Makine Mühendisleri Odası (MMO) İzmir Şubesi’nde yaşanan işten çıkarmalar gündemdeki yerini korurken, şube basın açıklaması yayımladı.
Yayımlanan basın açıklamasında, Karşıyaka Belediyesi ile yürütülen protokolün tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından şubenin yaşadığı ekonomik zorluklara değinildi. Şubenin ekonomik kapasitesinin ciddi oranda zayıfladığı ifade edildi.
“ÖRGÜTSEL TUTUMUMUZ ANLAŞILMAMIŞ”
İşten çıkarılan mühendislerle ilgili olarak şubenin iç işleyişinden bahsedildi. Şubede çalışanların yürüttükleri Çalışan Meclisi’nin üç ayda bir toplandığı ve bu toplantılara geniş katılımla gerçekleştiği belirtildi. Oda, “Örgütsel tutumumuzun yeterince anlatılamamış ya da anlaşılamamış olmasının yarattığı sorunların bugün yaşadığımız tartışmalara yansıdığını görüyoruz. Oysa Odamızın bütün organlarında egemen olması gereken anlayış, çatışmayı derinleştiren değil, örgütü geliştirmeyi hedefleyen bir kolektif çalışma kültürüdür. Kurulan dilin ve iletişimin de bu anlayışa uygun olması gerekir” ifadelerini kullandı.
“KİŞİSEL DAYATMALAR İŞLEYİŞİ TIKANMA NOKTASINA GETİRDİ”
Çalışanlar Meclisi toplantısı yapılmadığı ve çalışanların ortak karar almadığı bir düzlemde “MMO’da Çalışan Bir Grup Mühendis” imzasıyla kamuoyuna kurumun kendi tartışma ve karar alma platformlarını yok sayan bir bildiri olduğu belirtildi. Bildirinin çözüm iradesinden uzak kişisel dayatmalar üzerine olduğu ifade edildi.
Şube tarafından “süreci neden kamuoyuna taşıyorsunuz?” sorusuna ise “bir grup mühendisin’ “Siz de cevabınızı oradan verebilirsiniz” dediği aktarıldı.
Odadan yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:
Ülkemizde tarihsel ve toplumsal bir yıkım yaşanmaktadır. Kamuculuğun tasfiyesi, geleceksizlik, güvencesizlik ve adaletsizlik; birbirinden bağımsız sorunlar değil, aynı siyasal ekonomik düzenin farklı yüzleridir. Odalarımız kamu vicdanını temsil eder ve kendi uzmanlık alanlarında kamu adına görev alır. Dolayısıyla kamunun tasfiye süreci odalarımızı da örgütsel ve ekonomik olarak olumsuz etkilemektedir.
Ülkemizin içinde bulunduğu bu dönemde yeni bir inşaya ihtiyaç olduğu açıktır. Bu inşa, yalnızca ekonomik göstergelerin düzeltilmesini değil; kamu yararını, toplumsal dayanışmayı, emeğin haklarını ve demokratik katılımı esas alan bir anlayışın yeniden güçlendirilmesini gerektirmektedir. Bizim açımızdan bu yaklaşım, yalnızca ülkenin geleceği için değil, meslek örgütümüzün kendi geleceğini nasıl kuracağı açısından da belirleyicidir.
Meslek Odamız, çalışanların emeği ve gönüllü üyelerin katkıları ile faaliyet yürüten; yalnızca çalışanlardan ibaret olmayan, üyesinin ortak iradesiyle var olan bir Mesleki Demokratik Kitle örgütüdür. Çalışanların örgüt içindeki söz ve karar süreçlerine katılımı ne kadar önemliyse, üyelerin ve örgütün diğer meşru organlarının katılımı da aynı ölçüde önemlidir. Yönetim yapısının işlevi, bu farklı katılım kanallarını birbirinin karşısına koymak değil; aralarında denge kurmak, bütününü dikkate almak ve ortak aklın gelişmesini sağlamaktır. Bu nedenle örgütün geleceğine ilişkin tartışmaların, çalışanların ve yönetim kurulunun yanı sıra bütün üyelerin katılımını esas alan, açık, demokratik ve meşru karar alma süreçleri içinde yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Buradan hareketle MMO İzmir Şubesi yönetimi olarak; bu dönemki stratejimizden biri oda çalışmalarının devamlılığını sürdürmek, niteliğini güçlendirmek olduğu kadar başta üyelerimiz olmak üzere birlikte emek ürettiğimiz çalışan arkadaşlarımızı bu ortak iradeyi üretme yaklaşımına daha fazla dahil etmek olmuştur. Şubemizde çalışanların buna dair kendi iradeleriyle yürüttükleri Çalışan Meclisi çalışmaları desteklenmiş, ayrıca yönetim kurulu ve tüm çalışanların geniş katılımı ile üçer aylık periyotlarda toplantılar düzenlenmiştir. Çalışanlar Meclisi’nin yanı sıra üyelere yönelik katılım kanallarının da eşdeğer biçimde değerlendirilmesi gerektiği ele alınmıştır.
Örgütsel tutumumuzun yeterince anlatılamamış ya da anlaşılamamış olmasının yarattığı sorunların bugün yaşadığımız tartışmalara yansıdığını görüyoruz. Oysa Odamızın bütün organlarında egemen olması gereken anlayış, çatışmayı derinleştiren değil, örgütü geliştirmeyi hedefleyen bir kolektif çalışma kültürüdür. Kurulan dilin ve iletişimin de bu anlayışa uygun olması gerekir.
Çalışanların iş güvencesi, örgütün tarihsel mirası ve mesleki demokratik kitle örgütü niteliği bizim için tartışılmazdır. Ancak ekonomik sürdürülebilirlik sorununu yalnızca işten çıkarmalar üzerinden değerlendirmek, önümüzdeki asıl sorunu görmemize engel olmaktadır.
Karşıyaka Belediyesi ile yürütülen asansör periyodik kontrol hizmetlerine ilişkin protokolün belediye tarafından tek taraflı olarak sona erdirilmesiyle birlikte Odamızın gelirlerinde ciddi ve ani bir kayıp ortaya çıkmıştır. Bu gelir kaybı yalnızca dönemsel bir bütçe açığı yaratmamış; mevcut ekonomik yapımızın sürdürülebilirliği açısından ciddi bir risk oluşturmuş ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde Odamızı ekonomik kapasitesinin ve kurumsal yapısının ciddi biçimde zayıflayacağı bir sürece sürükleme riski doğurmuştur.
Bizim tartıştığımız şey, çalışanların iş güvencesini ortadan kaldırmak değil; örgütün ekonomik yapısını, ortak üretim kapasitesini ve geleceğini birlikte kurabileceğimiz bir anlayış geliştirmek, buradan hareketle yeni modelleri tartışmak ve bunları kurumun meşru platformlarında hayata geçirmektir.
Ancak yaşanan tüm bu süreçte demokratik mekanizmalar işletilmeden, çalışan arkadaşların oluşturduğu meclis esas alınmadan, ortak akıl ve kurumsal işleyiş yerine bireysel dayatmalar öne çıkarılarak, süreç örgütün birlikte karar alma mekanizmalarını zedeleyen bir noktaya taşınmıştır.
Bu doğrultuda ortak bir çözüm iradesi ortaya konulmuş; hem çalışanlar hem de yönetim açısından süreçte yaşanan eksiklikler tartışılmış, çözümün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda oda örgütlülüğü temelinde ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu ortak irade doğrultusunda, konunun daha geniş katılımla değerlendirileceği toplantılar planlanmıştır.
Ancak tartışma süreçleri henüz tamamlanmamış bir konunun, çalışanlar ile yönetimin bir arada alacağı toplantıya dakikalar kala, Çalışanlar Meclisinin tartışmasını yapmadığı ve ortaklaştırmadığı bir metnin “MMO’da Çalışan Bir Grup Mühendis” imzasıyla kamuoyuyla paylaşılması; kurumun kendi tartışma ve karar alma platformlarını yok sayan, ortak çözüm iradesini gölgeleyen bir yaklaşım olmuştur. Demokratik mekanizmalar işletilirken ortaklaşmaya yanaşmayan tutumlar ve kişisel dayatmalar, kurumsal işleyişi tıkanma noktasına getirmiştir. Buna rağmen bu tartışma zeminleri kapatılmamış olup süreç yönetim ve çalışanlar meclisi ile yürütülmüştür.
Arkadaşlarımıza, tartışma süreci henüz tamamlanmamışken neden kamuoyuyla paylaşım yapılmasının tercih edildiği sorulduğunda verilen “Siz de cevabınızı oradan verebilirsiniz” yanıtı ise bu sorunu daha da derinleştirmiştir. Bu yaklaşım, tartışmayı ortak bir çözüm arayışından uzaklaştırarak oda ilke ve kültürümüzle bağdaşmayan, kamuoyu önünde açıklamalar üzerinden yürütülen bir sürece dönüştürmüştür.
Oysa Oda yönetimi, çalışanlarla ve üyelerle yürütülen tartışma süreçlerini birbirine karşı konumlandırmayı değil, bu tartışmaları ortak bir örgütsel zeminde buluşturarak bütünleştirmeyi hedeflemiştir.
Çalışanların iş güvencesini ve örgütün geleceğini ilgilendiren böylesi önemli bir konuda, kurumun kendi meşru platformlarının devre dışı bırakılması kabul edilemez.
Çalışma arkadaşımızla yollarımızı ayırmak bizleri derinden üzmüştür. Emeği ve dayanışmayı savunan bir örgüt olarak bu ayrılığı ne yaşamak ne de yaşatmak isterdik. Bu kararın sorumluluğunu hep birlikte taşıyor; örgütümüzün geleceğini çalışanlarımızın emeği, gönüllü üyelerin katkısı ve dayanışmasıyla birlikte kurma sorumluluğumuzu sürdürüyoruz.
Süreci yaşadığımız her arkadaşımız, meslektaşımız ve üyemizdir; örgütsel bağımız sürmektedir. Bu nedenle, bazı arkadaşlarımız kurumun kendi tartışma ve karar alma platformlarını yok saymış olsalar da öncelikle diyalog ve karşılıklı değerlendirme kanallarını yeniden işletmeyi tercih ettik. Ancak bu yöndeki çabalarımıza rağmen gerçekleştirilen görüşmede, sürecin karşılıklı olarak yeniden ele alınmasına yönelik yaklaşımımızın farklı biçimde değerlendirildiğini ve diyalog kanallarının yeniden kurulamadığını gördük. Bu noktada, sürece ilişkin kamuoyunda oluşabilecek soru işaretlerini gidermek ve kurumsal yaklaşımımızı açıkça ortaya koymak amacıyla bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur.
Bu açıklamayı, arkadaşlarımızla sürecin iki ayrı tarafıymış gibi karşı karşıya gelerek yeni bir tartışma yaratmak ya da yaşananları kamuoyu önünde sürdürmek amacıyla yapmıyoruz. Aksine, gündemi bu tartışmalarla meşgul ettiğimiz için tüm emek, demokrasi ve meslek örgütlerinden ve kamuoyundan özür diliyoruz.
Ekonomik sorunların çözümü için ortak üretim kapasitesini geliştiren; tüm çalışanlarımız ve üyelerimizle birlikte yeni modelleri tartışan ve bunları Odamızın meşru platformlarında hayata geçiren bir anlayışın savunucusu olduk, olmaya da devam edeceğiz.
Bu ilkesel tutumumuz bundan sonra da devam edecektir. Amacımız Odamızın tarihsel mirasına, demokratik işleyişine ve birlikte üretme kültürüne sahip çıkmak; çalışanların haklarını, üyelerin söz ve karar hakkını ve Odamızın geleceğini birlikte savunmaktır.





