Gezi davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ve 1 Kasım 2017'den bu yana cezaevinde bulunan iş insanı Osman Kavala, tutuklanmasının dokuzuncu yıl dönümünde yazılı bir açıklama yayımladı.
Tam 9 yıldır cezaevinde tutuklu bulunan Kavala, ilk tutuklandığında bunun bir ‘hata’ olduğunu ve düzeltileceğini ümit ettiğini ancak yanıldığını belirtti.
Kavala, Gezi davasındaki yargılama sürecini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarını ve cezaevinde geçirdiği yılların hayatına etkisini değerlendirdi.
Beraat kararlarının bozulmasının ardından kendisine ve diğer sanıklara ağır cezalar verildiğini belirten Kavala, hakkındaki suçlamaların somut delillere dayanmadığını savundu.
Kavala açıklamasında cezaevine girdiğinde 60 yaşında olduğunu hatırlatarak “Bu yaştan sonra sivil toplum alanında aktif olarak çalışabileceğim sürenin neredeyse tamamını ve sağlıklı yaşayabileceğim yılların önemli bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldum. Ancak, yaşamakta olduğumuz bütün sıkıntılara rağmen, ülkemde hukuk devletinin tesisine yönelik gelişmeleri görebileceğime inanıyorum. Ümit ettiğim gibi, Gezi davasından ve maruz kaldığım adaletsizlikten ders çıkartılabilirse, bu benim için teselli kaynağı olacak” ifadelerini kullandı.
“YANILMIŞIM”
Osman Kavala’nın yayımladığı açıklamanın tamamı şöyle:
“Silivri’de ikametimin dokuzuncu yılı tamamlandı. İlk tutuklandığımda bunun bir hata olduğunu, kısa zaman içinde düzeltileceğini düşünüyordum. Yanılmışım. Suç işlediğime dair herhangi bir delil bulunmamasından dolayı beraatle sonuçlanan Gezi davasından sonra, AİHM kararına rağmen, kurgulanan casusluk suçlamasıyla tutukluluğum sürdürüldü, beraat kararları bozuldu, bana ve diğer suçlananlara ağır cezalar verildi. Bana yöneltilmiş olan suçlamada delil bulunmayışını telafi etmek için akıl almaz iddialar öne sürülmüştü. Yirmi küsur siyasi parti ve siyasi örgütün, yüze yakın sendika, meslek odası ve derneğin oluşturduğu Taksim Dayanışma Platformu’nu kalkışmaya yönlendirdiğim, hükümeti devirmeye teşebbüs eden göstericilerin her türlü ihtiyaçlarını karşılamış olduğum iddia edildi.
Bütün bunlar görülebildiği için, AİHM son kararında özgürlüğümün kısıtlanmasına yol açan işlemleri adaletin açık biçimde inkâr edilmesi olarak değerlendirdi.
“BUNUN BİR SONUCU İNSAN HAYATININ DEĞERSİZ GÖRÜLMESİ”
Bu tespit sadece hukuk kurallarına değil, etik ilkelere de riayet edilmediği anlamına geliyor. Bunun bir sonucu da insan hayatının değersiz görülmesi.
Cezaevine girdiğimde 60 yaşındaydım. Bu yaştan sonra sivil toplum alanında aktif olarak çalışabileceğim sürenin neredeyse tamamını ve sağlıklı yaşayabileceğim yılların önemli bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldum. Ancak, yaşamakta olduğumuz bütün sıkıntılara rağmen, ülkemde hukuk devletinin tesisine yönelik gelişmeleri görebileceğime inanıyorum. Ümit ettiğim gibi, Gezi davasından ve maruz kaldığım adaletsizlikten ders çıkartılabilirse, bu benim için teselli kaynağı olacak.”



