İzmir’de son günlerde art arda yaşanan kadın cinayetleri, koruma kararlarının işlevsizliğini ve yargıdaki cezasızlık pratiğinin yarattığı tahribatı bir kez daha gözler önüne serdi.
1 Ocak-31 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye'de en az 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü.
Bu vakaların 297'sinin kadın cinayeti, 94'ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedildi. Rapora göre, cinayetlerin en fazla görüldüğü iller arasında İzmir (20) üçüncü sırada yer aldı.
İzmir, son bir hafta içinde peş peşe gelen kadın cinayeti haberleriyle sarsıldı. Menemen, Bornova ve Gaziemir hattında yaşanan üç ayrı kadın cinayeti, kadınların koruma kararlarına rağmen sokak ortasında öldürüldüğünü, evlerinde "intihar süsü" verilerek katledildiğini ve faillerin geçmiş dosyalarındaki cezasızlık nedeniyle aramızda dolaşmaya devam ettiğini ortaya koydu.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları ile İzmir’deki bu tabloyu ve cinayetlerin politik arka planını konuştuk.
KORUMA KARARINA RAĞMEN BALKONLARDAN İZLENEN BİR CİNAYET: GAMZE AKBABA
İzmir'in Menemen ilçesine bağlı Seyrek Mahallesi'nde yaşanan olayda Gamze Akbaba, hakkında koruma kararı aldırdığı fail Lokman Etken tarafından sokak ortasında katledildi. Osmanoğulları, bu cinayetin toplumsal duyarsızlaşma ve korku iklimini de gözler önüne serdiğini belirtti:
"Gamze, koruma kararına rağmen, daha önce Gaziemir’den kaçıp sığındığı Seyrek’te fail tarafından bulundu. Fail, elinde silahla herkesin gözü önünde, bir sitenin bahçesinde onu öldürdü. Site yönetimiyle görüştük; herkes balkonlardan izlemiş, kimse korkudan müdahale edememiş. Devletin koruma kararı kağıt üzerinde kalırken, toplum da sindirilmiş durumda."
CEZASIZLIĞIN BEDELİ: MİHRİBAN YILLMAZ YAŞAYABİLİRDİ
Bornova’da 10 gün boyunca kayıp olarak aranan ve cansız bedeni toprağa gömülü halde bulunan Mihriban Yılmaz cinayeti ise yargı sistemindeki ihmaller zincirini ortaya çıkardı. Fail Fatih İnan’ın arama çalışmalarına katılarak aileyle birlikte "yas tutuyor" gibi davrandığı öğrenildi.
Tülin Osmanoğulları, Mihriban’ın katilinin "tescilli bir şüpheli" olduğuna dikkat çekerek şu çarpıcı bilgiyi paylaştı:
"Bu fail, 2 yıl önce Bornova’da 'yüksekten düşme' sonucu yaşanan şüpheli bir kadın ölümünün baş şüphelisiydi. O dosya 'kalp krizi' denilerek kapatıldı, takipsizlik verildi. Eğer o gün etkin bir soruşturma yürütülseydi, bu kişi bugün tutuklu olacak ve Mihriban hayatta olacaktı. Mihriban’ın katili, o günkü cezasızlık politikasının bir ürünüdür."
İNTİHAR SÜSÜ VERİLDİ: DİLAN GEYİK
Geçtiğimiz günlerde evinde ölü bulunan 17 yaşındaki Dilan Geyik’in katilinin, genç kıza intihar süsü verdiği ve babasını suçlayacak sahte bir mektup bıraktığı belirlendi.
Ailenin yaşadığı travmayı aktaran Osmanoğulları, "Dilan ailenin tek çocuğuydu. Fail, babayı suçlu gösterecek bir senaryo çizdi. Baba, evladının yasını tutamadan şüpheli sıfatıyla gözaltına alındı. Adli Tıp raporları ve kamera kayıtları gerçeği ortaya çıkarmasa, belki de bir baba kızını öldürmekle suçlanacaktı. Aile ancak aklanınca yas tutabildi” ifadelerini kullandı.
"İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKMANIN SONUÇLARINI YAŞIYORUZ"
Tülin Osmanoğulları, İzmir’de 15 günde bir kadın cinayeti işlendiğini vurgulayarak, bu artışın siyasi tercihlerden bağımsız olmadığını vurguladı ve şöyle konuştu:
"Bunların hiçbiri tesadüf değil. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılması, 6284 sayılı yasanın tartışmaya açılması ve 2025’in 'Aile Yılı' ilan edilerek kadının sadece aile içinde tanımlanması faillere cesaret veriyor. İktidar, 'kutsal aile' diyerek kadını şiddet gördüğü eve hapsediyor. Kadınlar kendi hayatlarına dair karar almak istediklerinde ise devletin koruma kalkanını yanlarında bulamıyorlar. %70’i ateşli silahla işlenen bu cinayetler, bireysel silahlanmadaki denetimsizliğin ve kadın düşmanı politikaların somut sonucudur."




