CHP İzmir İl Sekreteri İnanç Nurlu gündeme ilişkin mesajlarını paylaştı. Nurlu, tutuklanan ve ardından partisinden kesin ihraç talebiyle sevk edilen Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek hakkında görüşlerini dile getirdi. Nurlu, Çiçek’i kimin adaylıştırdığına dair sürece dikkat çekilmesi gerektiğini belirtti.
Nurlu ayrıca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “ağırlıklardan arınmak” sözüne de vurgu yaparak, “Kim giderse gitsin CHP küçülmemeli; kim kalırsa kalsın CHP’nin ilkelerinden daha büyük hale gelmemelidir. Çünkü bugün Türkiye’nin çok daha ağır bir meselesi var” dedi.
Nurlu, Türkiye’deki ekonomik krize vurgu yaparak, “CHP’nin gerçek meselesi işte budur. İnsanların mutfağıdır. Emeklinin geçinememesidir. Gencin geleceğini başka ülkelerde aramasıdır. Borçla yaşayan ailelerdir. Umudunu kaybeden yurttaştır. İşte tam da bu noktada CHP böylesine ağır bir toplumsal tabloyla karşı karşıyayken, yapılmak istenen, iktidar alternatifi olan bir parti olarak önce kendi evinde güven yaratmaya çalışmaktır. Ve güvenin ilk şartı siyasi ahlaktır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği iktidar limanına ulaşmak kolay olmayacak. Deniz gerçekten fırtınalı” diye konuştu.
Nurlu’nun açıklamasının tam metni şu şekilde:
Ağırlıklardan arınmak yetmez, hesaplaşmak da gerekir
CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun son mesajındaki bir cümle, bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananları anlatmak bakımından üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak ediyor: “Nice ağırlıklardan arınıp, fırtınayı geride bırakıp, iktidar limanına demir atacağız.” Bu sözleri yalnızca şiirsel bir temenni olarak okumuyorum. Çünkü CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca seçim kazanmak değil; yeniden güven üretmek, siyasi ahlakı kurumsallaştırmaktır. “Ağırlıklardan arınmak” tam da burada anlam kazanıyor. Ancak arınmak, sadece gidenlerin arkasından kapıyı kapatmak değildir. Arınmak; yanlış tercihlerle, yanlış kadrolarla, liyakatin önüne geçirilen ilişkilerle ve günü kurtarmak uğruna yapılan siyasi hesaplarla da yüzleşmektir.
Bugün Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesi bu nedenle sıradan bir parti içi disiplin işlemi olarak görülemez. CHP Genel Sekreteri Sayın Rıfat Nalbantoğlu’nun açıklaması son derece nettir: Parti ilkeleriyle bağdaşmadığı değerlendirilen tutum ve davranışlar nedeniyle disiplin süreci başlatılmış; savunma hakkı ve hukukun üstünlüğünün gözetileceği özellikle belirtilmiştir. Dolayısıyla yargısal süreçler bakımından masumiyet karinesi elbette esastır. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu hükmü verilemez.
Fakat siyasetin hesap vereceği, mahkeme salonlarından başka bir alanı daha vardır: Siyasi sorumluluk ve siyasi ahlak. Ve benim asıl sorum tam burada başlıyor. İlkay Çiçek gökten inmedi. CHP’ye dışarıdan habersizce girmedi. Kendi kendisini Menderes Belediye Başkan adayı ilan etmedi. 2024 yılında CHP’nin yetkili organları tarafından adaylaştırıldı. Üstelik dönemin Genel Başkanı Özgür Özel, Menderes’te yaptığı konuşmada İlkay Çiçek’in başvurusunu bizzat inceleyen arkadaşlarıyla birlikte çalıştığını açıkça söylemiş, Çiçek’i Menderes halkına güçlü sözlerle emanet etmişti.
O halde bugün yalnızca İlkay Çiçek’i tartışmak yetmez. Onu kim adaylaştırdı? Hangi ölçütlerle seçti? Kimler referans oldu? Aday belirleme sürecinde örgütün görüşü ne kadar dikkate alındı? Ve bugün ortaya çıkan tablo karşısında o gün bu tercihin siyasi sorumluluğunu taşıyanlar ne söylüyor?
Asıl siyasi ahlak tartışması budur. Bir belediye başkanını disipline sevk etmenin önemi kadar, o kişiyi adaylaştıran siyasi mekanizmayı da sorgulayabilmektir. Siyasette kefalet tek yönlü değildir. Hatta CHP’nin yıllardır iktidara yönelttiği liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu ahlakı eleştirilerinin güvenilirliği bakımından son derece gereklidir. Çünkü CHP başkasından istediği standardı önce kendisine uygulamak zorundadır.
Sayın Rıfat Nalbantoğlu’nun açıklamasında yer alan “kurumsal bütünlük”, “örgüt disiplini” ve “siyasi ahlak” kavramları bu nedenle önemlidir. Ancak siyasi ahlak yalnızca yanlış yaptığı düşünülen kişiyi partiden uzaklaştırmak değildir. O kişinin hangi siyasi karar mekanizması tarafından, hangi değerlendirmeler sonucunda önemli bir kamu görevine aday gösterildiğini sorgulamak da siyasi ahlakın gereğidir.
İşte Sayın Kılıçdaroğlu’nun “ağırlıklardan arınmak” sözünü ben biraz da böyle okuyorum. Arınma bir zihniyet değişimi olmalıdır. Kim giderse gitsin CHP küçülmemeli; kim kalırsa kalsın CHP’nin ilkelerinden daha büyük hale gelmemelidir. Çünkü bugün Türkiye’nin çok daha ağır bir meselesi var. CHP Grup Başkanvekili Sayın Sevda Erdan Kılıç’ın Meclis’te CİMER başvuruları üzerinden anlattığı tablo, ekonomik meselenin artık yalnızca enflasyon oranlarından, asgari ücretten veya emekli aylığından ibaret olmadığını gösteriyor. Yurttaşların ekonomik çaresizliğinin ağır sosyal sonuçlara dönüştüğünü söyleyerek bunu “ekonomik kriz değil, ağır bir sosyal yıkım” olarak tarif ediyor.
CHP’nin gerçek meselesi işte budur. İnsanların mutfağıdır. Emeklinin geçinememesidir. Gencin geleceğini başka ülkelerde aramasıdır. Borçla yaşayan ailelerdir. Umudunu kaybeden yurttaştır. İşte tam da bu noktada CHP böylesine ağır bir toplumsal tabloyla karşı karşıyayken, yapılmak istenen, iktidar alternatifi olan bir parti olarak önce kendi evinde güven yaratmaya çalışmaktır. Ve güvenin ilk şartı siyasi ahlaktır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği iktidar limanına ulaşmak kolay olmayacak. Deniz gerçekten fırtınalı. Yanlışlardan arınmak, yanlışları doğuran sistemi değiştirmek gerekir. Ancak o zaman Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği fırtına gerçekten geride bırakılabilir. Ancak o zaman Sayın Sevda Erdan Kılıç’ın anlattığı sosyal yıkımın karşısına güvenilir bir siyasal alternatif çıkarılabilir. Ve ancak o zaman CHP, kendi iç hesaplaşmalarının limanında değil, milletin beklediği iktidar limanında demirleyebilir.




