BÜŞRA ÇETİNKAYA / İZ GAZETE - Bağımsız belgeselci Hakan Tosun’un İstanbul’daki evinin yakınlarında uğradığı saldırı sonucu 13 Ekim 2025’te hayatını kaybetmesi kamuoyunu derinden etkiledi.
Büyük Anadolu Yürüyüşü, Çatılara Doğru, Tekel İşçileri gibi doğa talanını, işçi haklarını konu alan önemli belgesellere imza atan Tosun’un ölümü, gazetecilere yönelik saldırıları, öldürme olaylarını yeniden gündeme getirdi.
Hakan Tosun, çektiği belgesellerin yanı sıra Akbelen direnişinde, orman yangınlarında, Kahramanmaraş-Hatay depreminde de sahada olan, hakikatin sesini duyurmaya çalışan bir gazeteciydi.
Ölümünden sonra Tosun’un ailesi, meslektaşları, sanatçılar, aktivistler “Hakan Tosun’a ne oldu?” diyerek adalet çağrısı yaptı.
Tosun ailesinin avukatı Cemal Yücel, Hakan Tosun’un “bir çete tarafından defalarca tekmelenerek ve dövülerek hayatını kaybettiğini” açıkladı. Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda Tosun’un ölüm sebebinin; kafa travmasına bağlı kafatası ve yüz kemiği kırıkları ile birlikte gelişen kafa içi kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti olduğu kaydedildi.
Tosun cinayetine ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı iki tutuklu şüpheli Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin hakkında iddianame hazırladı. İki sanığın “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi.
İncelenen kamera kayıtlarına göre olay yerinde üçüncü bir kişi daha vardı ve saldırganları motosikletiyle olay yerinden kaçırmıştı. Failleri olay yerinden kaçıran motosiklet sürücüsü iddianamede ‘tanık’ olarak yer aldı.
Tosun’un ölümünde sır perdesi neden aralanamıyor?
Hakan Tosun’un ölümünden sonra adalet mücadelesi başlatan Tosun ailesinin üyelerinden Özlem Tosun ile gelinen süreci konuştuk.
Cinayete ilişkin hazırlanan iddianamede geçen “uyuşturucu” ve “taciz” iddialarına tepki gösteren Özlem Tosun, “Ayrıca iddianamede zanlılar ve tanık olarak adı geçenler Hakan’ın üstünün çıplak olduğunu da söylüyorlar. Oysa kamera görüntülerini izledik. Orada çıplak bir kişi yok. İddianamede adı geçenlerin iddialarının doğru olmadığını, anlattıklarının kurgu olduğunu hepimiz biliyoruz” dedi.
Özlem Tosun, Kardeşi Hakan Tosun’un “Yaşam biter, mücadele devam eder” sözünü hatırlatarak “Hakan’ı kimler niye öldürdüyse ya da öldürttüyse; katillerin en ağır cezayı alması gerekiyor” diye konuştu.

Hakan Tosun’un çocukluğundan bahseder misiniz? Nasıl bir ailede büyüdü?
Biz dört kardeşiz. Dördümüz de İstanbul doğumluyuz. En büyükleri benim. Hakan ise ailenin üçüncü çocuğu. Babam ekonomik sıkıntılar nedeniyle yurtdışına çalışmaya gitmişti. Annem ve dört kardeş 1983’te memleketimiz olan Turhal’da gittik. Bu dönemde Hakan, ilkokul üçe gidiyordu. Yaklaşık 10 yıl sonra kalp krizi nedeniyle 47 yaşındaki babamızı kaybettik. Babam esnaftı, bir dükkânımız vardı. Babamın gidişi bizde hem maddî hem de manevî olarak ciddi bir boşluk yarattı. Hakan ve diğer kardeşimin ergenlik dönemleriydi henüz. Dükkânı yürütebilecek durumda değildik. Küçük ilçede yaşamanın zorlukları da malûm… O dönemde ben de yeni evlenmiştim. İş bulma ve gelecek kaygısıyla 1995’te hep birlikte İzmir’e taşındık. İzmir’de hayat mücadelemiz devam ederken, gazetecilikle haşır neşir olan Hakan, burada yerel gazete ve televizyonlarda çalıştı.
Hakan Tosun’un gazeteciliğe ilgisi ne zaman başladı?
Hakan’ın gazeteciliğe merakı daha Turhal’da ilk özel televizyonların çıktığı yıllarda başlamıştı. Eline kamerayı ilk o yıllarda almıştı. Sonra bilgili, tecrübeli insanlarla bir arada olmak, usta-çırak ilişkisiyle meslekî birikim yapabilmek için gazetecilik heyecanıyla 2000’lerin başında İstanbul’a gitti. Serbest belgeselci olmayı istiyordu. Ama İstanbul’da tek başınaydı Hakan. Yaşamını idame ettirebilmesi için bir kaynak yaratması gerekiyordu. Bu süreçte kafelerde çalıştı. Yeri geldi düğün kameramanlığı yaptı. Oradaki meslek erbaplarıyla da bir araya gelmesiyle adım adım hem kendini yetiştirdi hem çektiği görüntülerin kurgusunu yaptı.

“ÇOK ÇALIŞAN AMA PARA KAZANABİLEN BİR BELGESELCİ DEĞİLDİ”
Hakan Tosun bağımsız bir belgeselciydi. Bağımsız bir gazeteci olarak mesleği devam ettirmenin pek çok zorlu var. Kardeşiniz yaşadığı zorluklardan size bahseder miydi?
Yıllar içinde mesleğinde ilerledi Hakan. Böylelikle kendini hem bir belgeselci hem de yaşam savunucusu olarak gösterdi. 2009’dan itibaren profesyonel olarak belgesel yapımcılığına başladı. Hidro-elektrik Santrallere (HES) ve doğanın yok olmasına sebep olan her türlü uygulamaya karşı Artvin’den başlayarak, 11 ayrı Kervanla Ankara’ya yürüyen doğa gönüllüsü grupların 40 gün süren yolculuklarını konu alan Büyük Anadolu Yürüyüşü (2011) belgeselini çekti. “Çatılara Doğru”, “Tekel İşçileri”, “Dönüşüm (Gentrification)” ve “Validebağ Direnişi” gibi önemli belgesellere imza attı.
Yaptığı iş belgeselcilik; emek, çaba ve titizlik gerektiren bir işti. Hakan çok çalışan, işini titizlikle yapan; belgeselcilik maliyetli bir iş olmasına rağmen ekonomik olarak karşılığını alan, para kazanabilen bir belgeselci değildi.
Hakan Tosun’un dayanışmacı bir yönü var. Yaptığı işle de bunu yansıtan bir insandı. Ama siz nasıl tanımlarsınız kardeşinizi?
Hakan bireysel konuşmalarımızda hep şöyle derdi: Bu dünyaya herkes bir sebepten gelir. Bu onun sanki bir yaşam felsefesiydi. Sorgulayan bir insandı ve Hakan bunu çok erken yaşlarda fark etmişti. “Ben bu dünyaya geldiysem, bir şey için geldim ve niçin geldiğimi bulmalıyım” diye düşünürdü. Birilerinin sesi, gözü, kulağı olmaya çalışıyordu. “Bu dünyaya geldiysen bir iz bırakacaksın” düşüncesindeydi.
Hakan Tosun, özellikle de doğa tahribatını, işçi haklarını konu alan belgeseller yaptı ve bize o direnişleri gösterdi. Bu yolda oldukça da ilerledi…
Birçok başarılı belgeselci var. Hakan da belgeselcilikte farklı bir yol açtı bence. Kendi tarzını yarattı. Nerede yaşam, doğa, hayvan ve insan adına bir direniş varsa, Hakan oradaydı. “Görüntüleri çektim, görevim bitti” demek yerine direnen o insanlarla Hakan bütünleşirdi. Hakan, işini bunu özümseyerek ve bu ruhla yaptığı, mikrofon uzattığı, kamera tuttuğu insanlarla empati kurduğu için belki de insanlar bu kadar sevdi onu. İnsanlar onda bir parça buldu. Biz şu an ailesi olarak bunu o kadar çok hissediyoruz ki...

“KAYGILANIYORDUK AMA ÖLDÜRÜLECEĞİ AKLIMIZDAN GEÇMEDİ”
Hakan Tosun, 10 Ekim 2025’te akşam saatlerinde Esenyurt’ta anne ve ağabeyiyle yaşadığı eve giderken bir anda ortadan kayboldu. Sonra evin yakınlarında iki kez saldırıya uğradığı ortaya çıktı. Yol kenarında baygın hâlde bulunan Hakan Tosun, hastaneye kaldırıldı. Siz kaybolduğundan nasıl haberdar oldunuz ve ilk olarak ne yaptınız?
Ben İzmir’de yaşıyorum. Annem, kız kardeşim, Hakan İstanbul’un Esenyurt ilçesinde yaşıyorlardı. Olayı biraz geç öğrendim. İstanbul’daki kardeşim bizi telaşlandırmamak için Hakan’dan haber alamadıklarından bana haber vermek istememiş. Küçük kardeşim “Hakan ortada yok” diye arayınca önce güldüm. Hatta “Nasıl yokmuş, gitmiş mi?” diye espri yaptım. Hiç kötü bir şey düşünmedim. Hakan o günlerde Hatay-Samandağ’dan yeni dönmüştü. Günlerce yol gidiyor, günlerce ayakta kalıyor, yoruluyordu… İlk başta “Arkadaşında kalmıştır, yorgundur, telefona yanıt verememiştir” diye düşündüm. Kardeşim “Annemi aramış, gelecekmiş ama şimdi haber alamıyoruz” deyince telaşlanmaya başladık.
O an ne olmuş olabilir diye düşündüm. Gazetecilerin tehdit edildiklerini hep duyuyoruz; gözaltılar, saldırılar vs. Hakan için kaygılanıyorduk ama kötülüğün bu kadar büyüğünü hiç düşünmemiştim. Düşünemezdik ki… Benim için en büyük kötülük, yaptığı iş dolayısıyla suçlanıp, iftira atılarak hapsedilme düşüncesiydi. Ama öldürüleceği hiç aklımızın ucundan geçmedi. O yüzden kaybolduğunda bunu hiç düşünmedim.
Siz Hakan Tosun’dan uzun süre haber alamadınız değil mi?
Hakan’ın haberi gece ilerleyen saatlerde geldi. (Kısa bir sessizlik…)
O an kâbusun başladığı andı bizim için… Haberi alır almaz İzmir’den İstanbul’a nasıl gittiğimizi hatırlamıyoruz.
İstanbul’a hastaneye vardığımızda beyin kanaması geçirdiği, kanamanın durması durumunda ameliyat edileceği söylendi. Meğer oyalamışlar bizi. Hastanede umutla beklerken gerçeğin öyle olmadığını anladık. Çok acı… (Yutkunuyor…)

“KİMSESİZLER MEZARLIĞINA GÖMECEKLERDİ”
Hakan Tosun hastaneye götürülüyor ama uzun bir süre kimlik tespiti yapılamıyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Hakan İstanbul’da saldırıdan sonra şehrin en büyük hastanelerinden birine -Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne- götürülüyor ve orada kimlik tespiti yapılmıyor. Normalde bir insan kimliği olmadan hastanede bırakın tedavi olmayı kayıt bile yaptıramaz. Hakan’ı ararken o kadar saat geçiyor. Kimlik tespiti nasıl yapılamaz! Neden yapılmaz! Neden ailesine haber verilmez! Bu konuda barodan da bilgi aldık. Kimlik tespiti yapılması için azami süreyi sorduk. Hiçbir hukukçu bunu normal diye açıklayamadı. Eğer Hakan arkasında dost bırakmamış olsaydı, dayanışma olmasaydı belki de Hakan’a ne olduğunu hiç öğrenemeyecektik. Aklı olan herkes aynı düşünür: Eğer daha ilk gün “Hakan’a ne oldu?” diye sorulmasaydı, Hakan’ın kimlik tespiti yapılmayacaktı. Kayıtlara geçmeyecekti. Öldürüp kimsesizler mezarlığına gömeceklerdi. Sonra da hepimiz Hakan’ı arayacaktık. Kardeşlerini, babalarını arayan insanlardan biri de biz olacaktık. Tüm bunların karşılığı ihmal diye açıklanamaz. Hakan’ın öldürülmesi, daha sonra hastanede kimlik tespitinin vaktinde yapılamaması; her biri kastî…
“ANLATTIKLARININ KURGU OLDUĞUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ”
İddianamede kamera görüntülerinin incelendiği belirtiliyor. Tanık ifadelerinde farklı iddialar var. Hakan Tosun’un saldırıya uğradığı noktaya gelmeden önce ‘metrobüs olaylarından’ bahsediliyor ve Hakan Tosun’a uyuşturucu ve taciz adı altında bazı iddialarda bulunuluyor. Bunları iddianamede geçtiği için bir gazeteci olarak sormak zorundayım: Hakan Tosun’un uyuşturucu kullandığını hiç gördünüz mü? Bu iddiaları nasıl yorumlarsınız?
Kardeşim uyuşturucu kullanmıyordu ama Adli Tıp Kurumu raporu da yayımlandı zaten ve raporda Hakan’ın kanında, vücudunda uyuşturucu kullandığına yönelik en küçük bir ize rastlanmadı. Hakan uyuşturucu kullanan biri olsaydı adli tıp raporunda çıkmaz mıydı? Birine tacizde bulunmuş filan… Bunlara yanıt bile vermek istemiyorum. Şu an ülkede eylemlerde ses çıkaranların büyük bir çoğunluğu kadın zaten. Hakan 30 yıldır gazeteci olarak Anadolu’da, şehirlerde sürekli kadınlarla bir aradaydı. Akıl var, mantık var: Hakan böyle bir insan olsa bu kadar kadın onunla yan yana yürür müydü? Ayrıca iddianamede zanlılar ve tanık olarak adı geçenler Hakan’ın üstünün çıplak olduğunu söylüyorlar. Oysa kamera görüntülerini izledik. Orada çıplak bir kişi yok. İddianamede adı geçenlerin iddialarının doğru olmadığını, anlattıklarının kurgu olduğunu hepimiz biliyoruz.
İddianamede adı geçen metrobüste bir kamera var mıydı? Bu incelendi mi?
Bu görüntülere ulaşılamadı!

“ÜÇÜNCÜ KİŞİ KORUNUYOR”
İddianameye göre saldırganlardan biri olay yerine gelen motosikletle kaçtı. Faili olay yerinden kaçıran motosiklet sürücüsü neden tutuklanmadı?
Delil karartmaya çalışsalar da kamera görüntülerini ne kadar kırpıp biçseler de görüntülerde saldırganların üç kişi oldukları ortada. O motosiklet sürücüsünün tanık olarak ifadesi alındı ve onunla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Olayda çete olmasın diye üçüncü kişi korunuyor muhtemelen. Ayrıca avukatlarımız çete üzerinden dava açılması durumunda faillerin daha ağır cezalar alacağını söylüyor. Bu nedenle avukatlarımız olay yerinden saldırganları motosikletiyle kaçıran Y.Ö. hakkında “kasten öldürmeye iştirak” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu. Savcılık bu kişi hakkında ayrı bir soruşturma açtı.
Ayrıca şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Saldırganlar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin, olay olduktan sonra polis evden almadı. Bu kişileri polis ifadeye telefonla çağırdı. Saldırıya uğramış, sonra entübe edilmiş bir insan var, olayın failleri belli, ama polis o kişileri evlerinden almıyor. Artık olay ortaya çıktıktan sonra polis, zanlıları telefonla ifadeye çağırıyor.
Kardeşinizin öldürülmesinde suça azmettiriciler veya şüphelendiğiniz kişiler var mı? Bu bir suikast olabilir mi?
Hakan uzun yıllardır gazetecilik/belgeselcilik yapıyordu. Başarılı, takdir gören bir belgeselciydi. Depremlerden kentsel dönüşüm projelerine, doğa katliamından orman yangınlarına sürekli sahada olup hakikati aktardı. Haber videoları pek çok kesime ulaşıyordu. Hangi haberinin kimlere ucu dokundu? Bilmiyorum ama haberlerinin birilerine dokunduğu ortada. Hakan, hakikati aktarmakta korkmadı hiç. Eğer tehdit aldıysa bile bunu üzülmeyelim diye bize söylemeyecek biriydi.

“YAŞAM BİTER, MÜCADELE DEVAM EDER”
Bundan sonraki süreç nasıl ilerleyecek?
Bu ülkenin okullarında yetişen bir savcı, uğradığı saldırı sonucu kafa travması geçirerek ölen Hakan’ın arkasından hazırladığı fezlekede olayı ‘yaralanma’ diye kaydetmiş. Adli Tıp Kurumu raporuna göre neden öldüğü ortada. Yaralama nedir? Böyle bir fezleke hazırlanması akıllara zarar.
Sonra iddianame yazıldı, 6 Mayıs’a duruşma günü verildi. O gün hep birlikte orada olacağız. Hakan geri gelmeyecek. Ama Hakan’ın önemli bir mottosu vardı: Yaşam biter, mücadele devam eder! Hakan’ın bedeni bu dünyadan ayrıldı ama ruhu bizimle.
Adalet için mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Canı isteyen istediğini öldürtmesin; tetikçiler üç-beş ay sonra salıverilmesin diye… Sokaklarda çeteler Hakanları öldürmeyi kendilerine spor malzemesi yapamayacak. Bu davada çıkacak adaletli karar, Hakan gibi yüreğiyle çalışan gazetecilerin yaşam hakları için mücadele örneği olacak. Hakan’ı kimler niye öldürdüyse ya da öldürttüyse; katillerin en ağır cezayı alması gerekiyor.




