Yönetenlerin yönetme becerisi, kendi çıkarlarını bütün bir toplumun çıkarları olarak, kendi düşüncelerini bütün toplumun düşünceleri gibi kabul ettirebilmesidir. Bu beceriyi kaybettiğini düşündüren koşullarda ise “korku”, “saldırı” politikaları daha görünür hale gelir.

2015 yılında, “400 vekili verin kurtulun” sözlerinden sonra yapılan tüm seçimlerde, tehdit ederek yönetme tarzı seçimlere damgasını vurdu. Seçimler öncesinde ve sonrasında korku ve saldırı sopası her daim halkı dize getirmenin, kendi çıkarına ikna olmayanları hizaya sokmanın aracı olarak yönetenler tarafından kullanılıyor.

TAHAMMÜL SINIRI VE KORKU

Kılık değiştirerek, “işsiz kalırsam”, “borçları ödeyemezsem” ve benzerleri ile gündelik yaşamda kendisini gösteren korku, siyasetin ana aracı olduğu an, kâbusa dönüşüyor. Gelenekselleşmiş siyaset dili olarak, bölünme korkusu ile birlik ve beraberliğe haddinden fazla vurgu, devlete kutsiyet, içerde ve dışarda düşman yaratılması ve büyütülmesi, muhalif olan kendi çıkarına ters düşen herkese “ihanet” mührü, korkuyu aracı gören ve kendisi de korkan iktidar için vazgeçilmez araçlar halini alıyor.

Saldırı politikalarını arttıran her iktidar, korkusuna bağlı olarak aynı biçimde korku politikalarını da geliştirir. AKP iktidarında da gelişen “seçimi kaybetme korkusu”, saldırganlığı ve korku üretimini beraberinde getiriyor. Olası tüm ittifakların gelişebileceği bir zemin yaratmak isteyen iktidarın hata yapma şansı azalıyor, tahammül sınırları düşüyor. Türkçe-Osmanlıca tartışmaları ile MHP’nin eleştirilerinin hedefi olan Mahir Ünal’ın görevden affını istemesi -alındı olarak da düşünülebilir- iktidarın, küçük ortağına olan ihtiyacını-bağlılığını-mecburiyetini, ittifakta olası küçük fikir ayrılıklarına bile tahammülü olmadığını ve korktuğunu yeniden gösteriyor.

İTİN! DÜŞECEKLER

Sorgusuz sualsiz itaat eden bir toplum için devletin tüm mekanizmalarını korku üretim araçlarına dönüştüren AKP’nin, seçim yaklaşırken, elindeki güçlü aygıtlar da düşünüldüğünde neler yapabileceğini kestirmek zor. Ancak şu kesin ki dezenformasyon yasası, TTB başta olmak üzere meslek örgütleri üzerinde geliştirilen baskı politikaları ve daha nice hamlelerle korku politikası daha hakim kılınmak istenecek. Korku politikalarının önemli ayaklarından biri olan yalan üzerine kurulmuş propaganda daha fazla güçlendirilecek.

Eşitsiz koşullarda mücadele eden yöneten ve yönetilenler arasında gelişen çelişkinin yönü, yalana karşı gerçeğin geniş halk kesimlerinin buluşmasına göre değişecek. Halk görünüş ile gerçek arasındaki perdeden sıyrılabildiği, korku yayanın korkusu görüldükçe cesaretlenecek, hep bir ağızdan “itin düşecekler” sesleri yükselecek.