Birleşmiş Milletler'in Dünya Mutluluk Raporu'na göre Finlandiya üst üste sekizinci kez dünyanın en mutlu ülkesi seçildi.
Bu mutluluğu sağlayan temel faktörler nedir?
Mutluluğun temel faktörleri arasında ülkedeki refah, özgürlük seviyesi, sağlık sistemi, cömertlik ve dürüstlük olması geliyor. Halkın birbirine duyduğu güven düzeyi de bu mutluluğun artmasına neden oluyor.
Ancak, ülkede intihar ölüm oranlarının diğer İskandinav ülkelerine göre yüzde 20 daha yüksek olması bir çelişki yaratıyor.
Finlandiya makamları tarafından 2024 yılı sonunda açıklanan 2023 istatistiklerine göre 12 bin 300 kişi, polise aile içi şiddet ihbarında bulunurken, mağdurların yüzde 74'ünü kadınlar, şüphelilerin ise yüzde 75'ini erkekler oluşturuyor.
Peki bu çelişkinin sebebi ne?
Ama önce, Finlandiya hakkında biraz bilgi edinelim…

FİNLANDİYA NEREDEDİR?
Finlandiya, Kuzey Avrupa'da olup İsveç, Norveç, Danimarka ve İzlanda ile beraber Nordik ülkelerinin bir parçasıdır.
Finlandiya aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyesi bir ülke.
Ülkenin nüfusu 5,6 milyon ve nüfusun 1,4 milyonu başkent Helsinki bölgesinde yaşıyor. Fince’nin konuşulduğu ülkede farklı dil, kültür veya dinlere sahip çeşitli azınlıklar da mevcut.
Finlandiya, çok sayıda göl ve ormanın bulunduğu, yüz ölçümü geniş ve seyrek nüfuslu bir ülke.
Ülke, dünyanın en mutlu ülkesi olması dışında şu özellikleriyle de öne çıkıyor:
Dünyada en çok kahve tüketen ülke
Ülkede üç milyonun üzerinde sauna bulunuyor
Lapland bölgesi, Noel Baba’nın yaşadığı yer olarak biliniyor
Finlandiya'nın ulusal hayvanı: Ayı

EN YAŞANABİLİR ÜLKE
Finlandiya, günümüzde yüksek yaşam standartları ve eğitim sistemi ile küresel tanınırlılığa sahip dünyanın en yaşanabilir ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Finler, Mustafa Kemal Atatürk’ün tavsiye ettiği kitaplardan biri olan Grigoriy Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitapta sessiz ve sakin insanlar olarak tanımlanıyor.
Finlandiya’da yaşayan insanlar, eşitlik ve hoşgörü kültürünün yaygın olduğu bu ülkede son derece saygılı, dürüst ve dakik olmalarıyla biliniyor.
ÜLKEDE ADLİ VAKALAR NE DURUMDA?
Finlandiya makamları tarafından 2024 yılı sonunda açıklanan 2023 istatistiklerine göre; 12 bin 300 kişi, polise aile içi şiddet ihbarında bulunurken, mağdurların yüzde 74'ünü kadınlar, şüphelilerin ise yüzde 75'ini erkekler oluşturuyor.

DÜNYANIN EN MUTLU ÜLKESİNDE KADINLAR NEDEN TEHLİKEDE?
Finlandiya, dünyada yolsuzluğun en az olduğu ülkelerden biri olmakla birlikte en başarılı eğitim sistemlerinden birine ve üst düzey teknolojik altyapıya sahip.
Öte yandan Naftemporiki gazetesine konuşan Helsinki Üniversitesi'nde uluslararası hukuk yüksek lisans öğrencisi olan Susanna Aspelud, Finlandiya'nın üst sıralarda yer almasının nedenini “İskandinav modeli”, yani bu ülkeleri bu kadar yüksek mutluluk seviyelerine ulaştıran ortak politika tercihlerinde yatıyor. En mutlu ülke çıtası küresel olarak oldukça düşük olabilir, bu nedenle çok mutlu olduğumuzu söyleyemem” diyerek açıklamış.
Susanna Aspelud, ülkenin dünyadaki en mutlu ülke olmasına rağmen kadınların neden tehlikede olduğunu sorgulayarak şu ifadeleri kullanıyor:
“Avrupa'da kadınlar için en tehlikeli ülkelerden biriyken nasıl en mutlu ülke olabildiğimizi merak ediyorum. Ya da bu kadar yüksek intihar oranlarına sahipken? Aslında bu sıralama kısmen Finlilerin doğasından kaynaklanıyorsa hiç şaşırmam: şikayet etmek ve açılmak hoş bir şey değil"
Uzmanlar göre bu durum, “İskandinav paradoksu” olarak adlandırılıyor. Gerçeklik ile bölgenin eşitlik kalesi olarak sahip olduğu itibar arasındaki kopukluk yaşandığını vurguluyor.
Aynı zamanda ülkede, intihar sayısı 1990'lardan bu yana yarı yarıya azalmış olsa bile Finlandiya'nın intihar ölüm oranı hâlâ diğer İskandinav ülkelerine göre yüzde 20 daha yüksek.
İSKANDİNAV PARADOKSU NEDİR?
Toplumsal cinsiyet eşitliği, demokrasi ve refah seviyesinin dünyada en yüksek olduğu İskandinav ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, İzlanda), kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddet oranlarının da şaşırtıcı derecede yüksek olması durumuna İskandinav paradoksu deniyor.
İskandinav paradoksu, kadının güçlenmesinin ve yasal eşitliğin tek başına kadına yönelik şiddeti tamamen ortadan kaldırmadığını da gözler önüne seriyor.



