DOĞUKAN FİKRİ FİDAN – İZ GAZETE / İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyet ve kullanım konusunda anlaşamadığı, belediye tarafından Meslek Fabrikası adı altında kullanılan eski tarihi Tuzakoğlu Un Fabrikası veya eski Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) binasında anlaşmazlığın giderilmesi ve bir ortak çözüm yolu bulunması konusunda, en ciddi öneriyi getiren “İzmir İstiklal Mücadeleleri Tarihi” konusunda 7 ciltlik yayınlanmış, her biri ödüllü eseri bulunan uzman gazeteci - yazar ve Dokuz Eylül Üniversitesi E.İnkılap Tarihi öğretim görevlisi Yaşar Aksoy ile buluştuk ve hemen sorularımızı sorduk..
Eski tarihi Tuzakoğlu Un Fabrikası’nın (yani eski DGM binası, şimdinin Meslek Fabrikası yapısı) İzmir’in kent hafızasındaki yeri ve anlamı nedir?
"Size bu yanıtımla, 9 Eylül 1922 günü, İzmir’i kurtarmak için Halkapınar’a dörtnala adım attıklarında Tuzakoğlu binasından açılan yaylım ateşle şehit olan Fahrettin Altay Paşa komutasındaki 5.Süvari Kolondusu’ndan süvari neferi ilk istiklal şehitlerimize ve sevgili dostum yine şehidimiz Prof.Ahmet Taner Kışlalı’ya, bir kere daha, son görevlerimden birini yaptığıma inanıyorum, bana bu fırsatı verdiğiniz için Doğukan Fikri Fidan’a teşekkür ederim.
Önce, günümüzde Vakıflar ile İzmir Belediyesi arasında gereksiz yere çekişme konusu olan ve DGM eski binası olarak bilinen tarihi Tuzakoğlu binasının, Milli Kurtuluş Tarihimiz açısından önemini anlatalım.
Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Tuzakoğlu Fabrikası adıyla anılan bina, 1908 Meşrutiyet Devrimi’nin getirdiği yeni hürriyetler aşamasında, Osmanlı vatandaşı olan Yuan Tuzakoğlu ve Vasil İstefanidis isimli iki Rum’un girişimleriyle un fabrikası olarak, hem Punta tren istasyonuna hem de önemli bir ticari liman olan sahile yakın inşa edildi. Osmanlı’nın son döneminde İzmir’in kozmopolit yapısına ve bölge halklarına ekmek, çörek, pasta üretimi için un üreten fabrika, 1914'de İzmir'in sadece un sektöründe değil, bütün sektörleri içinde en büyük işletmelerden biri haline geldi.
İsminin getirdi ilginç çağrışımla, 9 Eylül 1922 günü sabahı, Yunan Ordusu İzmir’den kaçtıktan sonra şehre giren Türk Ordusuna pusu kuranların karargahı olan bu yapının çevresinde olan biteni, 9 Eylül 1922 günü İzmir Hükümet Konağı’na bayrağımızı çeken Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın yayınlanmış hatıralarından okuyalım (İstiklal Süvarisi – Yaşar Aksoy – Kırmızı Kedi Yayınevi, 2021)"

HALKAPINAR’DA ÜÇ ŞEHİT VERİYORUZ..
“.. Şehre daldık.. Bir anda kendimizi Bornova’da, kaçma derdindeki Rum muhacirler ve Yunan ağırlıklarını taşıyan konvoylar içinde bulduk. Sağımıza solumuza bakmadan ilerliyorduk. Çünkü bu gördüklerimizi toplayıp karşımıza koysak, benimle beraber yanımda olan on üç kişi yetmezdi.
İlerledik.. Kesif düşman ve Rum ahali sürüleri içine dalıyorduk. Ufak bir hareketimizle ellerinde artık sopa haline gelen silahlarını yere atıyorlar ve bizi selamlıyorlardı. Artık İzmir kapılarından içeri girmiştik.
Aynı zamanda solumuzdan da bizimle beraber Basmahane’ye doğru ilerleyen bir düşman fırkası da yürüyüş halindeydi. Atlarımızı askerlikten uzaklaşmış, bir sürü haline gelmiş düşman içerisine sürüyor ve bir işaretimizle yüzlerce silahı önümüze atarak diz çöken Yunan askerleri arasından geçiyorduk.
Halkapınar köprüsüne geldiğimiz zaman demiryolunu geçerken bir Fransız bahriye müfrezesi ile karşılaştık. Bizi selamladılar ve alkışladılar.
Yüz metre kadar ilerlemiştik. Yolumuzun üstünde solumuzda büyükçe bir fabrika binası görülüyordu..
Tuzakoğlu fabrikası denen bu binaya gelmiştik ki, oraya çok iyi saklanmış otuz kırk tüfeklik bir yaylım ateşi pencerelerden başladı. Hemen duvar kenarlarına atlarımızı sürerek, yere atladık ve ateşe karşılık verdik. Tam bu sırada arkama baktığım zaman, bir an önce İzmir’e girmek için çırpınan aslan çavuşlarımdan Mehmet Çavuş’un yolun ortasında şehit düşmüş bir vaziyette yatmakta olduğunu gördüm. Gözyaşlarımı tutamadım. Ardından Antalyalı Hakkı Çavuş’um, otomatik nişancım Avanoz’lu Ahmet’im ile birlikte adeta birbirleri ile yarışırcasına şehit olmuşlardı. Bir saat önce beni teşci eden bu kahramanlarım İzmir’in üzerinde Türk bayrağının sallanacağı şanlı anı, ne yazık ki göremeyeceklerdi.
Bugün Halkapınar Şehitliği’nde “Vatan ve Namus” yazılı sütunun altında yatan şehitler bunlardır. Uzun yıllar boyunca, her 9 Eylül günü bu Şehitlik’e geldim. Kahramanlarımın huzurunda gözyaşları döktüm.
Tuzakoğlu binasından açılan ateş dinmek bilmiyordu. Düşmanın kaçmaması için fabrikanın arkasına üç kişi atladık, ateşe devam ettik. Bizim sıkışık vaziyetimizi gören ve bizden sonra Bornova’ya girdiği zaman evlere saklanan düşmanın ateşine maruz kalarak gerideki sırtlara çekilen kıtalarımızın başında bulunan 2. Süvari Tümen Kumandanı Zeki Albay, vaziyetimizi öğrenerek çok sıkışık vaziyetten bizi kurtarmak üzere o esnada Alayımızın Kumandan Muavini olan Şerafettin Yüzbaşıya iki bölükle derhal bize yardım etmesini emreder. Bir saat sonra bunlar da gelince fabrika sarılmış, kaçmak isteyenler keklik gibi avlanmışlardı..”

İLK ŞEHİTLERİN İSİMLERİ
Tuzakoğlu binasından açılan ateşle, Teğmen Ali Rıza Akıncı komutasındaki öncü birliğin 3 askeri şehit verilir. Daha sonra bir süvari neferi daha hastanede vefat eder. Orgeneral Fahrettin Altay Paşa, Halkapınar şehitleri hakkında anılarında şunu yazmıştır: “.. Bu yavrucakların mübarek cesetleri önümüzde birer ok gibi, başları İzmir’e doğru yatıyor ve sanki bize durmayın, ilerleyin, diyordu”..
Bu şehitler şunlardır:
- Akşehir'in Mamuretülhamit Karyesinden Bekir oğlu Mehmet Çavuş..
- Antalya'nın Kızılsaray Karyesi'nden Baba İbrahim Oğullarından Ömer oğlu Hakkı Çavuş..
- Nevşehir'in Aynalı Karyesinden Sağıroğullarından Nefer Ahmet oğlu Seyyid Ahmet..
Mehmet Çavuş ve Hakkı Çavuş 4. Süvari Alayı'nın 2. Bölüğünden, Seyyid Ahmet ise 4. Bölükten idi. Yara alıp yere düşen ama sonradan şehit olan dördüncü askerin ismi ise daha sonra bir türlü resmi kayıtlara geçemedi. Büyük ihtimal ile bir sivil milis idi.. Hastanede vefat eden dördüncü şehidin daha olduğu bilinmesine rağmen, uzun yıllar bu şehidin ismi kaynaklarda gözükmedi. Ancak daha sonra İzmirli Veyis Çavuş olduğu ortaya çıktı.. (Kaynak: 9 Eylül Şehitleri – Mehmet Demirci – Yeni Asır – 9.9.2013).
HALKAPINAR ŞEHİTLERİ UNUTULMASIN
İzmir’i göremeden Halkapınar’da şehit düşen ve günümüzde Tuzakoğlu binası önündeki “Vatan ve Namus Anıtı”nda anıtlaşan bu askerler için en güzel şiiri Necmeddin Halil Onaran (1902 – 1968) yazdı. Birkaç dörtlüğünü büyük bir saygı ile buraya aktaralım:
İzmir’e ilk önce kavuşmak için
Ön safta koşanlar burada yatıyor
Bu anda duyduğum gurur
Onların döktüğü kanla tadıyorHürmetle an burada güzel İzmir’i
Görmeye doymadan göz yumanları
Yıllarca yurdunu kaplayan kiri
Kanıyla gideren kahramanları
Onların mübarek yüreklerinde
Dinmeyen hasretin remzidir bu taş
Kalbinin en aziz olan yerinde
Bu ulvi tahassür yansın vatandaş
Çırpınan gönlünle bu kabr önünde
Bir derin ibadet huşuuyla sus
Karşında duruyor işte o gün de
Kurtulan eserler: “Vatan ve Namus”
ATTİLA İLHAN, DOKUZ EYLÜL’Ü ANLATIYOR
“....Fahrettin Paşa’nın Süvari Kolordusu Büyük Taarruz’da çok faal rol oynamıştır. 8 Eylül günü yani bugün Manisa’ya girer. Manisa kurtulmuştur. Uzun süreden beri savaşmaktadırlar ve henüz süvarilerin midesine sıcak yemek girmemiştir. Manisa’nın kazanılması üzerine, bir yemek yenilmesi emredilir. Seyyar mutfaklar kurulur. Yemek hazırlanmaya başlanır.
Fakat bir müddet sonra, bu taraftan (İzmir’den) bir telgraf gelir. Yunanlılar çekiliyor, yerli Rumlar şehri yakacak, acele yetişilmesi lazımdır.
Menemen’den bir telgraf geliyor. Rumlar bizi yakacak derhal yetişmeniz lazımdır.
Derhal kazanlar dökülüyor ve süvariler atlara atlayıp bu gece İzmir istikametinde ve Menemen istikametinde harekete geçiyorlar. Ve aşağı yukarı sabah yaklaşırken bu civara gelmişlerdir. 9 Eylül sabahı, Kumandanı Yüzbaşı Şerafettin Bey olan öndeki birliklerden bir tanesi İzmir’e ilk giren birlik olmak hırsı ve hevesiyle şimdiki ismiyle Hilal ve Alsancak dediğimiz bölgeden bir taarruz geliştiriyor.
Neticede, dörtnala ilerlerken hiç beklemedikleri bir şekilde, bir yıkıntının arkasında pusu kurmuş olan yerli Rumlar ani bir ateş açıyorlar. Ve bu ateş onları durduruyor hatta içlerinden üçü orada şehit oluyor. Fakat Yüzbaşı Şerafettin Bey’in atlıları öyle kolay yılacak atlılar değillerdir. Savaşarak, Alsancak istikametinden İzmir’e girerler.
9 Eylül sabahı, saat 10.30’da, Konak’ta Hükümet Konağı’nın balkonunda asılı olan Yunan bayrağını Yüzbaşı Şerafettin Bey ve iki teğmeni (Teğmen Ali Rıza Akıncı ve Teğmen Hamdi Yurteri) bizzat indirir. Türk Bayrağını çekerler. Ve İzmir Türk olur. Çok geçmeden Sarıkışla ve Kadifekale’ye de bayrak çekilir. Böylece hedefe varılır.
Varılır da beni düşündüren şudur. Neden bu kadar sene geçtiği halde, hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. Onlar her şeyleriyle, İstiklal Savaşının ‘gerçek temsilcileridir’. Sonuna kadar getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. Şu kadere bakın. Ben bunu ilk defa, burada (İzmir’de) gazetecilik yaparken Karşıyaka’ya geçtiğim yolda bir abide görünce fark ettim. Sıradan küçük bir taş dikilmişti. Nedir diye merak ettim. Çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. Bir gün arabadan indim ve baktım. Üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not düşülmüş. Ben Cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. Onu aynen kopya ettim. Sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim. Annem ona baktı ve iki kelime okudu. “Vatan ve Namus”.. Bu iki kelime, bütün bir İstiklal Savaşının özetidir.” (Yaşar Aksoy’un Notu: Attila İlhan’ın ölümünden 1 ay önce 8 Eylül 2005 günü yaptığı konuşmadan)

Sözünü ettiğiniz bu tarihi Tuzakoğlu yapısının, bir suikast sonucu bomba ile şehit edilen eski Kültür Bakanı rahmetli Prof.Ahmet Taner Kışlalı’nın gönlünde nasıl bir yeri vardı?
“.. 1977 genel seçimlerden sonra TBMM’ne İzmir Milletvekili olarak giren ve Bülent Ecevit başkanlığındaki CHP’nin, Bağımsızlar ile yaptığı koalisyonunda Kültür Bakanı olan şehidimiz Ahmet Taner Kışlalı’nın en büyük ideali, İzmir’de “Dokuz Eylül Müzesi” kurmaktı.
Bu ideali için çok gizli çalıştı, komisyonlar kurdu, toplantılar yaptı, ama açık bir şekilde basına bildirim yapmadı. Prof. Afet İnan başkanlığındaki Ana Komisyon yeminli üyesi olduğum için bu bilgileri, size sunuyorum..
Kışlalı hocam, idealindeki müzenin yeri konusunda, benim Demokrat İzmir gazetesindeki yazılarım ve ısrarım üzerine tarihi Tuzakoğlu Fabrikası’nı gözüne kestirmişti. Müzeyi orada kuracaktı..
İşte rahmetli Kışlalı hocamız, “Vatan ve Namus Anıtı”nın hemen arkasındaki atıl vaziyette uran Tuzakoğlu fabrika binasını, bu tarihi gerçekler yüzünden “Dokuz Eylül Müzesi” yapmak istiyordu.
21 Ekim 1999’da aracına konulan bombanın patlaması sonucunda öldürülen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı dostumun acısı dayanılacak gibi değildir.. Hala yüreklerimiz gözyaşı sızdırıyor.
İşte Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’nın gerçekleştirmeyi çok istediği proje, İzmir’de “9 Eylül Müzesi” kurulmasıydı.. Kendisi, Alsancak sahilindeki Naim Palas binasını “Atatürk Müzesi” haline bizzat getirerek, açmış ve ilk adım atmış, şimdi sıra “9 Eylül Müzesi”ne gelmişti. Demokrat İzmir gazetesinde bu konuda yazdığım makaleler üzerine kolları sıvadı ve derhal beni yanına çağırdı.
Kışlalı hemen iki komite kurdu. Birisi Ankara’da, ötekisi İzmir’de.. Bu iki komite ortak çalışacak, bazen Ankara’da bir araya gelerek projenin ayrıntılarını oluşturacaktı. Bu iki komitede şu isimler yer aldı:
- Ankara Komitesi: Prof.Afet İnan, Doç.Nejat Kaymaz, E.Tümgeneral Muzaffer Erendil ve Kültür Bakanlığı üst düzey yetkilileri.
- İzmir Komitesi: İzmir Kültür Müdürü Ruhi Mutlu, İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Arkeolog Hasan Tahsin Uçankuş, araştırmacı - gazeteci Yaşar Aksoy, Atatürk İl Halk Kütüphanesi Müdürü Fatma Gümüş.
İzmir Komitesi olarak verimli ve kapsamlı günlerce çalışarak, 9 Eylül Müzesi için Tuzakoğlu yapısının ilginç ikiz mimarisi içinde nasıl bir sergileme ve sunum yapılacağını, hangi mevcut yapıların uygun olduğunu, yapının içinin nasıl dekore ve tefriş edileceğini, hangi belge, bilgi ve objeleri yerleştireceğimizi, bu konuda işgal ve kurtuluşu yaşamış hangi kişilerle hemen sözlü tarih çalışmaları yapılacağını, fotoğraf filmi, video kaseti, kamera gibi gereksinmelerimizi geniş raporlarla Ankara’ya sunduktan sonra, sonuç projesini detaylandırarak kalın bir dosya haline getirdik.
Derhal Ankara Komitesi’ne brifing vermemiz gerekiyordu. Brifingi ben verecektim, dosyamızın 3 kopyası vardı. Birini her hangi bir farklı durum için İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak’a elden teslim ettim. Diğer iki kopyayı yüklenerek, Ankara Öğretmen Evi’nde gecelemek şartı ile Ankara’ya yollandım.
Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı ve Prof.Afet İnan ve diğer Ankara komitesi üyeleri önünde “İzmir 9 Eylül Müzesi Projesi”nin brifingini bu değerli insanlarımıza, 1.5 saat içinde sundum.
Ahmet Taner Kışlalı’nın yüzü gülüyordu. Brifingi onayladı ve çok sevindi.. Hemen projeyi, Bakanlık yetkililerine verdi ve çalışmaların başlatılmasını her zamanki kibarlığı ile rica etti.. Bakanlık yetkilileri de kollarını hemen sıvadılar.
O toplantıda Afet İnan’ın yanında gerçekleşen sohbetimizin tadı damağımda kalmıştır. Ben, İzmir’e döndüm. Faaliyetlerimizin İzmir’de devamı için Ankara’dan emir bekliyorduk.
Ama o emir gelmedi.
Çünkü 42. Cumhuriyet Hükümeti olan Başbakan Bülent Ecevit yönetimindeki iktidar, 12 Kasım 1979 tarihinde düştü...
İzmir Belediyesi’ndeki ve Kültür Bakanlığı’ndaki proje dosyaları kayboldu. Bendeki tek örnek ise, arşivimde duruyor. Aradan 45 yıl geçti ve bu proje çalışmasını yaşayan ben hariç, herkes vefat etti. Bunca yıl içinde 9 Eylül Müzesi için fikir ve düşünce düzleminde dahi hiçbir girişim gerçekleşmedi. 9 Eylül Kurtuluşunun 100.Yılında (2022) bile böyle bir ütopya düşünülmedi..
Ahmet Taner Kışlalı, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığına tam uygun gelecek tek Atatürkçü kişi idi.. Bu yüzden onu yok ettiler. Rahmet diliyor ve ışıklar içinde uyuduğuna inanıyorum. (Bu konuda yaşadıklarımı, bildiklerimi, “Ahmet Taner Kışlalı’nın Gerçeklemeyen 9 Eylül Müzesi Projesi” başlığı altında, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan “Vatan yahut Cumhuriyet” isimli kitabımın 280. sayfasından itibaren yazdım.)

OLMAYAN MÜZEMİZİN ACISI
Ulusal Kurtuluşumuzun 100.Yılında (2022) bile, bir 9 Eylül Müzesi’ne sahip olamayışımız acı vericidir. Üstelik 2022 yılının Ekim ayı başında Atina Benaki Ulusal Yunan Müzesi’nde açılan muazzam bir sergide, 9 Eylül 1922’de İzmir’i Türklerin ve Atatürk’ün nasıl ele geçirip yaktığına dair 1000 fotoğraf ve sözde belgeler sunuldu.
Bu serginin haberini Türkçe, Yunanca, İngilizce ve Kürtçe olarak FETÖ’nün küresel propaganda ajansı AHVAL, dünyaya yaydı. İzmir emlak Benaki Müzesi’nde 9 Eylül 1922’deki kurtuluşumuzun gerçekte bir işgal ve yağma olduğu savunuldu.. Bizim ise bir ulusal müzede buna verecek yanıtımız yok. Oysa İzmir’e bir Dokuz Eylül Müzesi yakışır..
NE YAPMALI?..
İzmir Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu milli dava için el sıkışmalıdır.. Bu müze için, Tuzakoğlu ikiz binasının yarısı yeter, ikizin öteki yanı yine başka bir sanat merkezi için kullanılabilir. Bu büyük ayıbımıza “Yazıklar olsun” demek gerek, birkaç yıl önce İzmir’de bazı ön plandaki sükseli iş adamlarının, daha bir “Dokuz Eylül Müzemiz” yok iken İzmir Ticaret Odası’na bir “Sabatayizm Müzesi” kurma teklifi sundukları da bir gerçektir.
Gereksiz bir çekişme içinde olan Vakıflar – İzmir Belediyesi eğer anlaşırlarsa, eski DGM binası şahane bir “Dokuz Eylül Müzesi” olur. Bu konuda her türlü fikri ve tarihi katkıyı hiçbir karşılık beklemeden gönüllü yaparım. En önemlisi Prof.Ahmet Taner Kışlalı hocamın ideali olan müze projesinin aslını, bu müze girişimine, ancak sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın şahsına, siz gazeteci dostlarımın şahitliğinde armağan ederim. Teşekkür ederim..




