CHP İzmir Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, tutuklu belediye başkanları ve bürokratların cezaevlerindeki güvenliğinden doğrudan hükümetin sorumlu olduğunu belirterek AKP’ye açık uyarıda bulundu. “Tutsakların tırnağına zarar gelirse, bunun siyasi ve hukuki sorumluluğu iktidara aittir,” dedi.

"Yaşam hakkı devlete emanettir"

CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu, yaptığı yazılı açıklamada cezaevlerindeki tutuklu belediye başkanlarının, yardımcılarının ve personelin sağlık durumlarına dair sorumluluğun AKP iktidarında olduğunu hatırlattı.

Nalbantoğlu, “Tutsaklardan birinin tırnağına zarar gelirse bunun sorumlusu başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Adalet Bakanı, cezaevi yönetimi ve tüm süreçte yer alan kamu görevlileridir,” ifadelerini kullandı.

“Devletin görevi yaşam hakkını korumaktır”

Yaşam hakkının evrensel bir hak olduğunu vurgulayan Nalbantoğlu, devletin en temel yükümlülüğünün bu hakkı güvence altına almak olduğunu belirtti. Özellikle tutukluların sağlık, hijyen, beslenme ve tedavi koşullarının insan onuruna yakışır biçimde sağlanması gerektiğini ifade etti.

Nalbantoğlu, “Cezaevindeki arkadaşlarımızın içtiği suya, yediği yemeğe, aldığı havaya kadar her detay devletin sorumluluğundadır,” diyerek hükümeti duyarlılığa davet etti.

Yavuzyılmaz: "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yüce Divan'da yargılanmasına neden olacak belgeleri paylaşıyorum!"
Yavuzyılmaz: "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yüce Divan'da yargılanmasına neden olacak belgeleri paylaşıyorum!"
İçeriği Görüntüle

Geçmişte yaşanan vakaları hatırlattı

Nalbantoğlu, geçmişte cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini de örnek gösterdi. Özellikle Kuddusi Okkır olayına değinerek, benzer bir durumun yaşanması halinde siyasi sorumluluğun iktidarda olacağını ifade etti. Ayrıca, Mahir Polat’ın yaşadığı süreçler ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’a yönelik uygulamaların da hala hafızalarda taze olduğunu belirtti.

“Kötülükte sınır tanımayan bir yapı ile karşı karşıyayız”

Nalbantoğlu, mevcut siyasi iklimin her türlü muhalefeti baskıyla sindirmeye çalıştığını öne sürerek şu ifadeleri kullandı:

“İnsan onurunu hiçe sayan şafak baskınları, uzun sorgulamalar, kötü muamele iddiaları ve tedavi süreçlerinin aksatılması... Bütün bunlar, kötülükte birbiriyle yarışan ve sınır tanımayan bir yönetim pratiğini gözler önüne seriyor.”

Cezaevlerindeki potansiyel sağlık tehditlerine karşı yetkilileri bir kez daha uyararak, kamu vicdanının bu süreçte göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: BÜLTEN