İzmir'in sokaklarında birbirinden etkileyici performanslarıyla ismini duyuran Erdal Çoban, Yasemin Oluk'a konuştu.
Sokak Sanatları Atölyesi'nin çıkış noktasını ve sanatın bilinmeyen yönlerini bir "İzmirli" perspektifiyle değerlendiren Çoban, "Bu şehir başlı başına bir sahne" sözlerini kullanırken İzmirlilerin özgür ruhunun, sanat için son derece elverişli bir atmosfer yarattığını da vurguladı.

"SOKAKTA HİÇ KONUŞMAYAN BİRİ, KİTAPLARIN ANLATAMADIĞI DUYGULARI ANLATABİLİR"
İşte Erdal Çoban ve Yasemin Oluk'un söyleşisinin tamamı:
Röportajımıza öncelikle sizi tanıyarak başlayalım Erdal Çoban kimdir?
Erdal Çoban, kendisini tek bir meslek ya da unvanla tanımlamayı sevmeyen biridir. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunuyum. Ama yıllar içerisinde eğitim, psikoloji, tiyatro, performans ve sokak sanatları birbirinden ayrı alanlar olmaktan çıktı benim için. 2008 yılında kurduğumuz “Sokak Sanatları Atölyesi” ile özellikle canlı heykel, pantomim, fiziksel tiyatro ve sokak performansları üzerine çalışmalar yapıyoruz. Benim için sanat biraz da insanın kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişki. O yüzden sahnede olduğu kadar sokakta da olmayı önemsiyorum. Belki de beni en kısa şöyle tanımlayabiliriz: İnsanları gözlemleyen, insanlara dokunmaya çalışan ve bunu bazen konuşarak, bazen susarak, bazen de bir heykel gibi dakikalarca hareketsiz kalarak yapan biriyim.

Üniversitede okuduğunuz bölümün sanat hayatınıza nasıl katkıları oldu? Sizce psikoloji bilimimin görsel sanatlarla bağları nelerdir?
Psikoloji eğitimi bana insanı gözlemlemeyi öğretti. Sanat ise o insanı sadece gözlemlemekle kalmayıp ifade edebilmenin yollarını verdi. Bir insanın beden dili, yüz ifadesi, susması, bakışı hatta hiçbir şey yapmaması bile aslında çok şey anlatabilir. Özellikle canlı heykel çalışmalarında bunu çok net görüyorsunuz. Psikoloji bize insan davranışlarını anlamaya çalışmayı öğretir; sanat ise bazen o davranışın arkasındaki duyguyu görünür hale getirir. Ben sanatın insanı mutlaka “iyileştirdiğini” iddia etmektense, insana kendisini görme fırsatı verdiğini düşünüyorum. Sanatın en güçlü taraflarından biri de burada. Bazen bir tablo, bir tiyatro oyunu ya da sokakta hiç konuşmadan duran bir insan, sayfalarca psikoloji kitabının anlatamadığı bir duyguyu anlatabilir.
"SOKAK SANATÇISIYLA SEYİRCİ ARASINDA DUVAR YOK"
Sokak Sanatları Atölyesi’ni anlatmak istersek hakkında neler söyleyebiliriz?
Sokak Sanatları Atölyesi, 2008 yılında İzmir'de başlayan ve sanatın sadece salonlarda, sahnelerde ya da galerilerde değil, doğrudan hayatın içinde olması gerektiğine inanan bir oluşum. Canlı heykel, pantomim, fiziksel tiyatro, sokak performansları, tahta bacak, kanguru bacak, poi gibi farklı disiplinlerde çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Ama bizim için atölyenin asıl meselesi teknikten biraz daha büyük. Biz sokağı bir sahne olarak değil, hayatın kendisi olarak görüyoruz. Çünkü sokakta seyirci bilet alıp gelmiyor. Markete giderken karşınıza çıkıyor, çocuğunu parka götürürken sizi görüyor, otobüs beklerken performansınızla karşılaşıyor. Dolayısıyla sokak sanatında sanatçıyla seyirci arasındaki duvar ortadan kalkıyor.

Sizin kişisel olarak “canlı heykel” deneyimleriniz nelerdir?
Canlı heykel benim için sadece hareketsiz durmak değil. Aslında hareketsizliğin içinde bir hikâye anlatmak. Bir canlı heykel olarak dakikalarca hareketsiz durduğunuzda insanların size yaklaşımını izliyorsunuz. Kimisi fotoğraf çekiyor, kimisi dokunmak istiyor, kimisi sizi gerçek bir heykel zannediyor, kimisi ise hiçbir şey söylemeden uzun uzun bakıyor. Bazen bir çocuğun şaşkınlığı, bir yaşlının gülümsemesi ya da bir insanın gelip sizinle birkaç saniye göz göze gelmesi bütün yorgunluğunuzu unutturuyor. Ben canlı heykeli biraz da “insana bakmayı öğretme sanatı” olarak görüyorum. Çünkü normalde sürekli hareket ediyoruz. Canlı heykel ise insanları birkaç dakikalığına durduruyor.
"SOKAKTA OLMAK ÖZGÜRLEŞTİRİCİ VE ACIMASIZ"
Bir sanatçı için sokakta olmak, sanatını sokakta halkın tam da kalbinde icra etmek nasıl bir deneyim ve nasıl histir?
Sokakta olmak özgürleştirici ama aynı zamanda çok acımasızdır. Çünkü tiyatro salonunda seyirci sizi görmek için gelir. Sokakta ise kimse sizi görmek zorunda değildir. Beğenmeyen yürüyüp gider. Bu nedenle sokakta sanat yapmak, sanatçıya çok önemli bir şey öğretir: İnsanın ilgisini zorla değil, gerçekten üreterek kazanmak. Sokakta bazen yüzlerce insanın önünde performans yaparsınız ama hiç kimse dönüp bakmaz. Bazen de tek bir insan durur ve gözlerindeki ifadeyle size öyle güçlü bir karşılık verir ki, o bir kişi yüz kişiye bedel olur. Benim için sokak, sanatın en demokratik alanlarından biri. Çünkü orada herkes seyircidir.

Sokaktan aldığınız olumlu ve olumsuz tepkiler nelerdir? Halk nasıl karşılıyor sizleri?
Çok farklı tepkilerle karşılaşıyoruz. Özellikle çocukların tepkileri çok samimi oluyor. Bizi gerçek bir heykel zannedenler, dokunup tepki verip vermeyeceğimizi merak edenler, uzun süre başımızda bekleyenler oluyor. Bazıları fotoğraf çektiriyor, bazıları sohbet ediyor, bazıları ise “ben de yapmak istiyorum” diyerek performansın nasıl yapıldığını soruyor. Tabii olumsuz tepkiler de olabiliyor. Ama sokakta olmanın güzelliği biraz da burada. Herkes aynı düşünmek zorunda değil. Sokak sanatçısı alkışı kadar ilgisizliği de kabul etmeyi öğrenmeli. Çünkü sanatın amacı herkes tarafından sevilmek değil; bir insanda bir duygu, bir düşünce ya da küçük bir soru bırakabilmek.
Tehlikeli durumlar olabiliyor mu peki?
Elbette. Sokakta performans yapmak sadece sanatsal değil, fiziksel olarak da dikkat gerektiren bir iş. Trafik, kalabalık, hava koşulları, performans alanının güvenliği, ekipmanlar ve seyircinin davranışları gibi birçok şeyi aynı anda düşünmek gerekiyor. Özellikle hareketli performanslarda güvenlik bizim için çok önemli. Ama en önemli şey şu: Sokak sanatçısı cesur olmalı ama dikkatsiz olmamalı. Sanat uğruna kendinizi ya da seyirciyi tehlikeye atamazsınız.
"SOKAKTAKİ CANLILARA KAYITSIZ KALMAMAK SANATÇILIĞIN DOĞAL SORUMLULUĞU"
Sokak hayvanlarına destek olmak, doğa yürüyüşlerine katılmak gibi sosyal sorumluluk projelerinde de görebiliyoruz sizleri, Sokak Sanatları Atölyesi’nin bu yönünden de biraz bahseder misiniz?
Biz sanatın toplumdan bağımsız bir şey olduğuna inanmıyoruz. Sokakta sanat yapıyorsanız zaten toplumun tam ortasındasınız. Dolayısıyla yaşadığınız şehrin, doğanın, hayvanların ve insanların sorunlarına da kayıtsız kalamazsınız. Bu nedenle zaman zaman sokak hayvanları, doğa ve çevre konusunda sosyal sorumluluk çalışmalarında yer alıyoruz. Ben bunu bir reklam faaliyeti olarak değil, sanatçı olmanın doğal sorumluluklarından biri olarak görüyorum. Çünkü sanat sadece alkış almak için yapılırsa eksik kalır. Sanat biraz da yaşadığımız dünyaya karşı söz söyleme biçimidir.

Birçok çalışma ve atölye yürütüyorsunuz. Bunlar nelerdir, katılım nasıl gerçekleştiriliyor ve ne gibi çalışmalar yürütülüyor?
Çalışmalarımız oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Canlı heykel, pantomim, fiziksel tiyatro, sokak performansı, beden kullanımı, doğaçlama, tahta bacak, kanguru bacak, poi gibi farklı alanlarda eğitim ve atölyeler gerçekleştiriyoruz. Burada özellikle insanların “ben tiyatrocu değilim, yapamam” şeklindeki ön yargılarını kırmak istiyoruz. Çünkü bu çalışmalar sadece profesyonel sanatçılar için değil. Bedeniniz varsa, hikâyeniz vardır. Atölyelerde katılımcıların bedenlerini kullanmalarını, kendilerini ifade etmelerini, birlikte üretmelerini ve sahne/sokak deneyimi kazanmalarını amaçlıyoruz. Katılım duyurularımızı sosyal medya hesaplarımız ve “Sokak Sanatları Atölyesi” üzerinden paylaşıyoruz.
"ALKIŞ GEÇİCİDİR, BIRAKILAN İZ KALIR"
Sizler gibi sokağa çıkmak, sanatını ve hayallerini sokakta gerçekleştirmek isteyen genç sanatçılara sokakta olmanın güzelliklerini ve zorluklarını da göz önünde bulundurarak neler söylemek istersiniz?
Öncelikle korkmamalarını söylerim. Ama sadece cesur olmalarını da söylemem. Çünkü sokakta sanat yapmak romantik göründüğü kadar kolay değildir. Bazen kimse sizi izlemez. Bazen emeğiniz karşılık bulmaz. Bazen maddi olarak zorlanırsınız. Bazen insanların ne söylediğini fazlasıyla önemsersiniz. Bütün bunlara rağmen devam edebiliyorsanız zaten sanatçı olma yolunda önemli bir şey öğrenmişsiniz demektir. Ve gençlere özellikle şunu söylemek isterim: Sanatınızı insanların sizi alkışlaması için değil, söyleyecek bir sözünüz olduğu için yapın. Çünkü alkış geçicidir ama bıraktığınız iz kalıcıdır.

İzmir’de tiyatro yapmak, sanat icra etmek sizce zor mudur? İzmir’de olmanın artı yönleri nelerdir?
İzmir'de sanat yapmak hem zor hem de çok güzel. Zor tarafı; sanat üretiminin ekonomik koşulları, mekân bulma sorunları, seyirciye ulaşmak ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmak. Ama İzmir'in çok önemli bir avantajı var: Sokak kültürü ve özgürlük duygusu. İzmir insanı farklılıklara oldukça açık bir şehir. Sokakta farklı bir şey yaptığınızda insanların şaşırması kadar merak etmesi de mümkün. Ayrıca İzmir'in kendisi başlı başına bir sahne. Kordon, Alsancak, meydanlar, festivaller, sahil, sokaklar... Bizim için İzmir sadece yaşadığımız şehir değil, aynı zamanda yıllardır birlikte sanat ürettiğimiz büyük bir açık hava sahnesi.
"BİZİM PERDEMİZ HİÇ KAPANMIYOR"
Son olarak önümüz sonbahar, yeni sezon yaklaşıyor. Bu sezonda ne gibi çalışmalar ve atölyeler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz? Bu çalışmalara ve atölyelere insanlar nasıl ulaşabilir?
Yeni sezonda özellikle canlı heykel, pantomim, fiziksel tiyatro ve sokak performansı alanlarında çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Bunun yanında farklı disiplinleri bir araya getiren yeni atölyeler ve performans projeleri üzerinde de çalışıyoruz. Bizim için önemli olan sadece eğitim vermek değil, eğitim sonunda insanların gerçekten üretimin içerisinde yer alabilmesi. Yani bir atölyeye gelip birkaç hareket öğrenip gitmekten ziyade, öğrendiğini sahnede, sokakta ve gerçek hayatın içerisinde deneyimleyebileceği bir süreç oluşturmak istiyoruz. Katılmak isteyenler Sokak Sanatları Atölyesi'nin sosyal medya hesaplarından bizi takip ederek yeni dönem duyurularına ulaşabilir. Ve son olarak şunu söyleyebilirim: Sokak hâlâ bizim en büyük sahnemiz. Perdeyi kaldırmıyoruz; çünkü bizim perdemiz hiç kapanmıyor.





