CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasının birinci günü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görüldü.
İlk gün Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmaları ve çapraz sorgusu tamamlandı. Yarın duruşma TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla devam edecek.
İMAMOĞLU SAVUNMA YAPTI
İddianamede, "Devlet sırları kullanılarak seçmen iradesi yönlendirildi" denildiğini aktaran Ekrem İmamoğlu, "Hangi devlet sırrı? Nerede elde edilmiş? Yok. Hangi yöntemle ele geçirilmiş? Yok. Hangi tarihte gerçekleşmiş? Yok. Hangi yabancı devlete aktarılmış? O da yok. Ortada tek bir somut delil yok. Ama birilerine ‘talimat geldiği’ için bir şeyler yazılmış olsun isteniyor. İz bırakmaya çalışıyorlar. Kalmaz. Çünkü hukuk sistemi yerle bir edilmiştir Sayın Başkan" ifadelerini kullandı.
"MİT KONUŞSUN; TEK BİR SOMUT DELİL GÖSTERSİNLER"
İmamoğlu, şunları kaydetti:
"İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı olarak açık çağrı yapıyorum, ortada gerçekten bir casusluk faaliyeti varsa, çıksınlar milletin önüne tek bir somut belge koysunlar. Tek bir belge. Milli İstihbarat Teşkilatı dahil ilgili bütün kurumlar konuşsun. Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir somut delil göstersinler. Yıllardır manşetlerle algı üretiyorlar. İnsanların aileleriyle, çocuklarıyla uğraşıyorlar.
Basını da zor durumda bırakıyorlar. Allah’tan hâlâ gerçeği göstermeye çalışan birkaç namuslu mecra var. Ben burada saklanmıyorum ki.
Kaçmıyorum ki. Ellerinde ne varsa ortaya koysunlar. Niye yargıyı milletin gözünün önünde bu kadar itibarsız hale getiriyorsunuz? İddianameye bakıyorsunuz… İçerik yok. Somut delil yok. Ama hukuki değeri olmayan yorumlarla siyasi casusluk suçunu zorla genişletmeye çalışıyorlar. Metin ilerledikçe hukuki ciddiyet değil; tutarsızlık, zorlama ve vasatlık büyüyor. Siyasi casusluk gibi son derece ağır ve teknik bir suçlama, bu derece delilsiz bir metinle kurulamaz, kurulmamalıdır. Elbette hukuki çerçeveyi avukatlarım ayrıntılı biçimde anlatacaktır. Ama şunu açıkça ifade etmek zorundayım: Bu dili kullanan savcılık makamı hukuki değil, siyasi bir motivasyonla hareket etmektedir. Üstelik sadece siyasi değil, aynı zamanda menfaat odaklı bir motivasyonla hareket etmektedir."
"MADEM ÖYLE DÖNEMİN YETKİLİLERİNİ ÇAĞIRIN"
Bir bilginin devlet sırrı niteliği taşıyıp taşımadığını değerlendirmenin teknik uzmanlık, kurumsal inceleme, somut veri gerektirdiğini ifade eden İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Ama ne yapmışlar? Hiçbir uzman kuruma başvurmadan, hiçbir teknik rapora dayanmadan, hiçbir somut tespit ortaya koymadan, kendi siyasi yorumlarıyla bazı bilgilerin ‘devlet sırrı’ olduğuna karar vermişler. Madem öyle, o dönemin yetkililerini çağırın. Bir kişiyi bile çağırmadılar. Eğer orada CHP’li bürokratlar olsaydı, bugün burada herkes hakkında işlem yapılmış olurdu. Ama yapmıyorlar. Çünkü mesele hukuk değil. Bu yaklaşım siyasidir. Menfaat odaklıdır. Devlet kurumlarını yıpratan bir anlayıştır. Bakınız, bugün önümüzde duran iddianame yalnızca hukuki bir skandal değildir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumsal ciddiyetine zarar veren ağır bir sorumsuzluktur. Devletin kurumlarını, istihbarat kapasitesini, Milli güvenlik kavramını böylesine dayanaksız, ciddiyetsiz ve itibarsızlaştırıcı bir metinle tartışmalı hale getirmişlerdir. Bu büyük bir suçtur. Bu nedenle bu iddianameyi hazırlayanlar, sevk edenler, koordine edenler, dönemin başsavcısından ilgili başsavcı vekiline, soruşturmayı yürüten savcılardan sürece dahil olan herkese kadar hukuk önünde hesap vermelidir. Hem de gecikmeden. Çünkü bir daha kimse böyle bir kötülüğü yapamasın diye."
"ADIMIN GEÇTİĞİNİ TELEVİZYONDA SON DAKİKADA GÖRDÜM"
Ekrem İmamoğlu, 20 Haziran günü 12 metrekarelik hücresinde televizyondan kurultay kararını takip ettiği sırada son dakika haberlerini gördüğünü belirterek, şunları söyledi:
"Son dakika’geçti, ‘Casusluk soruşturması…’ Önce güldüm. Sonra kendime güldüm. Bir baktım benim ismim de var. Gerçekten şaka gibi. Bir süre sonra bize tebligat geldi. ‘Yarın saat 11’de Çağlayan Adliyesi’nde ifade vereceksiniz.’ Akşam gardiyanlar geldi, ‘Sabah 6’da çıkacaksınız.’ Dedim ki, ‘Niye 6’da çıkıyorum? Bana 11’de ifade denildi.’ ‘Savcılık böyle bildirdi’ dediler. ‘Gelmem’ dedim. ‘Zorla götürürüz’ dediler. ‘O zaman sürükleyerek götürürsünüz’ dedim. Sonra saat değişti. Sabah 9’da çıktık. 10’da adliyedeydik. Bizi eksi 7. kata indirdiler. Ve tam 8 saat beklettiler. Sekiz saat boyunca avukatlarımla görüşmek istedim. Tartıştım. Bağırdım. Çağırdım. En sonunda kısa süreli görüşmeye izin verdiler. Sonra savcı karşısına çıktık. Karşımızdaki tavır sanki düşmanmışız gibi. Gerçekten insanın onurunu kıran bir süreç yaşatıldı. Ve bu artık bir yöntem haline geldi: Cuma operasyonu yap. İnsanları topla. Vatan Caddesi’ne götür. Günlerce beklet. Pazar gecesi tutukla. Ben bunu yaşadım. 19 Mart sürecinden itibaren yaşadım. Çarşamba alındım. Perşembe… Cuma… Cumartesi… Pazar… Beş gün boyunca insanlar bekletildi. Niye? Çünkü amaç hukuk değil. Aşağılama. İnsanların onurunu kırmak. Biz savcılık katına çıktığımızda bile düşmanca bir tavırla karşılaştık. İfadelerimizi verdik. Yine aşağı indirildik. Saatlerce bekletildik. Gece yarısı mahkemeye çıkarıldık. Tutuklama kararı gece 2’de açıklandı. Sabaha karşı yeniden Silivri’ye getirildik. Ve dışarıda binlerce polis vardı. Bütün bunlar bir hukuk devleti görüntüsü değil, güç gösterisi görüntüsüydü.



