8 Haziran sabahı hiç olmadığım kadar özgür hissetmiştim kendimi. Etrafımdaki birçok kişide görmüştüm o mutluluğu, heyecanı. Sonrasında öylesine kursağımda kaldı ki bu his, keşke dedim baştan hiç bu kadar umutlanmasaydım

Bedenleri paramparça olmuş arkadaşlarımız için Taksim’de buluştuğumuzda böyle dedi bir dostum.

Umudu ve karamsarlığı bir arada yaşıyoruz

"Elimizde canlı bomba listesi var ama Türkiye bir hukuk devleti, eylem yapmadan tutuklayamayız" diyen, Suruç katliamının olay yerinde ölen canlı bombasını yakalayıp hukuka teslim ettiklerini iddia eden adamın yönettiği ülkede yaşıyoruz. “İstifa edecek misiniz?” sorusuna sırıtan arsızlara ‘tahammül etmek’ durumunda kalıyoruz. Ve daha da acısı, etrafımızdaki iki ya da üç kişiden birinin hala bunları desteklediğini biliyoruz. Öylesine karamsar halimiz…

Bu tarafta; bir daha kimse ölmesin diye gittiği ama vücudu param parça edildiği için geri dönemediği barış mitingine dair, “Gel demekle gelmiyor. Umut edip beklemek acizlere göre. Kaçıp saklanacak vakit değil. Sevgi emek ister ya. Ekmek ve huzur için de emek. Ankara'daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı kızıma sefa olsun...” yazan Hakan Akalın… Ama böylesine de güzel bizim arkadaşlarımız…

Ama diğer tarafta;Allah bilir gerçek amaçları neydiyse, ameller niyetlere göreymiş, niyetleri teröristlere destek olmaktı” yazmış namerdin biri… Böylesine gözü körelmiş, kalbi kurumuşlarla bir aradayız…

Bir tarafta,Oluk oluk kan akmışken–ki böyle olsun istedi iki reis de- Ama bayrak, ama polisimize, ama toprak, ama onlar da…” diyenler… Çekirdek çitleyenler, film izleyenler, ne bileyim işte… 9 Yaşında Veysel’i görmemiş, duymamış, o güzel gözlerine bakmamış gibi, hiç bunlar olmamış gibi, Veysel Deniz bomba ile ölmemiş gibi, çocuklarıyla pikniğe gidenler… Böylesine lanetli, karanlık halimiz…

Ama bu taraftan;Bir kızım gitti, binlerce kızım geldi” diyen Şebnem’in annesi… “Kimsenin canı yanmasın. Benim kızım barış olsun, kimse ölmesin diye oradaydı. Benim kızım Laz’dı. Onun yanında Kürtler öldü, Çerkesler öldü, Türkler öldü, çocuklar ve barış isteyen insanlar öldü. Ses artık duyulsun” diyen Elif’in babası… Korkmaz’ın ablası, Dicle’nin arkadaşları, Dilan’ın annesi, Ali Deniz’in yoldaşları… Bizimkiler, hepsi birbirinden insan…

**

Bir taraftabelki kısa sürede hemen her şey düzelmeyecek’in karamsarlığı… Diğer tarafta, ‘belki kazanamayacağız ama kaybetmeyeceğiz de’nin inadı, umudu, insana yakışırlığı…

Milyonlarca yoksul emekçi, hâlâ o ya da bu sebeple; yurt dışında alışveriş merkezi kapatanları, çocukları paraları sıfırlaya sıfırlaya bitiremeyenleri, katilleri destekliyor. Evet…

Ama milyonlarcamız da, bir yıl içinde ikinci kez bombalarla katledilmiş olmamıza rağmen, -ki ölüm artık hepimize daha yakınken- -ki şans eseri yaşıyorum, ben de ölebilirdim diyenlerin sayısı bunca çoğalmışken-, ateşin düşüp yaktığı yerler, bu kez coğrafyanın doğusunda kalmayıp, batısı, kuzeyi, güneyine de yayılmışken, korkmuyoruz, bir adım dahi geriye atmıyoruz! Bu da memleketin halet-i ruhiyesinin onurlu hali…

Yok! Öyle bardağın dolu tarafından bakalım falan da değil… -Ki bardağın dolu tarafını kafamızdan aşağı döktüler; kalmadı sabır, kalmadı sağduyu, kalmadı annelerimizin ‘bize yakışmaz evladım’ları- En az 102’si ölmüş, en az 500’ü yaralanmış halk, bir gün sonra aynı meydanı doldurdu on binlerle… İşte, umutsa, tam da burada… Mitinge gitmeden önce ‘aman evladım, bunlardan her şey beklenir, gitmesen mi acaba’ diyen analar, katliamdan sonra en öne geçtiler…

O taraftan korkacağımızı bekleyenler, mitingden sağ döndüğü için vicdanı sızlayan, arkadaşlarını koruyamadığı için kendine kızan milyonları buldu karşısında… Çok açık ve net, kimse korkmadı.

Katliam öncesinden bir adım gerisinde değil barış mücadelesi yürütenlerin hali… Bu kez gözü yaşlı anasıyla, öfkeli babasıyla sokakları dolduran gençler, ‘korkmayacağız, yılmayacağız, susmayacağız, geri durmayacağız, unutmayacağız, affetmeyeceğiz’ diye ant içti… Gencecik çocukları bombalı saldırılarla sınadınız, arkadaşları için ant içirdiniz ya, asıl siz korkun bundan gayrı…

Ben artık yokum” diyen yok bizim tarafta… “Bundan sonra bir adım geri durursam namerdim. Bu da böyle biline...” diyen çok…

**

Umudu da karamsarlığı da bir arada yaşıyoruz. Doğru. Ve artık, daha keskin bir şekilde, bizim taraf var, sizin taraf var… Bu da doğru…

Bir kere taraf olmaya başladık ya, su akar yatağını bulur; elbet doğru öğrenir bu halk tarafların nereden birleşip nereden ayrıldığını… Ama siz, o tarafın bezirgânları, bilin ve sabitleyin yerinizi…

Biz korkmayacağız, yılmayacağız, geri durmayacağız.

Siz, “Korkacaksınız, titreyeceksiniz, yıkılacaksınız”

Adiler…

(Ekim 2015 / İstanbul)