HKP İzmir İl Başkanı Avukat Tacettin Çolak, İzmir Barosu Başkanlığı’na adaylığını açıkladı. Çolak baro seçimlerinin çarşaf liste ile yapılması gerektiğinin altını çizerek, Baro’daki grupçu eğilimlerin sona ermesi gerektiğini bildirdi.
“BARO’DAKİ GRUPÇU EĞİLİMLER AĞIR BASTI”
Yaptığı yazılı açıklamada, 2022 ve 2024 Genel Kurullarında, “Mücadeleci Avukatlar” olarak seçime giren Çolak, “Her iki Genel Kurul sürecinde de meslektaşlarımızdan olumlu tepkiler ve övgüler almamıza karşın, ne yazık ki Baro’daki grupçu eğilimler ağır bastı. Yine de tüm engellere rağmen 2022 Genel Kurulu’nda 219, 2024 Genel Kurulu’nda ise 221 meslektaşımızın güvenini kazandık. Bize oy veren ya da vermeyen tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
“SEÇİMLER ÇARŞAF LİSTE İLE YAPILMALIDIR”
“Seçimlere liste olarak girdiğimiz dönemlerde de vurguladığımız gibi; Baro’da "grup" anlayışına son verilmelidir” diyen Çolak, “Seçimler çarşaf liste ile yapılmalı ve bütün gruplardan temsilcilerin baro yönetimlerinde yer alması sağlanmalıdır. Maalesef bu görüşümüz İzmir Barosu’nda bugüne kadar karşılık bulamadı. Oysa Baro yönetimlerinde farklı anlayış ve yaklaşımların varlığı bir çatışma unsuru değil; zenginlik ve gelişim kaynağıdır. Gerçeğin ışığının yansımasına katkı sunar. Nitekim bilinen o özdeyişte de ifade edildiği gibi: "Bârika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar." (Gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar.)” dedi.
“ÇERÇEVE YASAYA BAROLARIN SESSİZ KALMASINI KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR”
Çolak, “Barolarda blok listelerle "uyumlu" yönetimler oluşturulsa dahi; mesleğin başlıca sorunları olan avukat cinayetleri ve intiharları, mesleğin itibarsızlaştırılması, Avukat Hakları Merkezi, CMK, Adli Yardım, genç avukatların yaşadığı sıkıntılar, avukat emeğinin sömürülmesi ve iş alanlarının genişletilmesi gibi hayati konulara çözüm üretilememektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye Barolar Birliği ve baroların çoğunluğu toplumsal sorunlara karşı yeterli duyarlılığı göstermemektedir. Geçmişten pek çok örnek verilebileceği gibi, son olarak Meclis'ten geçirilen "çerçeve yasa" sürecinde baroların büyük kısmının sessiz kalmasını kabul etmek mümkün değildir” diye konuştu.
Çolak sözlerini şöyle sürdürdü:
Siyasi iktidar, Mecliste bir oldu bitti yaratarak; Batılı emperyalistlerin Osmanlı’ya dayattığı Sevr Antlaşması’nın imzalandığı 10 Ağustos gününde, içeriğini milletvekillerinden dahi gizledikleri "Çerçeve Yasa’yı çıkarmıştır.
“GELECEĞİMİZ İÇİN SON DERECE TEHLİKELİDİR”
Özel af niteliğindeki bu yasa; klasik yasa yapma tekniğine uymadığı gibi, başta Anayasa olmak üzere diğer tüm temel yasaları da yok saymaktadır. Evrensel hukuka aykırı olan bu düzenleme, geleceğimiz için son derece tehlikeli bir başlangıçtır. Yasanın uygulanmasının idari kurullara devredilmesiyle devlete ait yargı gücü bertaraf edilmektedir. Bu yasa ile ülkemiz, yine Batılı emperyalistler tarafından dayatılan ve bizler için "Yeni Sevr" anlamı taşıyan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bataklığına sürüklenmek istenmektedir.
“ISMARLAMA KARARLAR GÜNDEN GÜNE ARTMAKTADIR”
Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları keyfi biçimde uygulanmamakta; yargı organlarınca verilen hukuksuz, kanunsuz ve ısmarlama kararlar günden güne artmaktadır. Kısacası ülkemiz, Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de dikkat çektiği olumsuz koşullardan dahi ağır günlerden geçmektedir. İşte tam da bugünlerde hukukun üstünlüğüne sahip çıkması, haksızlıklar karşısında kurumsal mücadele yöntemleri belirleyip öncülük etmesi gereken Barolar ve Türkiye Barolar Birliği; maalesef Avukatlık Kanunu’nun kendilerine yüklediği görevleri yerine getirmemektedir.
“TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ HUKUKSUZLUKLAR KARŞISINDA SESSİZ KALMAKTADIR”
Baroların bu görevi, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesinde: "Hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır." şeklinde; 95/21 ve 110/17. maddelerinde ise: "Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" ifadeleriyle açıkça tanımlanmıştır. Bu yasal görevler ortadayken baroların ezici çoğunluğu ve Türkiye Barolar Birliği, ülkemizdeki hukuksuzluklar karşısında sessiz kalmaktadır.
"LAİK VE DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE MÜCADELESİNE OMUZ VEREN BİR BARO OLMAYI HEDEFLEMEKTEYİZ"
Oysa bugün; Hukukun Üstünlüğü, Adil Yargılanma Hakkı, Halk için Hukuk ve Halk için Baro mücadelesini yükseltme günüdür. Anlayışımız budur ve geçmişimizde bu anlayışın somut örnekleri mevcuttur. Nitekim İzmir Barosu, geçmiş dönemlerde, Meclis'e sunulan savaş tezkerelerine karşı Olağanüstü Genel Kurul toplamış, "Savaşa Hayır" bildirileri yayımlamış ve Baro önünden Gündoğdu Meydanı'na cübbeli yürüyüşler düzenleyerek siyasi iktidarın çatışmacı dış politikalarını eleştirmiştir. İşte bugün de Birinci Kurtuluş Savaşımızın Komutanı ve Laik Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR” sözünden ilham alarak anti-emperyalist, tam bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye mücadelesine omuz veren bir baro olmayı hedeflemeliyiz.
“5 YILLIK KIDEM BARAJI KALDIRILMALIDIR”
Saygıdeğer Meslektaşlarım;
Toplumsal ve mesleki sorunlarımız hakkında da her zaman bir sözümüz oldu, bugün de vardır. Bir kez daha söylüyoruz: Genç avukatlara uygulanan 5 yıllık kıdem barajı kaldırılmalıdır. Genç meslektaşlarımız da Baro yönetimlerinde yer almalıdır.
2022 Genel Kurulu’nda bu konuda bize hak verdiğini belirten ve bir sonraki seçimde ortak adım atma sözü veren gruplar, 2024 Genel Kurulu’nda bu sözlerini tutmamışlardır. Açıklanan listelere bakıldığında, aynı tutumun 2026 Genel Kurulu’nda da sürdürüldüğü görülmektedir.
Öyle ki mevcut yönetim; bugüne kadar kaçıncı olağan Genel Kurulun yapıldığını tespit edemediği gibi, 17-18 Ekim 2026 olarak belirlenen Genel Kurul tarihinin, sadece İstanbul ve Ankara’da yapılacak Marka-Patent Sınavı ile çakıştığını öngörememiştir. Bu durum, sınava girecek meslektaşlarımızı mağdur edecek ve gereksiz bir tercih yapmaya zorlayacaktır.
“BAŞKAN ADAYI OLARAK YER ALACAĞIM”
Sonuç olarak; sözümüzü söylemek ve bütünleştirici bir mücadele yürütmek amacıyla; İzmir Barosu’ndaki hiçbir meslektaşımızı ayrıştırmadan, her birimizin başlı başına bir değer olduğu bilinciyle ve Genel Kurulda seçilecek tüm arkadaşlarımızla uyum içinde çalışabileceğim inancıyla, 2026 Genel Kurulu’nda bir grubun listesiyle değil, BAŞKAN ADAYI olarak yer alacağımı bildiriyorum.




