Henüz ergen kardeşlerimle sokak röportajları bu kadar popüler değil iken, hala büyüğe saygı palavrası bu ülke insanlarının kanında zehir gibi dolaşırken şunu savunup, yazıyordum: Hiç kimseye sadece benden daha önce doğduğu için saygı duymak zorunda değilim.
Torununa, evladına hallenen irfan sahibi Anadolu insanları bu kadar afişe olmadan, ülkenin ensest ilişki sıralamasında üst sıralarda yer aldığını öğrenmeden önce yani..
Çünkü bana bunu daha küçücük bir çocukken büyüdüğüm sokağın bakkalı öğretti.
Adı çukur bakkaldı.
Annem yemek yaparken ne eksikse evin küçüğü olduğum için bana o görevi verirdi...
Git salça al, tuz al, ekmek al...
Ayaklarım geri giderdi.
Çünkü çukur bakkal amca her alışverişten sonra çenemden tutup bir öpücük alırdı!
Bu arada çukur bakkal amca ve karısı mahallelinin saygı duyduğu, hürmet ettiği bir aileydi.
Bir süre çocuk aklımla bakkal amca demek ki beni çok seviyor derken bir şeylerin ters gittiğini anladım.
***
Sıcak bir yaz günü mavi Pinokyo marka bisikletimle sokakta volta atarken yine bisikletiyle mahalle arkadaşım Erdem heyecanla bağırdı "Çukur bakkal öldü!"
Ölümle ilk tanışmam...
Mahallenin bütün çocukları bakkalın önüne toplandık.
Çukur bakkal küçük tezgâhının arkasındaki koltuğunda kafası arkaya düşmüş... Nefessiz.
Büyük ihtimal arkadaşlarım da benim gibi ilk kez cansız bir beden gördü.
Ama biz hiç korkmadık.
Güldük.
Arkaya düşmüş kafası, açık ağzı... Çok zararsızdı. Artık bizi korkutamazdı.
Çocuk beyni, ruhu süngerdir.
Benim şu anda eşek kadar insan olmuşken ölümden hiç korkmamamın ve sadece yaşlı olduğu için birine sorgusuz sualsiz saygı duymamamın sebebi o sıcak yaz günü yaşadığım andır.
***
Büyüklerine saygı duy!
Bu topraklarda yaşayanlara öğretilmiş en büyük palavra.
Şimdi o güzel çocuklar bunu biliyor.
Başları dik..
Dolu başak tanesi gibi.
Eğilir sallanır bükülür gibi görünse de teslim olmaz.
Geleceğimiz. isyanımız, umudunuz o çocuklardır.