Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Başkan Yardımcısı Erkut Tamay, Basmane Çukuru’na ilişkin açıklamalarda bulundu. Tamay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık 40 yıldır çözülemeyen Basmane Çukuru meselesine ilişkin yeni bir protokolü “kördüğüm çözüldü” sözleriyle kamuoyuna açıkladı” diyerek bu açıklamaya tepki gösterdi.
“ORTADA ÇÖZÜLMÜŞ BİR KÖRDÜĞÜM BULUNMAMAKTADIR”
Tamay “Hangi kördüğüm çözüldü?” diye sorarak, “Belediyenin yüzde 30’luk hakkının nasıl güvence altına alınacağına ilişkin hukuki bir model oluşturulmuş olabilir. Ancak İzmir’in şehircilik sorunları, trafik ve ulaşım kapasitesi, altyapı ihtiyacı, afet riski ve Kültürpark’ın korunması açısından ortada çözülmüş bir kördüğüm bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
“BELEDİYENİN GÖREVİ İZMİRLİNİN YAŞAM KALİTESİNİ VE KENTİN GELECEĞİNİ KORUMAK”
“Tam tersine, hukuki düğüm çözülürken İzmir’in kentleşme düğümü daha da sıkılaştırılmaktadır” diyen Tamay, “Bu bir şehircilik projesi değil, parsel kurtarma operasyonuna dönüşmemeli. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 30’luk hakkını koruması elbette belediyenin görevidir. Ancak belediyenin görevi yalnızca kendi alacağını güvence altına almak değildir. Belediyenin asıl görevi İzmirlinin hakkını, yaşam kalitesini ve kentin geleceğini korumaktır. Bir kamu kurumunun mülkiyet hakkını güvence altına almak başka, o mülkiyet üzerine yapılacak yapının kent açısından doğru olup olmadığını değerlendirmek başkadır” dedi.
İZMİR’İN HAKKI NE OLACAK?
Tamay sözlerine şöyle devam etti:
Bugün kamuoyuna anlatılan model ise bu iki meseleyi birbirine karıştırmaktadır. “Yüzde 30 hakkımız var, buraya belediye binası yapacağız” deniliyor. Peki İzmir’in hakkı ne olacak? İzmir’in ulaşım kapasitesi ne olacak? Altyapı ne olacak? Kent merkezindeki trafik ne olacak? Kültürpark ne olacak? Afet anında bu yoğun yapılaşmanın yaratacağı erişim ve tahliye sorunları nasıl çözülecek? Bu soruların hiçbirinin cevabı, “yüzde 30 hissemizi tapuya geçiriyoruz” değildir…
“BASMANE’NİN ULAŞIM YÜKÜ NASIL KALDIRILACAK?”
Basmane’nin ulaşım yükü nasıl kaldırılacak? Basmane ve çevresi İzmir’in en önemli ulaşım merkezlerinden biridir. Metro, banliyö, otobüs, yaya ve özel araç hareketliliğinin kesiştiği bu bölgede yapılacak büyük ölçekli bir belediye hizmet kompleksi, doğal olarak yeni bir ulaşım talebi yaratacaktır.
O halde soruyoruz:
- Bu yapıda günlük kaç personel ve ziyaretçinin bulunacağı hesaplandı mı?
- Kaç araç bölgeye gelecek?
- Kaç servis aracı çalışacak?
- Otopark ihtiyacı ne kadar?
- Mevcut kavşaklar ve yollar bu yükü kaldırabilecek mi?
- Toplu taşıma kapasitesi ne kadar artırılacak?
- Acil durumda binanın tahliyesi nasıl gerçekleştirilecek?
“GÜNÜ KURTARMA ANLAYIŞI”
Bu sorulara bilimsel ve ölçülebilir yanıtlar verilmeden projeyi “İzmir için önemli bir kazanım” olarak sunmak mümkün değildir. Çünkü trafik sorununu çözmeden trafik üreten yeni bir merkez oluşturmak şehircilik değil, günü kurtarma anlayışıdır.
“ALTYAPIYI DAHA SONRA DEĞERLENDİRMEK KABUL EDİLEMEZ”
Altyapı bu yoğunluğu kaldırabilecek mi? Büyük bir yapı yalnızca beton ve katlardan ibaret değildir. Daha fazla insan; daha fazla araç, daha fazla su tüketimi, daha fazla atık, daha fazla kanalizasyon yükü, daha fazla enerji ve haberleşme ihtiyacı anlamına gelir. İzmir hâlihazırda altyapı sorunları yaşayan bir kenttir. Yağmur suyu taşkınlarından ulaşım sıkışıklığına kadar pek çok sorunla mücadele eden bir kentte, önce binayı düşünüp altyapıyı daha sonra değerlendirmek kabul edilemez.
“KÜLTÜRPARK’IN YANI BAŞINDA YAPILAŞMA KURTARMAK DEĞİLDİR”
İzmir Büyükşehir Belediyesi kamuoyuna açıkça açıklamalıdır:
Basmane’deki yeni yapılaşmanın altyapı etki analizi nerede? Yoksa yine önce bina yapılacak, ardından bu binanın oluşturacağı yükün sonuçlarına kentin geri kalanının katlanması mı beklenecek? Kültürpark’ın hemen yanı başındaki yapılaşma “Kültürpark’ı kurtarmak” değildir Kamuoyuna, Kültürpark’taki yaklaşık 27 bin metrekarelik belediye kullanım alanının boşaltılacağı, hollerin kaldırılacağı ve yeşil alanın yeniden kazanılacağı ifade ediliyor. Kültürpark’ın ekonomik ve fiziksel ömrünü tamamlamış yapıların kaldırılması gerektiği konusunda zaten yıllardır görüş bildiriyoruz.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var: Kültürpark’ın içindeki betonları kaldırıp hemen yanı başına büyük bir yapı yoğunluğu getirmek, Kültürpark’ı korumak değildir. Bu, bir alandaki yapılaşmayı başka bir alana taşıyan mekanik bir metrekare hesabıdır. Oysa Kültürpark yalnızca içindeki yapıların toplamından ibaret değildir.
Kültürpark;
- kent merkezinin ekolojik nefes alanıdır,
- ısı adası etkisinin azaltılmasına katkı sağlayan önemli bir yeşil altyapıdır,
- kent içindeki hava hareketliliği açısından önemlidir,
- kamusal açık alan niteliğindedir,
- afetlerde kritik bir açık alan kapasitesine sahiptir.
“İZMİR’İN OKSİJEN DEPOSUNU METREKARE HESABINA İNDİRGEYEMEZSİNİZ”
Kültürpark’ın kuruluş amacına sahip çıkmak, yalnızca parkın içindeki yapılaşmayı değil, çevresindeki yapılaşma baskısını da sorgulamayı gerektirir. Kültürpark’ın dibine yüksek yoğunluklu bir yapı koyup bunun adına “Kültürpark’ı kurtarıyoruz” demek, İzmirlinin aklıyla alay etmektir. İzmir’in oksijen deposunu yalnızca metrekare hesabına indirgeyemezsiniz.
Kültürpark’tan 27 bin metrekarelik alanın geri kazanılması elbette önemlidir. Ancak bilimsel şehircilik yalnızca “27 bin metrekare yeşil alan kazandık” demek değildir.Aynı zamanda şu sorulara da yanıt verilmelidir:
- Yeni yapılaşma yeşil alan çevresindeki hava akışını nasıl etkileyecek?
- Kentsel ısı adasına etkisi ne olacak?
- Gölgeleme ve güneşlenme dengesi nasıl değişecek?
- Yaya hareketleri ve açık alan kullanımı nasıl etkilenecek?
- Kültürpark’ın ekolojik bütünlüğü korunacak mı?
“İZMİR’İN TEMEL SORUNLARINDAN BİRİ TRAFİK VE ULAŞIM PROBLEMİDİR”
Bu soruların yanıtı verilmeden yapılan şey bilimsel planlama değil, metrekare pazarlamasıdır. İzmir’in trafik sorununu görmezden gelerek “kurtuluş projesi” yaratamazsınız İzmir’in temel sorunlarından biri trafik ve ulaşım problemidir. Kentin altyapısının, ana arterlerinin, kavşaklarının ve alternatif ulaşım bağlantılarının kapasitesi tartışılırken, kent merkezine yeni ve büyük bir yoğunluk getirecek bir projeyi ulaşım master planıyla bağlantısını ortaya koymadan savunmak kabul edilemez.
“BİNA DEPREME DAYANIKLI OLACAK DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR”
Önce ulaşım altyapısı. Önce alternatif yollar ve bağlantılar. Önce toplu taşıma kapasitesi. Önce yaya ve bisiklet erişimi. Sonra yapılaşma. Bunun tersi yapılırsa ortaya şehircilik değil, betonun kente dayatılması çıkar. Deprem gerçeğini unutmayın. İzmir bir deprem kentidir. Kent merkezinde büyük ölçekli kamu yapıları planlanırken yalnızca “bina depreme dayanıklı olacak” demek yeterli değildir.
Afet anında;
- binaya nasıl ulaşılacağı,
- insanların binadan nasıl tahliye edileceği,
- ambulans ve itfaiyenin nasıl erişeceği,
- çevredeki yolların nasıl kullanılacağı,
- açık alanların nerede bulunacağı,
- enerji ve iletişimin nasıl sürdürüleceği
önceden planlanmak zorundadır.
BÜYÜKŞEHİR’E ÇAĞRI: “O RAPORLARI AÇIKLAYIN”
Dayanıklı bina yapmak başka, dayanıklı kent yapmak başka şeydir. Biz yalnızca bina güvenliğinden değil, kent güvenliğinden söz ediyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne açık çağrımızdır Bu proje, “Biz yüzde 30 hakkımızı aldık” açıklamasıyla geçiştirilemez. İzmir halkının bilme hakkı vardır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi;
- Trafik etki analizini,
- Altyapı kapasite raporunu,
- Kültürpark’a ilişkin ekolojik ve mikroklimatik etki analizini,
- Afet ve tahliye senaryolarını,
- Otopark ve servis trafiği planını,
- Alternatif belediye hizmet binası alanlarına ilişkin çalışmalarını,
- Projenin toplam maliyetini ve kamuya getireceği uzun vadeli yükleri
kamuoyuna açıklamalıdır.
“BASMANE ÇUKURU İZMİR’İN MENFAATİNE, KAMU YARARINA UYGUN ŞEKİLDE SONUÇLANSIN”
Şeffaflık bunun gereğidir. Bizim itirazımız Basmane’nin çözülmesine değil, yanlış yöntemle çözülmesine Kimse bizim Basmane Çukuru’nun çözülmesine karşı olduğumuzu söyleyemez. Tam tersine, yaklaşık 40 yıllık bu sorunun İzmir’in menfaatine, kamu yararına ve bilimsel şehircilik ilkelerine uygun biçimde sonuçlandırılmasını istiyoruz.
Bizim karşı çıktığımız şey şudur:
Basmane’deki hukuki sorunu çözerken kentin ulaşım sorununu büyütmek. Kültürpark’taki yapıları kaldırırken hemen yanı başında yeni bir yapılaşma baskısı oluşturmak. Altyapı kapasitesini sorgulamadan yeni yoğunluk getirmek. Afet dayanıklılığını yalnızca binanın sağlamlığına indirgemek. Ve bütün bunları “kente kazandırıyoruz” söylemiyle kamuoyuna sunmak.
“İZMİR’İN YÜZDE 100’LÜK KENT HAKKI KORUNMALIDIR”
Son sözümüz açık:
İzmir’in geleceği bir parselin geleceğinden daha değerlidir. Belediyenin yüzde 30’luk hakkı korunmalıdır. Ama İzmirlinin yüzde 100’lük kent hakkı da korunmalıdır. Kültürpark’ın hakkı korunmalıdır. İzmir’in ulaşım hakkı korunmalıdır. İzmir’in temiz hava hakkı korunmalıdır. İzmir’in afet güvenliği korunmalıdır. İzmir’in kamusal alan hakkı korunmalıdır. Basmane Çukuru’nun 40 yıllık kördüğümünü çözerken İzmir’in geleceğini yeni bir beton düğümüne teslim etmeyin.
“İZMİR’İN DÜĞÜMÜ NE OLACAK?”
Bizim çağrımız nettir:
Önce bilim. Önce ulaşım. Önce altyapı. Önce afet güvenliği. Önce Kültürpark. Sonra yapılaşma. Çünkü İzmir’in ihtiyacı yeni bir beton anıtı değil, yeni bir kent aklıdır. “Kördüğüm çözüldü” deniliyor.
Biz ise soruyoruz: Ya İzmir’in düğümü ne olacak?



