Aynı yönetim anlayışını, aynı kitlesel söylemleri ve aynı pazarlama temelli örgütlenme ağlarını kullanan bu yapılar, siyaseti toplumsal bir iddia olmaktan çıkarıp teknik bir yönetim aracına dönüştürmüştür. Bu sürecin en tehlikeli ve can alıcı sonucu ise, tıpkı devlet mekanizmasındaki kayıtdışı ve denetimsiz odaklanmalar gibi, siyaset kurumunun kendi bünyesinde de filiz veren paralel güç ağları olmuştur. Kamusal denetimin, şeffaflığın ve örgütsel ilkelerin dışında çalışan bu mekanizmayı “kayıt dışı siyaset” olarak adlandırmak, durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan doğru bir teşhistir.

Siyasetin olağan ve sağlıklı koşullarında yükseliş, örgütsel mücadelenin içinden süzülerek gerçekleşir. Sokakta, mahallede, gençlik veya kadın kollarında, sandık başlarında verilen emeğin imzasını taşıyan bu yükseliş süreci aktörlere yalnızca bir makam değil, aynı zamanda o makamı taşıyacak ahlaki ve siyasi olgunluğu verir. Siyasette bir yere örgütsel emekle gelenler, bulundukları konumu kişisel bir ayrıcalık veya lütuf olarak değil, yıllar süren kolektif çabanın, dökülen alın terinin ve ortak bir ideale adanmışlığın doğal bir sonucu olarak görürler. Çünkü onların tarihsel ve siyasal meşruiyeti kapalı kapılar ardında kurulan pazarlıkların, ekonomik güç odaklarının fonlamalarının ya da liderlik kademelerine sunulan kişisel sadakat ağlarının değil örgütün öz gücüyle verilen sahici bir mücadelenin ürünüdür. Ancak kayıt dışı siyasetin egemen hale geldiği dönemlerde bu sağlıklı yapı yerini bütünüyle bozulmuş bir ekosisteme bırakır. Kayıt dışı düzende siyasal yükselişin ölçütü emek, liyakat, siyasi yetkinlik veya fikri derinlik olmaktan çıkar.

CHP gençlik kolları MYK üyesi Canberk Keskin yazdı: Kayıt dışı siyasetin can alıcı cazibesi ve meşruiyet krizi

Bunun yerine doğru kişilerle dirsek teması kurabilmek, sermaye gruplarının veya görünmeyen güç merkezlerinin desteğini arkasına alabilmek ve örgütsel denetim mekanizmalarının tamamen dışında şekillenen kayıt dışı ağların kullanışlı bir parçası olabilmek ön plana geçer. Böylece siyaset, toplumun kolektif sorunlarına çözümler üreten ve adaleti arayan bir alan olmaktan süratle uzaklaşır. Dar kadroların, bireysel kariyer hesaplarının ve güç devşirme arzularının yarıştığı kapalı bir borsa mekanizmasına dönüşür. Bu sistemik dönüşümün yarattığı en büyük tahribat ise siyasal örgütlerin kurumsal hafızasında ve motivasyonunda görülür.

Örgüt mensupları, verdikleri emeğin, gece gündüz yürüttükleri saha çalışmalarının siyasal kararlarda hiçbir karşılığının olmadığını hissettikleri anda derin bir aidiyet krizi yaşarlar. Yıllar boyunca partinin mutfağında, mahallesinde, ilçesinde veya ilinde bayrak asan, bildiri dağıtan, örgütü ayakta tutan insanlar, hiçbir emek vermeden, sırf kayıt dışı ilişkiler ağı sayesinde üst makamlara getirilen isimleri gördükçe siyasete ve adalet olgusuna olan inançlarını kaybederler. Genç nesiller siyaseti bir ideal mücadelesi olarak değil, kişisel ikbal kapısı olarak algılamaya başlar. Liyakatin tasfiye edildiği her yapıda sadakat y tek kıstas haline gelir, fikir üretiminin yerini koşulsuz bağlılık ilişkileri, siyasi ve fikri rekabetin yerini ise yıkıcı hizipleşmeler alır. Sonuçta siyasal yapılar, kurumsal geleneklerini yitirerek toplumla arasındaki köprüleri atar ve kendi iç dengeleriyle meşgul olan, dışarıya kapalı birer güç odağına dönüşür.

Kayıt dışı siyasetin can alıcı cazibesi tam da bu noktada devreye girer. Zahmetli, zaman alan ve yoğun emek gerektiren örgütsel mücadele süreçlerini bypass ederek kestirmeden güce ulaşmak, emek vermeden sonuç almak isteyen aktörler için büyüleyici bir kestirme yol sunar. Fakat bu geçici avantaj, uzun vadede hem siyasi kurumların içini boşaltır hem de toplumun siyasete ve demokrasiye olan güvenini kökten aşındırır. Oysa siyasal partiler demokratik yaşamın omurgasıdır ve bu kurumların ayakta kalabilmesi ancak meşruiyetlerini güçlendiren, hesap verebilirliği esas alan ve örgütsel emeği baş tacı eden bir anlayışla mümkündür. Siyasetin temel meşruiyeti yalnızca sandıktan çıkan oydan değil, adalet duygusundan, fırsat eşitliğinden ve emeğe verilen değerden beslenir.

Bu bağlamda, bugün siyasal alanın önündeki en hayati sınav, görünmeyen ilişki ağlarının, sermaye vesayetinin ve kayıt dışı mekanizmaların tasfiye edilerek siyasetin yeniden örgüte, liyakate, etik değerlere ve şeffaf hesap verebilirliğe kavuşturulmasıdır. Unutulmamalıdır ki, kayıt dışı yöntemlerle elde edilen geçici güçler yanıltıcıdır. Siyasette kalıcı olan tek unsur kamuoyunun vicdanında karşılık bulan meşruiyettir. Meşruiyetini ve etik zeminini kaybeden hiçbir siyasi yapı, arkasındaki maddi güç ne kadar büyük görünürse görünsün uzun vadede çürümekten ve tarihin çöp sepetine gitmekten kurtulamaz.

Selçuk Mızraklı: Yarın, yeniden, umut ve sevda ile birlikte…
Selçuk Mızraklı: Yarın, yeniden, umut ve sevda ile birlikte…
İçeriği Görüntüle

Sonuç olarak, bugün siyaset üzerine yeniden düşünürken sormamız gereken temel soru şudur: Siyaset kimin adına, hangi yöntemlerle ve hangi ahlaki esaslarla yapılmaktadır? Bu soruya verilecek samimi cevaplar, kayıt dışı siyaset ile meşru siyaset arasındaki sınırı çizecektir. Demokratik siyasetin geleceği, şahıslara değil ilkelere, girift ilişkilere değil açık kurallara, ham güce değil meşruiyete dayanmaktan geçer. Kayıt dışılığın konforlu ve kestirme cazibesine karşı ilkesel meşruiyeti, kişisel ikbal hesaplarının karşısında ise örgütsel emeği yılmadan savunmak, siyasal ahlakın ve demokratik duruşun ertelemeyeceği temel sorumluluğudur.

Kaynak: HABER MERKEZİ