleküller sindirim enzimleridir ve parazitlerde bu sindirim enzimleri yoktur. Öğrencilerime parazitlerden bahsederken onlar için üzüldüğümü ifade ederim. Şaşırırlar. Ama doğru. Parazitliklerinin sebebi besinleri sindirecek mekanizmaya sahip olmamaları. Evrim onların yüzüne de bu şekilde gülmüş. Bu nedenden dolayı konak canlıya ihtiyaç duyarlar. Onların mekanı hazır sindirilmiş besinlerin bulunduğu yerlerdir. Bizde örneğin; bağırsaklar ve kandır bu besinlerin bulunduğu yerler. Ee durum böyle olunca, bizim besinimize ortak çıkınca, bir de üstüne üstlük bizden kendilerini koruyabilmek için toksik maddeler salgılayınca, bu parazitler haliyle hasta olmamıza sebep oluyorlar. Hemen antibiyotik.

Ama asalak insanlar. Onlar için biyolojik bir sebep yoktur. Gayet davranışsal bir sorundur onların ki. Asalaklıkları kötülüklerindendir. Asalak insanlar ikiye ayrılırlar. Bireysel davrananlar ve grup halinde hareket edenler. Bireysel davrananların zararı çevresinde iletişimde olduğu birkaç kişi ile sınırlıdır o yüzden tahribatları diğerine göre daha azdır. Grup halinde hareket eden asalak insanların konak olarak seçtikleri yerler genellikle kalabalık ve sosyal yerlerdir. Bu yerlerde zarar verme potansiyelleri çok yüksektir çünkü. Bunlar çeşitli kurum, dernek, sendika ve partiye çöreklenmiş durumdadırlar. Bunlarla karşılaşmak zor değil. Çalıştığımız işyerinde, örgütlü olduğumuz çeşitli derneklerde, sendika ve partilerde. Hele büyük partilerde bunlardan geçilmez çünkü onlarda sosyal çevre edinmenin yanında maddi çıkarlar da söz konusudur.

Bu tipler içinde bulundukları konak kurumun öyle bir kanını emerler ki  bunun herkes farkındadır konak kurumun yöneticileri bile. Bazı yöneticilerin bunlara ihtiyacı vardır yalakalıkları hoşuna gider. Bazılarının ihtiyacı vardır çünkü konak kurumda tüm ayak işlerini bunlar yapar. Her işe koşturdukları içinde her türlü asalaklığı zarar vermeyi de kendilerinde hak görürler.

Konak kurum bu asalaklarla döner mi? Döner ama hep kayıplarla ve kan kaybetmelerle. Bu yüzden de olduğu yerde sabit kalır gelecek için bir arpa boyu yol alamazlar.

İşte bu nedenledir ki; çalıştığınız işyeri olsun, örgütlü olduğunuz sendika, dernek veya parti olsun, eğer kendinizi Einstein’ın sınıflandırmasındaki iyi insan kategorisinde görüyorsanız bulunduğunuz yere sahip çıkın. Bu geriletici unsurlara ödün vermeyin. Meydanı onlara bırakmayın yani. Yoksa gelecek için bir adım bile atamayız, olduğumuz yerde döner dururuz.

Hemen bu kurumlara birer kutu antibiyotik lütfen...