İzmir’de Pasaport İskelesi yakınında her gün benzer bir manzara yaşanıyor. Kıyıya oturan balıkçılar, ekmek parçalarını yem yaparak kefal avlıyor. Oltalar basit, masraf az. Saatler süren bekleyişin ardından tutulan balıklar ya eve götürülüyor ya da elden satılıyor.
EKMEKLE TUTUYORUZ
Balıkçılar, özellikle kış aylarında kefalin kıyıya daha çok yaklaştığını söylüyor. “Masrafı yok denecek kadar az. Ekmekle tutuyoruz. Çıkarsa kazanıyoruz” diyorlar. Kefalin daha çok vatandaş tarafından tercih edildiğini, bu nedenle balıkları genellikle bireysel olarak sattıklarını anlatıyorlar.

ÇUPRA NİSANDAN SONRA
Nisan ayından sonra ise çupra sezonunun başladığını belirtiyorlar. O dönemde tuttukları çupraların restoranlar tarafından alındığını ifade ediyorlar. “Çupra olunca işler biraz daha iyi oluyor” sözleriyle sezon farkını özetliyorlar. İzmir’in merkezinde, vapur iskelesinin hemen yanında süren bu balık mesaisi, şehrin yoğunluğu içinde gün boyu devam ediyor. Kimi için günlük kazanç, kimi için evin mutfağına katkı olması bakımından önem taşıyor.
TABUTTA RÖVAŞATA’YI ANDIRAN YAŞAMLAR
Ortaya çıkan tablo, 1996 yapımı Tabutta Rövaşata filmini hatırlatıyor. Yönetmenliğini Derviş Zaim’in yaptığı film, büyük şehirde tutunmaya çalışan insanların hikâyesini anlatıyordu. Pasaport kıyısındaki balıkçılar da benzer şekilde, kentin kalabalığı içinde denizden gelecek kısmete bakıyor. Şehrin en işlek noktalarından birinde, gösterişten uzak bir geçim çabası her gün yeniden başlıyor. Oltalar suya bırakılıyor, gözler denize çevriliyor. Günün sonunda belirleyici olan ise yine denizin verdiği oluyor.

UNUTULMAZ FİLMİNİN KONUSU
Tabutta Rövaşata, araba sevdalısı bir otomobil hırsızının hüzünlü öyküsü. Rumeli Hisarı'nı mesken tutan Mahsun (Ahmet Uğurlu), evsiz-barksız işsiz ve kimsesi olmayan bir garibandır. Tüm dostları balıkçılardır. Sabahçı kahvesindeki çay borçlarına kadar her şeyine balıkçı dostlarından Reis'in (Tuncel Kurtiz) sahiplendiği Mahsun, otomobil çalarak yaşamını sürdürür. Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır. Geceleri çaldığı arabaları sabaha dek gezdikten sonra yerlerine bırakır. Çoğu zaman da onları garip bir coşkuyla, okşarcasına yıkayıp temizleyerek aldığı yere geri bırakır. Yine Reis'in sayesinde sandalyeler üzerinde uyuklamaktan kurtulur ve kahvenin tuvaletine bakma işini üstlenir. Bir gün, kahveye gelen eroin bağımlısı kıza (Ayşen Aydemir) aşık olur. Birden dünyası değişen Mahsun, hiçbir karşılık beklemeden, yatacak yeri olmayan kıza odasını açar. Ne var ki uyuşturucu bağımlısı kız, eroin almak için bedenini, bu açılan odada erkeklere satarak Mahsun'un saf dünyasında bir düş kırıklığı yaratacaktır.




