İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan İZBETON üzerinden yürütülen ve tahliye kararı verilen kooperatif davası bugün görülüyor. Tunç Soyer, Heval Savaş Kaya ve Şenol Aslanoğlu’nun tahliye edilmesine karar verilen davada, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer savunma yaptı.
“15,5 AYDIR SOMUT KANIT BULUNAMADI”
Soyer savunmasında şu ifadeleri kullandı:
Yargılamaya yeni katıldığınızdan şu an her şey sizin için çok berrak olmayabilir. Müsaade ederseniz 5-6 dakika içinde elimden gelen katkıyı vermeye çalışacağım. Düşünmenize faydası olur ümidiyle bir soru ile başlayacağım. Nitelikli dolandırıcılık, zimmet, evrakta sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlarla itham edilen bir insanın önüne, aleni olarak yaptığı, başka birçok insanın da konuşmacı olarak katıldığı tören konuşmaları dışında tek bir somut delil konmadan 15,5 aydır tek kişilik hücrede tutularak cezalandırılması nasıl mümkün olabilir?
“İKİ SATIRLIK ŞABLONLARLA TUTUKLULUĞUN DEVAMINA KARAR VERİLİYOR”
Her şey son derece kanuni görünüyor. Önce Emniyet Müdürlüğünde ifadeniz alınıyor. Sonra bir mahkeme huzuruna çıkıyorsunuz. Sorgulamalara muhatap oluyorsunuz. Avukatlar sayısız dilekçeler yazıyor. Yüzlerce sayfalık bir iddianame ile karşılaşıyorsunuz. Uzun günler, gece geç saatlere kadar süren yargılamalar başlıyor. Her ay tutukluluğunuz gözden geçiriliyor. Yine yüzlerce sayfalık iddianameler yazılıyor. Yeni savcılar, yeni hakimler, yeni heyetler görevlendiriliyor. Uzun uzun suçsuzluğunuzu anlatmaya çalışıyorsunuz, iki satırlık şablonlarla tutukluluğun devamına karar veriliyor. Bu böylece aylarca devam edip gidiyor ve her şeyin kanuna uygun olduğu iddia ediliyor.
“15,5 AYDA BENİMLE İLGİLİ SOMUT HİÇBİR DEĞİŞİKLİK OLMAMIŞ, YENİ KANIT İLERİ SÜRÜLMEMİŞTİR”
Oysa bu görüntünün, iddianın altında net bir hukuksuzluk gerçeği var. 01 Temmuz 2025 günü Emniyet Müdürlüğünde verdiğim ifade ile 3 gün sonra 4 Temmuz günü tutukluluğuma karar veren Sulh Ceza Mahkemesinde verdiğim ifadelere lütfen bakın. Satır satır, cümle cümle aynı ifadeleri bugün huzurunuzda da tekrar ediyorum. O günden beri aynı cümleleri kurmaya devam ediyorum, çünkü o günden beri sözlerimin üzerine yeni bir söz kurmamı gerektirecek bir delil de bir tanık beyanı da bir rapor da önüme konmamıştır. Mevcut iddiaların hepsini de yargılama sürecinde tek tek çürüttük. Kısacası 15,5 ayda benimle ilgili somut hiçbir değişiklik olmamış, yeni hiçbir kanıt ileri sürülmemiştir. Tek değişiklik aynı suçlamalarla 2 kez daha tutuklanmam olmuştur. Üstelik gelen MASAK Raporu, verilen ifadeler, ek bilirkişi raporları suçsuzluğumu tekrar tekrar kanıtlamıştır. Aylar boyunca SEGBİS üzerinden yapılan tutukluluk gözden geçirmelerine katılmadım. Çünkü suçlamanın adı dışında bir bilgisi olmayan hakimler, hangi fiilim nedeniyle suçlandığım sorusuna cevap veremediler. Nihayet, ikinci kez tutuklanmamdan 8 ay sonra, 2 iddianamede de toplam 11 satırda, açılışlarda yaptığım konuşmalarda zimmet suçuna iştirak ederek suç işlediğim iddia edildi. Bir de hangi evrak olduğu belli olmayan bir evrakta sahtecilik suçu var ki, artık ona söyleyecek söz bulamıyorum.
“MASUM BİR İNSANIN BU KADAR SAÇMA VE AĞIR BİR MAĞDURİYET YAŞAMASINA HANGİ GEREKÇE SİZE MEŞRU GÖSTEREBİLİR”
Beni tanımadığınız için empati yapmanız kolay olmayabilir ama benim yerime bir yakınınızı koyun. Masum bir insanın bu kadar saçma ve ağır bir mağduriyet yaşamasını hangi gerekçe size meşru gösterebilir?
“ADALET DUYGUSUNUN ZEDELENDİĞİ YERDE ORTAYA ÇIKAN TOPLUMSAL ÇÜRÜME İNSANLARI HER GÜN BİRAZ DAHA DAĞITIR”
Hukuk, siyasi, dini, etnik veya şahsi hangi nedenle olursa olsun, suçsuz bir insanı cezalandırmak için araçsallaştırılırsa o toplum ne Atatürk'ün hedeflediği muasır medeniyet seviyesine çıkabilir ne de toplumu ve devleti ayakta tutan dinamikler varlığını sürdürebilir. Adalet duygusunun zedelendiği yerde ortaya çıkan toplumsal çürüme ve çözülme, insanları hergün biraz daha birbirinden ve toplumdan, devletten uzaklaştırır, parçalar ve dağıtır. Dağılma, eğitimden sağlığa, spordan ekonomiye hayatın her alanında kendini gösterir. Sayın Başkan, bu dava sadece benim nesnesi olduğum bir kurgu değildir. Empatiyi bir kenara bırakın; bu kurgu, hukuka ve adalete güveni yok eden, zararı bana verdiğinden çok daha derinlere uzanan bir süreç yaratmıştır. Bu sürece son vermenizi rica ediyorum. Vereceğiniz beraat kararı hâlâ adaletin mümkün olduğunu gösterecek, memleketin her yerinde “İzmir'de hakimler var” dedirtecektir. Umarım anlattıklarım dosyayı kavrayışınıza biraz olsun ışık tutmuştur.
ÖZKAN YÜCEL’İ ANDI
Sayın Başkan, bu vesileyle, ilk günden beri suçsuzluğumu bilerek ve fedakarca yanımda duran aileme, avukatlarıma, dostlarıma huzurunuzda bir kez daha sonsuz teşekkür ediyorum. Özellikle, hayatının son savunmasını benim için yapan, mükemmel insan, mükemmel hukukçu, can dostum Özkan Yücel'i rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum. 15 yıl boyunca aşkla yaptığım belediye başkanlığı görevinde ve sonrasında beni hayatımın en kıymetli koltuğuna, gönül makamına oturtan tüm İzmirlileri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
“KENTSEL DÖNÜŞÜMDE KOOPERATİF ÜYELERİNİN EVLERİ ELBET BİTECEK”
Sözlerimi bitirmeden son bir hususu arz etmek istiyorum. Geçen hafta İstanbul'da sabaha karşı çöken bir binada 5 kişinin öldüğü haberlerini izlemişsinizdir. Büyük depremler üreten aktif faylar üzerine oturan bir ülkede, deprem olmadan yıkılan binalar olması çok korkutucu. Haberi izlerken aklımdan geçen bir cümleyi huzurunuzda paylaşmak isterim. Kentsel dönüşümde kooperatif üyelerinin evleri elbet bitecek ve en kısa süre içinde evlerine yerleşecekler. Birgün Allah korusun İzmir'de bir deprem olsa ve çevrelerindeki binalar yıkılsa, sağlam bir binada oturuyor olmalarına şükredip, kahvelerini içerken belki benim adımı akıllarına getirirler. İşte o gün için şimdiden hepsine hakkımı helal ediyorum, onların canı sağolsun.




