Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, Millî Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na önerge vererek MESEM kazalarını TBMM’ye taşıdı.
Açıklamada “MESEM, pedagojik bir model olmaktan ziyade, denetimsizliğin, yapısal ihmallerin ve çocuk işçiliğinin kurumsal bir kimlik kazandığı bir alan haline gelmiştir” diyen Türeli, bu uygulamanın MEB’in piyasa odaklı eğitim politikalarının bir yansıması olduğunu ifade etti.
“ŞEFFAFLIK İLKESİ İHLAL EDİLİYOR”
CHP’li Rahmi Aşkın Türeli, MESEM’deki kazalara ilişkin yayımladığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“2024 ve 2025 yıllarında en az 18 çocuğun MESEM programı kapsamında çalışırken hayatını kaybetmesi, sistemdeki güvenlik açıklarını ortaya koymaktadır. Bakanlıkların, hastane kayıtları, acil servis girişleri ve SGK verilerini kendi istatistikleriyle karşılaştırmaktan kaçınması, yaralanma ve sakatlık vakalarının üzerini örtmektedir. Bu durum, kamu yönetiminin en temel gereği olan "şeffaflık" ilkesinin açık bir ihlali niteliğindedir.
Uzuv kaybı ve kalıcı iş göremezlik verilerinin sektörel bazda açıklanmaması, yüksek riskli iş kollarında önleyici politikaların geliştirilmesini bilinçli bir tercihle engellemektedir. Konuyla ilgili şeffaflığa ihtiyaç olduğu açıktır.
“DENETİM MEKANİZMASI BÜROKRATİK BİR İŞLEME DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”
İktidarın mesleki eğitim anlayışı, denetimi sahadan koparıp içi boş bir onay mekanizmasına indirgemiştir. Öğretmenlerin işletme ziyaretleri pedagojik rehberlikten uzaklaşıp yalnızca evrak takibine dönüşürken, bu ihmal çocukların ağır ve tehlikeli işlerde yasa dışı çalıştırılmasına yapısal zemin hazırlamaktadır. Sahada etkin bir denetim ağının kurulmaması, çocukların can güvenliğini kamusal güvenceden çıkarıp işverenin inisiyatifine ve vicdanına terk eden bilinçli bir politik tercihtir.
“EĞİTİM POLİTİKASINDAN UCUZ İŞGÜCÜ ODAKLI DÖNÜŞÜM”
MESEM uygulaması, sanayinin "ara eleman" ihtiyacını karşılamak adı altında, çocukları kamusal eğitim ortamından kopararak sermaye için düşük maliyetli işgücü haline getirme projesidir. İşletmelere sağlanan hazine teşviklerinin, çocukların güvenliği ve gelişimsel ihtiyaçları için ayrılması gereken denetim bütçelerinden daha öncelikli tutulması; siyasi iktidarın tercihini "çocuk hakları" ve "sosyal devlet" ilkelerinden değil, kontrolsüz piyasa dinamiklerinden yana kullandığını göstermektedir.
“CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ YAYGINLAŞIYOR”
Ölümlü iş kazalarında sorumluluğun yalnızca işletme sahiplerine yüklenmesi, denetim görevini ihmal eden kamu bürokrasisini ve okul yönetimlerini koruma altına almaktadır. İhmali bulunan tek bir kamu görevlisi hakkında dahi yürütülen idari veya cezai soruşturmaların şeffaflıkla paylaşılmaması, sistemdeki "sorumsuzluk zırhını" güçlendirmekte ve yeni can kayıplarına davetiye çıkarmaktadır.
Sistemin, yeni bir eğitim perspektifi sunmak yerine mevcut çocuk işçiliğini meşrulaştıran ve kalıcı hale getiren bir araç olarak işlev gördüğü gözlemlenmektedir.
Örgün eğitim sistemi içerisinde yer alan öğrencilerin, bizzat okul idareleri ve rehberlik birimleri eliyle MESEM’e yönlendirilmesi ciddi bir eleştiri konusudur. Eğitim kurumlarının pedagojik bir gelecek inşa etmek yerine, sanayi ve piyasa için birer "iş gücü devşirme merkezi" gibi hareket etmesi, eğitim hakkının özüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmektedir.
Sahadan gelen en vahim bildirimler, iş yerlerinde yaşanan mobbing, hakaret ve fiziksel yaralanmaların sıradanlaşmış olmasıdır. Özellikle iş kazalarının "küçük vakalar" olarak nitelendirilip resmi kayıtlara geçirilmemesi, çocukların çalışma ortamlarında hem bedensel hem de ruhsal olarak korumasız bırakıldığını göstermektedir. Bu durum, devletin resmi verileri ile sahadaki gerçeklik arasında aşılması güç bir uçurum yaratmaktadır.
Sonuç itibarıyla MESEM, denetim mekanizmalarının işlemediği, çocukların yaşam hakkının ve gelişim süreçlerinin piyasa dinamiklerine kurban edildiği bir yapı olarak eleştirilmektedir. Eğitim sendikaları ve hak savunucuları, zorunlu eğitim çağındaki çocukların geleceğinin sermayenin ihtiyaçlarına göre değil, pedagojik ve insani değerlere göre şekillendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu haliyle MESEM uygulamasının sonlandırılması gerekmektedir.”





