Merhaba Öner Bey

Sizinle yollarımız öyle çok kesişti ki! Gelgelelim merhaba deme olanağını yazık olsun yakalayamadım.

İlki 1970’li yılların ortalarında bir yerde, bir mektubunda Seçkin Cılızoğlu’nun önerisiyle Türkiye Yazıları’ndadır.

Kısa Öykü dalında Yunus Nadi Armağanını aldığınız Karıncayı İncitmeyen Adam öykünüzü okumamıştım daha.

Yarışma koşulları arasında bin sözcüğün aşılmaması şartının olduğunu, sizin öykünüz (ne bir eksik ne bir fazla) tam tamına bin sözcükten oluştuğunu dostunuz Ahmet Say’ın hakkınızda kaleme aldığı bir yazısından öğrenmem de öyle...

Yine o yıllarda C. Darwin’in yapıtlarına merak sarınca iyiden iyiye ezber etmiştik Ragıp Gelencik adını. Çeviri yapıtsa edinmek istediğimiz ilkin çevirmenine bakmayı da o yıllarda yazmıştık aklımızın duvarına. Sonrası Papirüs, Dize, Evrensel Kültür...

Dil ve Politika,² başka türlü bakmaya çağıran sesiyle sarsıcıydı. Ezberlerle ilgisi olmayan bambaşka bir yerde duruyor, diyalektik bakışınızla dili anlamaya/ anlatmaya çalışıyordunuz.

Aradan epey bir zaman, neredeyse yirmi yıl geçti. 2012’nin İzmir Kitap Fuarında, Evrensel Yayınlarının sergi yerinde Sennur ablayla (Sezer), Adnan abiyle (Özyalçıner) söyleşirken Adnan abi uzattı Dil Günlüğü’nü,³ “Bekirciğim, bak bu ilgini çeker senin...”

Kimi satırların altını çize çize, kimi sayfaların sağına soluna yıldızlar yaza yapıştıra, fuar bitmeden bitirdim kitabı. Ne çok kitap okumuştum dil üzerine! Yararlandığım da çok yapıt vardı ne ki sarsıcı, yeniden düşünmeye isteklendiren, katı, köşeli tutumları bir yana bırakıp yaratıcı, bütünlüklü bir bakış açısına çağıran yapıt sayısı az, çok azdı.

Dil Günlüğü’nden bir önerinizi, “rahmetli, merhum” yerine önerdiğiniz “anısı güzel”i, cebime koyup konuşmalarımda, sunumlarımda kullanmaya başladım.

Bir etkinliğin bitiminde şair Hidayet Karakuş, “Ne güzel bir sözcük kullandın Bekirciğim, iyi bulmuşsun!” deyince, “Öğretmenim, sözcük güzel ama marifet benim değil, Ragıp Gelencik dostun.” dedim. Sizi, Dil Günlüğü’nü, çevirilerinizi, yapıtlarınızı konuştuk.

Çok geçmeden bir konuşmasında Hidayet Karakuş, artık aramızda olmayan dostlardan birini sizin “anısı güzel”inizle anınca çok sevindim. Başka dostlar da kullanmaya başladı “anısı güzel”i... Sonra kimin söylediği, kimden duyulduğu unutuldu, ne güzel, anonimleşti bu öneriniz... Dost meclislerimizin birinde, Kara” şiirinin bir bölümünde şair İlhan Soytürk, şu dizelerini seslendirdi: “Öyle mahzun durma, kalk ayağa/ Anısı güzel insanlar için/ Yarımşar yudum içelim zahmet-i azimeyle/ Cennete de gidelim...

Aradan birkaç yıl geçti. Bir okul etkinliğinde çocuklara, onlar için yazılmış şiirlerden örnekler seslendiriyorum. Bir ara söze, “Sırada anısı güzel Refik Durbaş’tan bir şiir var.” deyince ben, aklıma düştü; çocuklar ne diyeceklerdi bu sözcüğe... Sordum: “Anısı güzel ne demek arkadaşlar? Neden ‘anısı güzel’ dedim Refik Durbaş için?” İçlerinden biri, kendinden emin, o güzelim çocuk sesiyle “Ölmüştür o, ölmüştür!” deyiverdi. İçimi sizi okumuş olmanın, bu önerinizi dağarcığıma yerleştirmenin sevinci doldurdu yeniden.

***

Hayata, dile, sanata bakışımızdaki o hep karşı çıktığınız katı tutumların yerini son yıllarda bir “vasatlık” aldı ki sormayın. “Boş ver yahu, uğraşıp durma! Öyle de anlaşılıyor böyle de...” bakışlarıyla gün geliyor ummadığınız yerlerde karşılaşıyorsunuz.

Size bu satırları yazmaya hazırlanırken yazar arkadaşım Mavisel Yener, “İzlemenizi öneririm... Basit ama çarpıcı.” notuyla kısa bir video ulaştırdı.

İletişimde, dili kullanmada boş vermişliğin bizi yuvarladığı kaba sabalığı örneklemesinin yanında tercihlerimizin de dilimize doğrudan yansımasını oldukça yalın bir dille aktarıyor söz konusu kayıt.

Tutkulu okurlarınız arasında yer alan başka arkadaşlarla (öğretmen İrfan Urhan’la, yazar Süleyman Bulut’la...) da konuştuk dün sizi, yapıtlarınızı.

***

Öner Bey,

Biliyorum, hiç hoşlanmazdınız “popüler” olmaktan. Bugün sizden söz açmalarımız, merak etmeyin, hep o özen gösterdiğiniz saklı duruşunuzu bilerektir. Anısı güzeller arasında yerinizi alışınızın üzerinden on yıl geçmesine karşın Ragıp Gelencik/ Öner Ünalan olarak aramızdasınız. Şimdi şu vasatlık günlerinde, seksen beşinci yaşınız onuruna, Öner Ünalan imzasıyla ortaya koyduklarınızı, örneğin Darwin Ne Yaptı’yı yeniden okumanın bir de Einstein Ne Yaptı adlı çalışmanızın ve şiir kitabınız Gelencikler’in yayımlanmasını ummanın vaktidir.

........................

¹Öner Ünalan/ Ragıp Gelencik (yazar, çevirmen/ 5 Ocak 1935-27 Ocak 2011)

²Dil ve Politika, Ragıp Gelencik, Fe Yayınları, Kasım 1993, Ankara

³Dil Günlüğü, Öner Ünalan (Ragıp Gelencik), Evrensel Yayınlar, Ocak 2012, İstanbul