'99 yazında üniversiteye kaydımı yaptırmak için geldiğimiz güne kadar İzmir, yaz tatillerini anneannemlerde geçirdiğim şehirdi. Kayıttan sonraki günlerde Bornova'da bir ev tutmamızla, bu şehirde tek başıma yaşamaya başladım.19 yaşımda, elli bin nüfuslu küçük bir şehirden iki milyonluk bir şehre taşıdığım, yaşama dair ne kadar anlam varsa hepsi önüme çıkan engeller oldu , hiçbirisi büyük şehrin beklentileriyle ve gösterdikleriyle örtüşmedi. Küçük bir şehirde tanınan bir ailenin prensi iken bu kalabağın içinde herhangi biriydim. Doktor olan babamın "doktor ol oğlum" öğütleriyle başlayan üniversite maceram doktor olduğum zamanda bile " gerçekte ben kimim ne olmak istiyorum" sorularına cevap aramakla geçti. Çocukluğumdan beri bana kendimi iyi hissettiren yazmak eylemi böyle zamanlarda hep yardımıma koştu. Kendimi kendime anlatmam, kendimle dertleşmem oldu. Gördüklerimle algıladıklarım arasındaki farkları seçmemi sağladı. Bu yazdığım şiir de öyle anlardan birinde 2004 ya da 2005 senesinde yazılmıştı. (Büyük kısmı) İzmir'in Karşıyaka Çarşı'sını neden bu kadar  sevdiğimi ve hala neden sürekli oraya gitmek istediğimi artık az çok biliyorum. İlk gençliğinizde asla size bakma ihtimali olmayan birine aşık olmadınız mı hiç? Ve peşinden koşup hep takip etmediniz mi ? Bu çarşı da asla ulaşamayacağımı düşündüğüm bir sevgili gibi her fırsatta belki bir ihtimal beni fark eder mi? diye peşinden koştuğum birisi işte..

KARŞIYAKA ÇARŞI
Hatırladığım kadarını anlatabilirim,
tabii ki siz daha iyisini bilirsiniz,
bilirsiniz mutlaka
Dolmuş durakları falan vardı 
Şimdi metro istasyonu olan yerde,
adamlar bağırırdı
 'karşıyaka bilmem nere'diye
dolmuştan inerdik orada çocukluğumda, 
sonra çarşı;
Çocukluğum dedim diye sakın şimdi okutmayın bunları o imgeci aptallara,
Anladınız siz kimi dediğimi;
Hani şu herşeyi sertleşmemiş penisler koca rahimler sanan salaklara
ki -onlar bir arıza mutlaka bulacaktır - yazdıklarımda.
ben size hastalık anlatmıyorum ama.
İşte kendiniz okuyun o yüzden.
Çarşıya inerken türlü ses türlü kalabalık.
Ben alışık değilim tabi,küçük caddeleri biliyorum 
daha  küçüğüm ve küçük bir şehirde yaşıyorum.
Hoşuma giderdi, insanlar
Çok ciddiydiler herkesler
Kimse kimseyle selamlaşmazdı
Nasıl tanısın herkes birbirini
Yolun sağında solunda uzak ara çalgıcılar, aman karışmasın sesler.
Hoşuma gider şimdi de sevgi göstermesin kimse kimseye
Kocaman adamlarız sevgiden bize ne?
Aman. Ciddi bir iş yürümek bu caddeden ve siz önemli insanlarsınız
Aman tebessüm de etmeyin
Ciddi iş yaşamak.
Severim bu çarşıyı
Hala da en sevdiğim yeri İzmir'in,
kalabalıkta kendini önemli sanan insanların içinden
'Zaman nasıl da geçmiş' denen bir hızla denize
-deniz ki sonsuzluk huzur ve ölüm-
Yürürdük.
yürümekten öte inişe geçersiniz...
Herkes kendi seçtiği vitrinlere bakar, herkes kendi alışverişinde
Pastaneler, dönerciler,
elbiseciler, talih kuşçular 
İnerdik 'zaman nasıl da geçmiş' denen bir hızla
Tamam benzer birşeyler başka başka birşeylere 
tamam benzer,
Ama herşeyi birşeye benzetmeye çalışmayın artık bu yolda
Neyse iniyoruz bu çarşıdan işte bu inişi seviyorum ben .
İzmir' de sonsuzluğa açılan bu caddeyi seviyorum kalabalıkların içinde.
Öyle yalnız falan da hissetmedim yani
Bayağı ' kalabalığın içinde kalabalık' işte...