Şarlatanlık; her sokak köşesinin bekçisi, her haber kanalının müdavimi, her ölümlünün mutlak bir gün tadacağı kafa ütüleyicisi, şüphe tohumcusu, mesleksiz ve mesnetsiz bir durum, bir yaşam sömürüsüdür.

Şarlatanlık; her birimizin ayrı ayrı veya birlikte inanabildiği, reddedebildiği, gülebildiği, hafiften bir şüphe tohumu ile “hadi ya” diyebildiği, çağı hep geriden takip eden ama hep satabilen bir pazarlama yöntemidir.

Şarlatanlık; sadece “hafızaların 24 saate ayarlı olduğu” bir ülkeyi değil dünyayı işaret eder ve sadece “her şey olup rezil olama[1]” yanların dünyasıdır.

Şarlatanlık; lügatine göre, tıp hekimliği, diş hekimliği, veteriner hekimlik veya eczacılık üzerine herhangi bir eğitim ve lisansı olmadığı halde bu meslekleri icra eden sahtekarlar için kullanılan bir hukuki terimdir.[2]

Şarlatanlık; epistemolojisine göre, çok ve gürültü konuşmadan gelir.

Şarlatanlar; hikayesine göre, Papalıktan daha ucuza taklit edilmiş günah bağışlama vesikaları satanlardır.

Uzun lafın kısası, şarlatanlık bir yaşam biçimidir, benim, senin, bizim yaşamlarımız üzerine çökmüş, neredeyse insanla yaşıt bir sahte hayal satıcılığıdır.

Noam Chomsky, DiEM25’in internet üzerinden gerçekleştirdiği "Koronavirüs sonrası dünya" söyleşi dizisinde yaptığı konuşmada şu cümleleri kuruyordu;

Küresel salgınların muhtemel olduğu uzun zamandır biliniyordu. SARS’ın biraz değişmiş hâli ile bir Koronavirüs salgını olmasının muhtemel olduğu iyice anlaşılmıştı. 15 yıl önce virüsler tanımlanmıştı, aşılar vardı. O dönemde, dünyanın her yanından laboratuvarlar olası bir Koronavirüs salgınına yönelik bir koruma sağlamak için çalışabilirlerdi. Bunu niye yapmadılar? Piyasa göstergeleri yanlıştı. İlaç şirketleri -kaderimizi özel tiranlıklara devrettik- kamuya hesap vermeyen şirketleri ellerinde tuttular. Bu durumda, büyük ilaç şirketleri söz konusu. Onlar için ise yeni vücut kremi yapmak, insanları nihai bir yıkımdan kurtaracak bir aşı bulmaktan daha kazançlıydı.[3]

Birleşik Devletler’in eski başkanlarından Ronald Reagan, hani “Çevreciler boşuna endişeleniyorlar. Bir nükleer enerji istasyonunun bir yıllık atığını, masanızın çekmecesinde bile saklayabilirsiniz.” cümlesini kurabilen yeteneksiz film oyuncusu, bugünkü Amerikan tipi sağlık sisteminin mimarlarından biridir.

Aynı söyleşi de Chomsky bugünkü başkan hakkında da şunları söylüyordu; “Kendisi bir faşist olduğundan değil -herhangi bir ideolojiye sahip olacak biri değil, sadece bir sosyopat ve kendini düşünen bir birey- ama duygu ve korkular aynı. Dünyanın ve ülkenin kaderinin sosyopat bir şaklabanın elinde olduğu düşüncesi akıllara ziyan.

Bir şarlatan, yukardakileri okur ve bizlere bir komplo teorisi üretir; ulaşılamayacak, çözüm olmayacak, umutsuzluk ve yaşamsızlıktan başka bir vaadi olmayan, bencillikten öte geçmeyen gelecek bir hayal öyküsü satar bize.

Dünyayı düz satar, binlerce hastalığa ilaçsız çözüm satar, cennette yer satar, aşısız toplum satar, asilik yapamayacağın kadar yüce güçlerin yönettiği bir dünya satar.

Gen satar, ırk satar, ayrımcılık satar. Suskunluk ve korku satar.

Sattıklarının alıcıları olduğu için dünya bu haldedir.

Ve dünyanın üzerinde bir sürü felaketten sonra akıllanan insan bir başka felakete kadar birçok şarlatanın müşterisi olmuştur.

İnsan, bir müşteri olmaya devam edecek midir?

Yoksa…

Murathan Mungan’ın dediği gibi; “Hepimiz en iyi yaptığımız şeyi en iyi biçimde yapmayı sürdürerek muhalefet edebiliriz. Bizi biz yapan şey ‘Evet’lerimizden çok ‘Hayır’larımızdır. Hayır demek bilinç ve güç gerektirir. Evetlerin çoğu itaat yatkınlığıdır.”[4] bir ihtimal var mıdır?