banner148

Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun Cumhurbaşkanına bağlanması, Türk Tipi başkanlık rejiminin, çalışma hayatına getirdiği zorbalık mıdır?

Zorbalık değil, yeni işkence yöntemidir.

Mutfaklar yangın yerine dönmüş müdür? Dönmüştür. Ceplerdeki delik büyümekte; Enflasyon durdurulamamakta; Emekçilerin zar zor doydukları ücretleri her geçen gün erimektedir. Yeni düzende kimse yoksulluğu tartışamaz hale getirilmekte ve emekçiler açlığa mahkûm edilmek istenmektedir. Elbette açlıkla terbiye edilmek istenen emekçiler bu düzeni kabul etmeyecek. Asıl soru, suya zam, ekmeğe zam ile yoksulluğun işkencecisi kim? Ülkemizde dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.714 TL. Sosyal devlette amaç, yoksulluğun yönetilmesi değil yok edilmesi olmalıdır. 1 milyon insanımızın "Tantalos işkencesi" çektiğinin farkında mısınız?

Varlık içinde yokluğun bedelini yine yoksullar mı ödeyecek? Bu topraklarda 3000 yıl önce yaşanan efsane gerçek mi oluyor?

The Punishment of Tantalos (Tanatalos'un Cezası) – Gioacchino Assereto (1600-1649)

Bir zamanlar İzmirli hemşehrimiz Frigya kralı Tantalos, yanıbaşımızdaki bugünkü Yamanlar Dağı' nın sırtlarında yaşardı.

Tantalos sabahın ilk ışıkları ile uyandı. Deniz, dalga fısıltıları getiren tatlı esintiyi çiçek kokuları ile içine çekti. Gecenin yorgunluğunu hisseden gözleri yemyeşil ovanın üzerinde bir kuğu gibi süzülen beyaz kartallara ilişti. O bir kraldı. Yamanlar’ın körfezi kuşbakışı gören yamacında “Tantalis” kentini kurmuştu. Babası Zeus annesi Pluto'ydu. Pluto zamanı yarattığı ve zaman içinde seyahat ettiği söylenen Kronos'un kızıydı. Bu akrabalık ilişkileri sayesinde kurucu kral, Nif Dağı’nda (Olympos), tanrılar sofrasında ambrosia(*) yiyip, nektar içebiliyor, kendisi de tanrıları sofrasında ağırlayabiliyordu. Herkes önünde saygıyla eğiliyordu. Oysa yaşayan tüm varlıklar ölümlüydü. Tantolos onlar gibi olmak istemiyordu. Sonsuza dek yaşama hırsı benliğini kapladı. Kafasından söküp atamıyordu. Düşünce denizinde fırtınalar yaratan şeyi. O da tanrı olmak istiyordu. Bir sümer destanı olan Gılgamış Destanı'nda da işlendiği gibi ölümsüzlük arzusu insanın değişmez tutkusudur. Ölümlü kral bütün bu erdemli davranışlara sırtını yasladı. Tanrıları Sipylos dağına davet etti. Baharın tüm güzellikleri içinde onlara bir ziyafet hazırladı. sofralar kurdurdu. Neler yoktu ki taştan mermerden masaların üzerinde. Tütsülenmiş av etleri, garon sosu(**) ile hazırlanmış deniz mahsulleri. Kadınların saatlerce sabırla karıştırdıkları kuş üzümü çorbaları.

Sipylos 'un eteklerinde yeni toplanmış hardallar razaklar ve niceleri. Tantilisli Tantalos, tanrıları sınamak için olsa gerek, oğlu Pleops’u kesip, etinden pişirdiği yemeği sundu konuklarına. Eski hemşerilerimizin pek sevdiği tarım ve verimlilik tanrıçası Demeter, ağzına ilk lokmayı atar atmaz fark etmiş ihaneti. Pelops'un omzundan aldığı parçayı anında tükürüvermiş. Zeus hemen Pleops’u diriltip, lokmanın alındığı boşluğu fildişiyle örtmüş. Affedilir gibi değilmiş. Kibirli kral öz çocuğunu ikram etmiş ve ölümsüzlük nektarından çalmaya kalkmıştı. Tanrılara karşı gelmişti ve cezalandırılması gerekiyordu. Af talepleri boşunaydı. Zeus öfkesini dindirememişti. İlk olarak İzmir’i yerin dibine batırarak yerine Karagöl’ü oluşturdu. Bu küstahlığı yapan kralı, dünya durdukça, diz boyu su içinde susuz, meyve yüklü dallar arasında aç kalma cezasına çarptırdı. Tantalos varlık içinde yokluğa terk edildi. Kral susayınca sular onun olduğu yerden uzaklaşıyordu. Acıkan karnını doyurmak için uzandığı meyve dalları ondan kaçıyordu. Neye el atsa yok oluyordu. Nasıl bir ıstıraptı bu?

Anadolu'nun hiç bir yeri yoktur ki bütün insan oğullarına mal olmuş söz ve deyimlerin kaynağı olmasın. Bütün dünya dillerinde o gün bugündür, böylesi acımasız cezaya “Tantalos işkencesi” denir.

Joseph Heintz, The Ejder(1535)

Tantalos Efsanesi bir çok ressama ilham kaynağı olmuştur.

Unutmayalım, tarih, halkın ruhu ve belleğidir. Oysa, yaşadığımız topraklarda ki masallar bize tarihimizi fısıldayabilir. Tantalos'ta bir zamanlar tanrıların gücünü sınamak istemişti. Yoksunlukla cezalandırıldı. Bugün de evinde oturup televizyonlarda (öyley-miş gibi hayatlarda) gördüğü yiyecek ve içeceklere ulaşamayan milyonlarca fakir insan (kral) var. Ülkemizde her sekiz evden biri açlıktan, her üç evden biri yoksulluktan mustarip.

Masalların gerçek olup olmadıklarına siz karar verin.

*Ambrosia (Tanrıların yiyeceği, "sonsuz hayat" veren balımsı bir madde)

** Garon sosu (Antik çağda yemeklerde sık kullanılan balık sosu)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Berna Arıcan 2018-07-18 20:56:06

Mitolojiden bugüne kurduğun köprüyü, çiçeksi dilinle süslemişsin. Çok beğendim.

Avatar
cengiz bal 2018-08-03 09:12:42

yıllar varki açlıkla ilgili bir yazıyı tanrılarla ilişkilendiren bir yazar okumamıştım..mükemmel olmuş kaleminize sağlık demekten öteye gidemem ..düşsel aforizmalar kurmak isteyenlere şiddetle öneriyorum

banner32

banner33

banner1

banner34