DUYGU KAYA/ İZ GAZETE- UNESCO Temmuz 2021’de bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında çalışan kadınlara, koronavirüs salgınına tanıklık ettiği eserlerini göndermeleri için küresel bir çağrı yaptı.  Creative Resilience (Yaratıcı dayanıklılık) sergisini oluşturmak için tüm kıtadan 54 bilim kadını seçilirken, Ege Üniversitesi Grafik Tasarım Bölüm Koordinatörü ve Öğretim Görevlisi Bedia Zeynep Çakar, Türkiye’de çalışmaları sergilenecek iki kadından biri oldu. 



’NEDEN OLMASIN DİYE DÜŞÜNDÜM’
Süreci İz Gazete’ye anlatan Bedia Zeynep Çakar, “Pandeminin ilk dönemlerinde oldukça karamsardım, çok ağır bir ameliyat geçirmiştim, hemen arkasından eşim ve 4 yaşındaki kızım koronavirüse yakalandı. İnanılmaz bir panik vardı ve tam da o zamanlarda, bilinmeyenli bir dönemde bu hastalık başımıza geldi. Sonrasında da benim üretim sürecim başladı. UNESCO’nun çağrısını gördüğüm zaman, ‘Neden olmasın?’ diye düşündüm” diye konuştu. 


Çakar bu serginin geleneksel değil karma bir sergi olduğunu ifade ederek, “Bilim kadınlarının kendi alanlarındaki uzmanlarıyla ortaya koyduğu; film, sağlık, geleneksel çalışmalar, iletişim teknolojisi, heykel vs türündeki çalışmalarını sergilediği bir platform olarak da düşünebiliriz” dedi.

‘TOPLAMDA 5 ÇALIŞMAM GİTTİ’
 “Çalışmalarımda özellikle küresel salgın, psikolojik, sosyolojik, ekonomik alandaki sıkıntılar ve son zamanlarda artan kadın cinayetlerini işledim” ifadelerini kullanan Çakar, “Toplamda 5 çalışmam gitti ve 5’i de sergilenmeye hak kazandı. ‘Bizim karantina günlerimiz’ adlı çalışmam kızımla eşimin koronavirüse yakalandığı dönemdeki karantina günlerimizi temsil ediyor. 4 yaşındaki kızımla sadece balkondaki camdan iletişim kuruyorduk. Bu çalışmam o süreçte ortaya çıktı. ‘Bir düşünce daha’ adlı çalışmam yine pandemi dönemindeki eve kapanma ve ruhsal bunalımı temsil eden bir çalışmaydı. ‘Bakire ana’, ‘Sessizlik’ ve ‘Ruhların kaçışı’ isimli eserlerim de ülkemizde son yıllarda dikkat çeken kadın cinayetlerini; simgesel şiddetler, taciz, istismar gibi şiddet eylemlerini gösteren tüm duygu durumlarını temsil ediyor” açıklamasında bulundu.  

‘SANAT BENİM KENDİMİ İFADE ETME ARACIM’
Resim çizmeye ilkokulda başladığını aktaran Bedia Zeynep Çakar, “Ortaokulda öğretmenim tarafından keşfedilerek güzel sanatlar lisesine yönlendirildim. Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünde tamamladım. Sanat benim kendimi ifade etme aracım, toplumda yaşanılan durumları içselleştiriyorum, bunu da bir şekilde dışa aktarmam gerekiyor. Çalışmalarımdaki genelde mutsuz, yorgun yüzlü insan figürleriyle karşılarsınız, bunun sebebi biraz endişe ve korkudan besleniyor olmam. Etrafımda yaşanılan ve çarpıtılan olaylar bu şekilde olduğu için, olayları görsel bir dille aktarmaya uğraşıyorum. Sanat benim için kesinlikle yakarış olabilir, korku veya umut, bütün kavramlarla birlikte yansıttığım bir ifade aracı” dedi. 

‘OKULDAKİ GÖREVİM SADECE EĞİTİM VERMEK DEĞİL’
Çakar, Türkiye’deki gençlerin sanata yönlendirilmemesi sorununa değinerek, “Aslında ben de tam bu alanın içerisindeyim. Okuldaki görevim sadece eğitim vermek değil. Öğrencilerimin sanata kafa yormalarını istiyor, sanatın sadece görsel bir meta değil, arka yapısında onları düşünmeye davet eden bir dil ve üslup olduğunu göstermeye çalışıyorum. Vermiş olduğum derslerden önce hep beyin fırtınası yapıyor ve öğrencilerimin bir şeye daha sanatsal gözle bakmalarını sağlamaya çalışıyorum. Mesela bir rengin içindeki duygu durumunu izlemelerini istiyorum ya da koyduğumuz herhangi bir figürün sadece figür olarak değil, orada yatan başka bir mesaj olduğunu irdemelerini istiyorum. Bunu açıkçası başardığımı düşünüyorum çünkü öğrencilerimden çok olumlu geri dönüşler alıyorum. Okul benim için sadece eğitim demek değil, sanat kavramını empoze edip öğrencilerimi sanata hazırladığım bir yol. Dolayısıyla öğrencilerime rengi öğretirken ya da temel sanat eğitimde dokuyu öğretirken aslında onlara sanatın ifade aracı olabileceğini göstermeye çalışıyorum” diye konuştu. 

‘TOPLUMDA ÇOK FAZLA SIKIŞMIŞLIĞIMIZ VAR’
Kadınlara yönelik ön yargıya ve cinsiyet ayrımcılığına ayrıca tepki gösteren Bedia Zeynep Çakar, “Bu sergiye katılmamdaki en büyük pay buydu. UNESCO toplumsal cinsiyet eşitliğini çalışmalarında ve merkezinde ön planda tutan bir kurum. Dolayısıyla kadınlara yönelik vermiş olduğu bu çağrı benim için çok önemliydi. Evet, ben kendi ülkemde kendi çapımda bir kadın olarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum, belki sözsel olarak yakaramıyorum ama çalışmalarımda bunu vurgulamaya çalışıyorum. Çünkü benim de çalışma odağımda istismar, taciz, fiziksel ve ruhsal olarak tüm şiddet eylemine maruz kalan bir kadın var. Dolayısıyla evet, benim çalışmalarımda kadın mutsuz ve umutsuz. Çünkü ben toplumdaki kadınları böyle görüyorum ve çalışmalarımda erkek egemen toplumun içinde sıkışmış olan kadın figürünün çırpınışını ve haykırışını göstermeye çalışıyorum. Bunun bir çıkış noktası gerektiğini de anlıyor ve bir kapının aralanacağını umut ediyorum. O yüzden bir sanatçı ve akademisyen olarak bunu çalışmalarımla göstermeyi sağlıyorum. Kadın olan tüm öğrencilerime de bunu şiddetle empoze ediyorum. Biz her şeyi başarabiliriz çünkü toplumda zaten çok fazla sorumluluğumuz, çok fazla sıkışmışlığımız var. Ve bir kadın olarak bunun üstesinden gelebiliyorsak bence gerçekten güçlü bireyleriz. Dayanışma içerisinde aşabileceğimizi düşünüyorum. Bu sadece sözde bir eylem değil, kadın öğrencilerime de bunu aktarma yolunu öğretmeye ve kendim de o yolda yürümeye uğraşıyorum” diye konuştu.