Tanrıkulu ziyaretinin ardından, "Övünerek Avrupa’nın, hatta dünyanın en büyük duruşma salonlarını yapıyorlar. Peki bu büyük duruşma salonları hangi dönemlerde yapılırdı? Darbe dönemlerinde. İşte bu yüzden 19 Mart için 'darbe' diyoruz; sivil darbe diyoruz. Ama bilinmelidir ki bu darbelerin de bu rejimin de bir sonu var. Mücadele ediyoruz. Cesaretimizden hiçbir şey eksilmedi. Mutlaka bu rejimi değiştireceğiz. Türkiye’yi demokrasiyle, adaletle ve barışla buluşturacağız" ifadelerini kullandı.
Tanrıkulu, tutuklu bazı siyasetçi ve belediye başkanlarını Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde ziyaret etti.
Tanrıkulu ziyaretinin ardından şu ifadeleri kullandı:
"Yılın ilk günlerinde Silivri’de Marmara Cezaevi’ndeyim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar’ı, siyasetçileri, belediye başkanlarımızı, dostum Osman Kavala’yı, Van Büyükşehir önceki Belediye Başkanı Bekir Kaya’yı, Can Atalay’ı ve birçok dostumuzu ziyaret ettim. Herkese iyi yıl dileklerini, sevgilerini ve selamlarını ilettiler.
"TÜRKİYE'DE DEMOKRASİNİN BEDELİ ÖDENİYOR"
Tabii sorun şu; Türkiye’deki rejim bir demokrasi değil. Bu rejim bir otokrasidir ve varlığını sürdürebilmek için kutuplaşmaya, düşmanlaştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Kendini sürekli yeniden üretmenin yolu olarak bunu seçmiştir. Bu nedenle Ekrem İmamoğlu da siyasetçiler de aktivistler de avukatlar da bugün cezaevindedir. Türkiye’de demokrasinin bedeli ödeniyor. Uzun yıllardır ödeniyor. Cezaevinde olanlar, gözaltına alınanlar; demokrasi, adalet ve özgürlük için bu bedeli ödüyorlar. Türkiye’de cezaevine girmek, gözaltına alınmak neredeyse yerine getirilmesi gereken bir kamu hizmetine dönüştürülmüş durumda. Ama şunu herkes bilsin; yapılan bu zulümleri, bu zalimlikleri asla unutmayacağız.
"HER ŞEYİ FARKINDAYIZ"
Özellikle yargı eliyle yürütülen bu zalimlikleri hiç unutmayacağız. Bu yaşananlar yalnızca Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasi projesinin bir parçası değildir; aynı zamanda yargının araçsallaştırılmasıdır. Sadece savcılar değil, bu kararları veren hakimler de bu sürecin içindedir. Tutuklama kararları veriliyor, tahliye kararları verilmiyor; tutukluluğun devamına hükmediliyor. Üstelik bunların neredeyse tamamı hukuka aykırı delillerle yapılmaya çalışılıyor. Bunun farkındayız. Yazılan iddianameleri, ekleriyle birlikte satır satır okuyoruz. Her şeyin farkındayız.
Bir yandan da övünerek Avrupa’nın, hatta dünyanın en büyük duruşma salonlarını yapıyorlar. Peki bu büyük duruşma salonları hangi dönemlerde yapılırdı? Darbe dönemlerinde. İşte bu yüzden 19 Mart için 'darbe' diyoruz; sivil darbe diyoruz. Ama bilinmelidir ki bu darbelerin de, bu rejimin de bir sonu var. Mücadele ediyoruz. Cesaretimizden hiçbir şey eksilmedi. Mutlaka bu rejimi değiştireceğiz. Türkiye’yi demokrasiyle, adaletle ve barışla buluşturacağız."




