Eski İzmir Büyükşehir Belediye başkanı Tunç Soyer, tutuklu olduğu sürede yaşadıklarını sosyal medya haber sitesi Fayn Studio’ya anlattı. Süreci bir türlü bitmek bilmeyen bir depreme benzeten Soyer, “Yaşayanlar bilirler; deprem başladığı anda bir tedirginlik, bir korku yaşarsınız ve saniyeler geçmek bilmez. Ne kadar büyük bir tahribat yaratacağını, duvarların altında kalıp kalmayacağınızı bilemezsiniz. Çaresizlik içinde kıvranır, “Allahım neden ben? Bitsin artık” dersiniz” ifadelerini kullandı.
“TUTUKLULUĞUM YEDEKLENDİ”
5 Ocak’taki duruşmada tahliye olmayı beklerken açılan yeni soruşturmayla ‘tutukluluğunun yedeklendiğini’ belirten Soyer, yalnızca kooperatif modelini desteklediği için “zimmete yardım” ile suçlandığını hatırlattı. “Belediyenin binaların deprem dayanıklılığını kontrol ettiği bu modeldeki kooperatiflerin, yasal olarak karışamayacağım iç işleriyle ilgili bir iddia ile karşı karşıyayım” ifadelerini kullanan Soyer, “Zimmet suçuyla ilgili henüz ortada hiçbir kanıt yokken ve iddia edilen zimmet suçunun asli şüphelisi konumundakiler dışarıdayken, zimmete yardım şüphesiyle biz iki kişi tutuklandık” diye yazdı.
“BİLİYORUZ Kİ BUNLAR GEÇECEK”
Her şeye karşın umudunu koruduğunu ve bu sürecin geride kalacağına inandığını belirten Soyer yazısını, “Hayat hep yeniden doğar. Biliyoruz ki bunlar geçecek… Kişisel depremler de, evrensel olanlar da… Kıssadan hisse: Depremi hafif atlatmanın yolu, hazırlıklı olmak, deprem anında ve sonrasında dayanışmayı diri tutmak ve en önemlisi yaşam umudunu korumaktan geçer. Deprem yaşamadan dayanışmanın kıymetini bilmeniz ve umutlarınızı canlı tutmanız dileğiyle, selam ve saygılarımla. Sağlıcakla kalın” ifadeleriyle tamamladı.
Soyer’in Fayn Studio’da yayınlanan “Olmayan bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışmaya devam edeceğiz”başlıklı yazısının tamamı şöyle:
“Hapiste yazdığım günlüklerin ilkinin ilk cümlesi şöyle başlıyordu:
“İçeride olmanın en güzel yanı, sabaha karşı bir şafak operasyonuyla evinizin basılması ve gözaltına alınmanız ihtimalinin olmaması..!”
Yanılmışım…
Tutuklu iken de operasyona maruz kalabiliyormuşsunuz.
1 Temmuz’da 157 kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte kentsel dönüşümde kooperatifçilik modeli hakkındaki davada her duruşmada tahliyeler olmuş, 9 Aralık’a geldiğimizde sadece iki kişi tutuklu kalmıştık. 5 Ocak’taki duruşmada artık bizim de tahliye olacağımıza dair kuvvetli bir inanç oluşmuştu. Çünkü dosya boştu ve dolandırıcılığa dair tek bir kanıt, tek bir tanık ortaya konamamıştı.
CEZAEVİNDEYKEN BİR DAHA TUTUKLANMAK
Fakat duruşmaya beş gün kala yapılan bir operasyonla yeni bir soruşturma başlatıldı. Biz iki kişi ikinci kez tutuklandık. Böylece 5 Ocak’ta tahliye olma ihtimaline karşı tutukluluğumuzu yedeklediler. Nitekim 5 Ocak’ta tahliye kararı verilmesine rağmen salınmadık, hapishanedeki hücremize geri döndük.
Peki bu ikinci soruşturma neyin nesiydi? Kooperatiflerin iç işlerini ve sözde ticari suçlarını ortaya çıkartmak için başlatılmıştı. Suçun niteliği ise “zimmet”ti.
Yani “kişisel menfaat elde etmediği”mizin, “kamu zararının olmadığı”nın kanıtlandığı ilk dosyada; suç “nitelikli dolandırıcılık” iken, bu dosyada dolandıranlar dolandırdıklarını zimmetlerine geçirmişlerdi.
Komik ya da garip gelebilir ama gerçek bu…
Bense İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak kentsel dönüşümde kooperatifçilik modelini desteklemekle “zimmete yardım” suçunu işlemişim. Belediyenin binaların deprem dayanıklılığını kontrol ettiği bu modeldeki kooperatiflerin, yasal olarak karışamayacağım iç işleriyle ilgili bir iddia ile karşı karşıyayım.
Bu model ile ilgili belediye başkanı olarak sorgulanamayacağım, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal olmadığı konusunda bir Danıştay kararı var ama ikinci kez aynı konuda başka bir suçlamayla sorgulanıyorum.
Deprem ülkesi olan memleketimizde bu modele ne kadar ihtiyaç duyulduğuna, deprem anı ve deprem yıldönümlerinde herkesin hep bir ağızdan “kentsel dönüşüm şart” demesine girmeyeceğim.
ORTADA OLMAYAN ZİMMET SUÇUNA YARDIM ŞÜPHESİYLE TUTUKLAMA
Zimmet suçuyla ilgili henüz ortada hiçbir kanıt yokken ve iddia edilen zimmet suçunun asli şüphelisi konumundakiler dışarıdayken, zimmete yardım şüphesiyle biz iki kişi tutuklandık.
Bizimle aynı şekilde zimmete yardım ile suçlanan kooperatifleri denetlemekle yükümlü denetim kurulları serbest. Kooperatifleri denetlemekle yükümlü Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri yani 3 yıl önce kooperatif genel kurullarını onaylayan bakanlık temsilcileri ise bırakın sorgulanmayı, bizi suçlayan raporu düzenlemişler.
Tutuklamaya esas alınan Savcılığın, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne hazırlattığı 110 sayfalık raporda benimle ilgili üç satırı aynen paylaşıyorum:
“Adı geçenin, ortak kayıtlarına katkı sağlamak amacıyla, kooperatiflerin İzmir Büyükşehir Belediyesinin güvencesinde olduğu şeklinde konuşmalar yapmak ve temel atma törenlerine katılmak suretiyle bir nevi kooperatiflere kefil olduğu”m iddiası ile suçlanıyorum.
110 sayfalık raporda başka bir yerde adım geçmiyor. “Törenlere katılmak ve bir nevi kefil olmak” gibi hukuk literatürüne katkı kabul edilebilecek bir iddia ile “zimmete yardım” etmişim.
Tutukluluk sonrası MASAK verileriyle hazırlanmış bir rapor dosyaya sunulmuş. Baktık orada adım hiç geçmiyor. Yani hiçbir kooperatifle, yöneticisiyle finansal hiçbir ilişkimin olmadığı Savcılık tarafından ortaya kondu. Ama tutukluluğum devam ediyor.
Olmayan bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışmak
OLMAYAN BİR ŞEYİN OLMADIĞINI ANLATMAYA ÇALIŞMAK
İzbeton Genel Müdürü Heval Savaş Kaya ile birlikte 6 aydır yaptığımız gibi yine olmayan bir şeyin olmadığını anlatmaya devam edeceğiz. Yine açık ve tereddütsüz bir hukuksuzluk ve vicdansızlıkla karşı karşıyayız. Bilmediğimiz, bilmemiz mümkün olmayan ne hukuken ne fiilen bilemeyeceğimiz ithamlara cevap vereceğiz.
Vicdan hukukun mayasıysa; adalet haklı olanlar için onun bereketidir.
Ama vicdanla mayalanmayan hukuk herkes için çürümüş ve kokuşmuş bir çöptür.
Hukukun ve adaletin çürüdüğü, büyük çoğunluğun hukuka ve adalete inancını kaybettiği bir iklimde ortada sadece haksızlıklar, onların yarattığı acılar, çaresizlik ve belirsizlikler kalır.
200 GÜNDÜR SÜREN BİR DEPREM GİBİ
Bu belirsiz süreci aniden yaşanan bir depreme benzetiyorum. Yaşayanlar bilirler; deprem başladığı anda bir tedirginlik, bir korku yaşarsınız ve saniyeler geçmek bilmez. Ne kadar büyük bir tahribat yaratacağını, duvarların altında kalıp kalmayacağınızı bilemezsiniz. Çaresizlik içinde kıvranır, “Allahım neden ben? Bitsin artık” dersiniz.
Geçmek bilmeyen, 200 günü aşkın gündür (yaşamayan bilmez) bir deprem yaşıyorum. Ne zaman biteceğini, ne sonuçlar doğuracağını öngöremiyorum. Devam eden artçılar, sanki hiç bitmeyecekmiş duygusu yaşatıyor ve neden ben diye soruyorum. Depremin aksine, yaşadıklarımda; “neden ben” sorusunun hukuki bir cevabı olmasa da, belli ki siyaseten bu soruya herkesin bir cevabı var.
Elbette hukuksuzluğa maruz kalan tek kişi ben değilim. Çok daha büyük acılar yaşayan, hiç hakketmedikleri halde çok daha uzun süredir mağdur olan pek çok insan ve aileleri var.
DÜNYAYI SARSAN KASVETLİ İKLİM
Üstelik hukuksuzlukların yarattığı çaresizlik ve belirsizlikler tüm dünyayı saran kasvetli bir iklime dönüşmüş durumda.
Dünyanın birçok yerinde devam eden savaşlar, Gazze’de insanlığın gözleri önünde sahnelenen soykırım, Venezuela’da uluslararası hukukun ayaklar altına alınması ve nihayet Grönland belirsizliği.
ABD’nin AB ile 80 yıllık ittifakının sona ermesi anlamına gelen, parayla, tehditle, her türlü silahla ele geçirilmek istenenin bir stratejik üstünlük arayışını, bir büyük akıl tutulmasını bütün dünya seyrediyor; Rusya, ABD’nin Kuzey Buz Denizi’ndeki en büyük rakibi, bu ittifakı sona erdirecek kopuş sürecini büyük bir sükunetle bekliyor.
Sadece 12 dolar milyarderinin, dünyanın yarısının, 4 milyar insanın sahip olduğu gelirden daha büyük bir serveti elinde tuttuğu bir düzenin çarkları dönmeye devam ediyor.
Vahşi kapitalizm ya da neoliberalizm dünyayı; gelecek umutlarının kaybolduğu, daha çok yıkıma, daha büyük kayıplara gebe sonu karanlık bir belirsizliğe sürüklüyor. Ufukta yeni bir dünya savaşının yaklaşmakta olduğunu görenler bile var.

UMUDU KORUMAK
Ama biliyoruz ki – en yıkıcı en uzun olanı bile – bütün depremler geçer. Çürüyen tohumların büyük çoğunluğu, yeşerir ve filizlenir.
Hayat hep yeniden doğar.
Biliyoruz ki bunlar geçecek…
Kişisel depremler de, evrensel olanlar da…
Kıssadan hisse:
Depremi hafif atlatmanın yolu, hazırlıklı olmak, deprem anında ve sonrasında dayanışmayı diri tutmak ve en önemlisi yaşam umudunu korumaktan geçer.
Deprem yaşamadan dayanışmanın kıymetini bilmeniz ve umutlarınızı canlı tutmanız dileğiyle, selam ve saygılarımla.
Sağlıcakla kalın.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırıklar”




