Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, AİHM’ne yapılan başvuruların önemli bir bölümünün Türkiye’deki hak ihlalleriyle ilgili olduğunu belirterek, bu durumun ülkede yaşanan hukuk krizini gözler önüne serdiğini söyledi. 28 Şubat 2026 itibarıyla Türkiye’nin, AİHM nezdinde aleyhinde en çok karar beklenen ülke sıfatını koruduğunu hatırlatan Türeli, “Strasbourg’dan gelen son veriler, ülkemiz için basit bir "dosya yoğunluğu" meselesi değil, kronikleşmiş bir hukuk devleti krizinin sayısal teyididir” dedi.
DAVA YÜKÜNÜN YÜZDE 34’Ü TÜRKİYE’DEN!
AİHM’deki toplam dava yükünün %34,5’ini tek başına oluşturan Türkiye’nin, hukuk güvenliği açısından alarm verdiğini kaydeden Türeli, “2025 yılı verilerine göre Türkiye, hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler sıralamasında Ukrayna ve Rusya’nın ardından üçüncü sırada yer almıştır. Verilen ihlal kararlarının merkezinde; adil yargılanma hakkı ile özgürlük ve güvenlik hakkı bulunmaktadır. 2016 yılı sonrası OHAL uygulamaları ve meslekten ihraçlar, AİHM’deki Türkiye kaynaklı dosyaların %80’inden fazlasını oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.
“HUKUK DEVLETİNİN TASFİYESİ!”
Bağımsızlık vurgusu yapan resmi beyanlara karşın, Türkiye’nin dünya hukuk endekslerinde en alt sıralara demir attığını belirten Türeli, “Can Atalay ve Tayfun Kahraman örneklerinde görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yerel mahkemelerce tanınmaması, yüksek yargı kurumları arasında bir 'yetki gaspı' tartışmasına ve anayasal bir krize dönüşmüştür. AİHM ve AYM kararlarına karşı sergilenen bu fiili direnç, hukuk devleti ilkesinin kurumsal bir tasfiyesidir” ifadelerini kullandı.
HUKUK GÜVENLİĞİ VE DEMOKRATİK REFORM
Hukuk güvenliğinin olmadığı bir yapıda ne sürdürülebilir bir kalkınmadan ne de toplumsal barıştan bahsetmenin mümkün olmadığını dile getiren Vekil Türeli şöyle konuştu: “Yargıdaki bu tıkanıklık doğrudan yatırım iklimini ve halkın adalete olan inancını zedelemektedir. Kamuoyu araştırmaları, her 4 kişiden 3’ünün artık yargıya güvenmediğini ortaya koymaktadır. Bu vahim tablodan çıkış için önerilerimiz nettir:
• Yargı Üzerindeki Siyasi Vesayet Kaldırılmalıdır: HSK’nın yapısı demokratik standartlara göre yeniden düzenlenmeli, liyakat esas alınmalıdır.
• Anayasal Sadakat Sağlanmalıdır: AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması yönündeki hukuk dışı tutuma derhal son verilmelidir.
• Hukuki Reformlar Hayata Geçirilmelidir: Terör suçlamalarındaki muğlak tanımlar uluslararası standartlara çekilmeli, keyfi tutuklamalar ve uzun yargılama süreleri engellenmelidir.
• Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem: Türkiye’nin uluslararası itibarını yeniden kazanmasının ve adaletin herkese eşit tesis edilmesinin yegâne yolu, demokratik bir parlamenter sisteme dönüşten geçmektedir.”
İÇ HUKUK YOLLARI ETKİSİZ Mİ?
CHP İzmir Milletvekili Türeli, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması talebiyle TBMM’ye verdiği önergede ise şu sorulara yer verdi:
• AİHM’in 2017’deki Köksal / Türkiye kararıyla işaret ettiği iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına rağmen, başvuruların azalmak yerine birikerek devam etmesi, iç hukuk yollarının (Anayasa Mahkemesi ve idari yargı) etkililiğini yitirdiği anlamına mı gelmektedir?
• 2025 yılında Türkiye aleyhine verilen 66 ihlal kararında ilk iki sırada yer alan "adil yargılanma hakkı" ile "özgürlük ve güvenlik hakkı" ihlallerinin sistematik hale gelmesini engellemek adına yasal veya idari düzenleme yapılması hakkındaki görüşünüz nedir?
• 28 Şubat 2026 itibarıyla AİHM önünde bekleyen 21 bin 900 derdest başvurunun %80’den fazlasının 2016 sonrası OHAL uygulamaları ve meslekten ihraçlar kaynaklı olduğu gözetildiğinde; bu devasa dosya yükünü iç hukukta süratle çözecek somut bir eylem planınız veya yeni bir hukuki mekanizma hazırlığınız bulunmakta mıdır?
• Fransa (703), İngiltere (139) ve Almanya (127) gibi ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’nin on binlerle ifade edilen başvuru sayısına sahip olması, Bakanlığınız tarafından nasıl açıklanmaktadır?





