Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü İnisiyatifi’nin “İkinci Yüzyılda Cumhuriyet’in ve Toplumun Demokratikleşmesi” başlıklı konferansında konuşan İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç, demokratikleşmenin yalnızca seçim dönemlerine sıkıştırılmaması gerektiğini söyledi. Kent hakkı, yurttaş katılımı, şeffaf yönetim ve ortak akıl başlıklarında değerlendirmelerde bulunan Topaç, yerel yönetimlerde yurttaşın karar süreçlerine dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
“KİM KAZANDI?” YERİNE “KİMİNLE YÖNETECEK?” DİYEBİLMELİYİZ
Türkiye’de demokrasi anlayışının çoğu zaman seçim sonuçlarıyla sınırlı kaldığını belirten Topaç, seçimden sonra yurttaşın yönetim süreçlerinden uzaklaşmaması gerektiğini söyledi.
“Kim kazandı?” sorusunun ardından asıl sorulması gerekenlerin “Kiminle yönetecek? Ekibi kim? Kimleri sürece dahil edecek? Kararları hangi bilgilerle alacak? Topluma ne kadar açık olacak? Hesap verebilecek mi?” olduğunu ifade eden Topaç, bu soruların yalnızca seçim dönemlerinde değil, yönetim süresince sorulması gerektiğini vurguladı.
Topaç, demokrasinin çoğunluğun iradesinin diğer tüm kesimler üzerinde baskı kurduğu bir anlayışa indirgenmemesi gerektiğini belirterek, çoğulcu demokrasinin önemine dikkat çekti.
“Farklı düşünceler kendilerini ifade edebilmeli, farklı insanlar bir arada yaşayabilmeli, eleştiriler saygıyla karşılanmalı ve ortak karar alma süreçleri genişletilmeli” diyen Topaç, demokratik yönetimin temelinde farklılıkların birlikte yaşayabilmesinin bulunduğunu söyledi.
“KENTTE YAŞAYANLARA SORULMADAN YAPILANLAR NE KADAR KAPSAYICI OLABİLİR?”
Kent yönetiminde yurttaş katılımının önemine değinen Topaç, İzmir’deki Meslek Fabrikası örneği üzerinden karar süreçlerine halkın dahil edilmesi gerektiğini savundu.
Topaç, kentte yaşayanların ihtiyaçlarının ve taleplerinin dinlenmeden gerçekleştirilen fuar, festival ve benzeri etkinliklerin ne kadar kapsayıcı olabileceğini sorguladı.
Topaç, “Kentte yaşayanlara sorulmadan yapıldığı zaman ne kadar kapsayıcı olabilir ki? Olmuyor. O yüzden farklı grupların ihtiyaçlarının dinlenmesi ve bu ihtiyaçlara cevap verilmesi gerekiyor” dedi.
“YURTTAŞ SADECE BİLGİ ALAN DEĞİL, KARAR VEREN OLMALI”
Çevre politikalarında da benzer bir katılım anlayışının gerekli olduğunu belirten Topaç, yurttaşın yalnızca kendisine bilgi verilen kişi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Biz sadece bilgi edinmek istemiyoruz. Aynı zamanda o bilgiye erişen, öneri geliştiren ve karar sürecine katılan insanlar olmak istiyoruz” diyen Topaç, yerel yönetimlerin yurttaşı karar süreçlerinin parçası haline getirmesi gerektiğini ifade etti.
Topaç, yurttaşın da yerel yönetimlerden sürekli talepte bulunan bir konumla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek sorumluluklara dikkat çekti.
“Sürekli olarak soralım, bilgi isteyelim, fikir üretelim, itiraz edelim, alternatifler geliştirelim” çağrısında bulunan Topaç, yurttaşların sivil toplum kuruluşlarında, sendikalarda, platformlarda ve çeşitli toplumsal girişimlerde örgütlenmesinin önemini vurguladı.
“DEMOKRASİYİ SADECE SEÇİME İNDİRGEMEYELİM”
Demokrasinin “seçimi kazandıktan sonra 4-5 yıl beklemek” anlamına gelmediğini söyleyen Topaç, yurttaşların hukuki ve demokratik mekanizmaları da etkin biçimde kullanması gerektiğini belirtti.
Toplumsal muhalefet yürüten farklı grupların desteklenmesi gerektiğini de ifade eden Topaç, demokratik mücadelenin ortaklaşması çağrısı yaptı.
TÜRKİYE KENTLEŞTİ, KENT HAKKI ÖNE ÇIKTI
Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türkiye’nin büyük bir kentleşme sürecinden geçtiğini hatırlatan Topaç, kentleşme oranının yüzde 10’un altından yaklaşık yüzde 90 seviyesine yükseldiğine dikkat çekti.
Bu nedenle kent hakkının demokratikleşmenin temel başlıklarından biri haline geldiğini belirten Topaç, kent hakkının yalnızca kentte sunulan hizmetlerden yararlanmak anlamına gelmediğini söyledi.
“Kent hakkı, yaşadığınız kentin geleceğine ortak karar alabilme hakkıdır” diyen Topaç, yerel yönetimlerin yurttaşa yalnızca “yaptık, beğendiniz mi?” diye sormak yerine, karar öncesinde yurttaşın ihtiyaçlarını ve önerilerini dinlemesi gerektiğini ifade etti.
“KENT, YÖNETENLERİN DEĞİL, BİZİM KENTİMİZ”
Topaç, çevre hakkı, doğa hakkı ve kent hakkının gelecek kuşaklarla da doğrudan ilişkili olduğunu belirtti.
Dünyanın kaynaklarının sınırlı olduğuna dikkat çeken Topaç, ekonomik büyüme ile doğanın korunması arasındaki dengenin gözetilmesi gerektiğini söyledi. Çevre hakkının yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkıyla da ilgili olduğunu vurguladı.
Kentte yaşayanların ortak alanlar, bütçe ve doğal kaynaklar üzerinde söz sahibi olması gerektiğini belirten Topaç, şöyle konuştu:
“Bu kentte yönetenlerin kendi değil, bizim kentimiz. Bütçe bizim, vergimiz. Kamusal alanların tümü ortak varlıklarımız. Doğa, çocuklarımıza bırakacağımız mirasımız. Sokaklarımız bizim yaşam alanlarımız.”
“YERELİ GÜÇLENDİRMEK GEREKİYOR”
Topaç, yerel yönetimlerin demokratikleşmesinin temel koşullarını ise seçimle gelen temsil, sürekli ve düzenli yurttaş katılımı, şeffaf yönetim, hesap verebilirlik, kapsayıcılık ve hukukun üstünlüğü olarak sıraladı.
Kent konseylerinin de bu anlayışın önemli araçlarından biri olduğunu belirten Topaç, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, siyasi partiler, sendikalar, kadınlar, gençler, çocuklar ve engellilerin yerel yönetim süreçlerine dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Ortak aklın önemine de değinen Topaç, karar süreçlerinde yalnızca yöneticilerin değil, alınacak karardan etkilenecek tüm kesimlerin aynı masa etrafında buluşması gerektiğini ifade etti.
“Ortak akıl; birbirimizi dinlemek, farklı fikirlere tahammül etmek, bilgileri paylaşmak, beraber düşünmek ve beraber çözüm üretmek demektir” diyen Topaç, bunun daha kurumsal hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Topaç konuşmasını, demokratikleşmenin gündelik yaşamın tamamına yayılması gerektiğini vurgulayarak tamamladı:
“Demokrasi yurttaşın sandıkta değil, yaşadığı yerde özne olmasıdır. Yurttaş bu ülkenin de, bu kentin de, bu mahallenin de sahibidir. Eğer demokrasiden bahsediyorsak, bu kentte de bu ülkede de söz söylemek vatandaşın, hemşehrinin, yani bizim hakkımızdır.”




