'İzmir için hayati önemde ancak kirlilik sağlığımızı tehdit ediyor!'

Küçük Menderes Nehri su havzasının zehir yükü ile karşı karşıya bırakılması, önlem almak için hiçbir etkin denetimin yapılmaması ‘TMMOB İzmir’ tarafından kentin su kaynaklarına ve doğal ekosistemine yönelik önemli bir kent suçu olarak değerlendirilmektedir.

ÇEVRE 06.04.2020, 11:24
'İzmir için hayati önemde ancak kirlilik sağlığımızı tehdit ediyor!'

YAĞIZ BARUT/ İZ GAZETE - TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun hazırladığı ‘İzmir Kent Suçları Haritası’ndan yola çıkarak hazırladığımız ‘Kent Suçları Yazı Dizisi’nin 22’nci konusu ‘Küçük Menderes Nehri Yerüstü Suları Kirliliği’ oldu. Ödemiş Bozdağlar'dan doğarak 175 km yol kat edip Selçuk’un Pamucak Sahili’nden Ege Denizi’ne dökülen ve kentin en önemli su kaynaklarını oluşturan Küçük Menderes Nehri’nin su kalitesinin artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini söyleyen Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi Başkanı Helil İnay Kınay ile nehrin İzmir için önemini, kirliliğin sebepleri ile olası sonuçlarını ve yapılan çalışmaları konuştuk.

MUTLAKA KORUNMALI!

Küçük Menderes Nehri’nin bölge için önemi nedir?

Su kaynaklarımızın hızla tüketildiği ve kirlendiği ülkemizde İzmir; Gediz, Küçük Menderes ve Kuzey Ege Havzalarının sınırları içerisinde yer alan bir kent özelliğini taşıyor. İzmir’in su yönetimi sürecinde Küçük Menderes Nehri; özellikle Tire, Torbalı, Ödemiş, Bayındır, Kiraz ve Selçuk ilçeleri için su kullanımı açısından hayati önem taşımaktadır. Bu yerleşim alanlarında ‘kentsel, endüstriyel ve tarımsal’ alanlarda ihtiyaç duyulan su ihtiyacını karşılayan Küçük Menderes Nehri’nin üzerinde mevcut durumda 8 adedi işletmede bulunan, 17 adet de ön inceleme ve inşaat aşamasında olmak üzere toplamda 25 adet baraj bulunmakta ve planlanmaktadır. Bu barajlardan birisi de İzmir’in içme suyu ihtiyacının yaklaşık %40’ını tek başına karşılayan Tahtalı Barajı’dır. Dolayısı ile K. Menderes Nehri, İzmir’in içme ve kullanma suyu ihtiyacı için korunması gereken çok önemli bir doğal varlık.

‘SU EN KÖTÜ KALİTEDE’

Nehirdeki kirliliğin boyutu nedir?

Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından çalışmaları yürütülen, ‘Küçük Menderes Nehir Havza Yönetim Planı’ verilerinde de belirtildiği üzere nehrin su kalitesi birçok noktada ilgili mevzuata göre en kötü dereceli kalite sınıflandırması olarak tanımlanan ‘dördüncü sınıf çevresel kalite değerlerini’ de aşmış durumdadır. Bu noktada nehirden içme, kullanma, tarımsal kullanım kaynaklı kriterler uygun değildir.

‘NEHİR KİRLETİCİLERİ…!’

Kirliliğin kaynağı nedir peki?

Nehir ve havzada su kalitesi sorununa neden olan faktörler; doğrudan evsel atık su deşarjları, düzensiz katı atık depolama tesislerinden kaynaklanan kirlilik, yetersiz endüstriyel atık su arıtımı, zeytincilik işletmeleri kaynaklı sızıntı suları, kontrolsüz pestisit ve gübre kullanımı, madencilik faaliyetleri ile jeotermal faaliyetlerinin oluşturduğu kirlilik ve diğer sebepler olarak sıralanabilir. Küçük Menderes Nehir Havzası içerisinde; 20 tanesi gıda sektörü olmak üzere 35 tekil sanayi tesisi, 54 adet zeytincilik tesisi ve 4 adet organize sanayi bölgesi bulunmaktadır. Bu noktasal kaynaklar dışında havzaya gelen yayılı kirlilik yükleri ise fosseptikler, düzensiz katı atık depolama alanları, tarımsal kaynaklar, gübre kullanımı, arazi kullanımı, hayvancılık faaliyetleri, madencilik faaliyetleri, ulaşım ve hava kirleticilerden kaynaklanan kirleticiler olarak tanımlayabiliriz. Bu kaynaklardan en önemlileri olarak sayabileceğimiz ‘tarımsal faaliyet kaynaklı gübre tüketimi’ ile buna ek olarak hayvancılık kaynaklı toplam azot ve toplam fosfor yükü de havzada etkili. Havza bütününde nehir ve yeraltı su kaynaklarına yönelik tüm kirletici etkenlerin bütüncül bir planlama ve denetim ile değerlendirilmesi ve yönetilmesi büyük önem taşıyor.

‘HER TÜRLÜ CANLI YAŞAMI TEHLİKEDE’

Kirliliğin önüne geçilemediği takdirde kısa, orta ve uzun vadede ortaya çıkacak olumsuzluklar nelerdir?

Kirliliğin önüne geçilemediği takdirde kısa vadede takibi yapılmayan kirletici deşarjlarından kaynaklı nehirdeki biyolojik çeşitlilik kaybolacaktır. Orta vadede; izinli/izinsiz işletilen yeraltı kuyularından çekilen ancak yeraltı sistemine geri beslenmeyen sulardan kaynaklı yeraltı su seviyesinin düşmesi ve buna bağlı nehir suyuna tuzlu su karışması durumu ve kullanılabilir su miktarında düşüş görülecektir. Uzun vade ise; her türlü canlı yaşamını tehlikeye atacak kalitede ve az miktardaki suyun halk arzına yetişememesi buna bağlı ekonomik krizler, aşırı tuzlu nehir suyu ile sulanan arazilerin çoraklaşması ve ürün deseninde görülecek büyük düşüş sayılabilecek birçok olumsuzluktan sadece birkaçıdır.

‘İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR’

Kirli suyun tarımsal üretimde de kullanıldığı belirtiliyor. İnsan sağlığını direkt etkileyecek olan bu durumun önüne nasıl geçilebilir?

Su kalitesindeki mevcut durum; bu suyu kullanan tüm sektörleri dolayısı ile tarımsal üretim ve sonucunda çevre ile insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Su Yönetimi sürecinde kirliliğin önlenmesi, azaltılmasına yönelik acil önlemler alınmaz ve hayata geçirilmezse tarımsal ürünlerde insan sağlığını tehdit edebilecektir. Bu durumun önüne geçmek için en uygun yol eylem planlarında belirlenen temel ve tamamlayıcı tedbirlerin ivedilikle uygulamaya konulmasıdır.

‘HAYATİ ÖNEMDE’

Bu kirlilikten kurtulmak için bakanlıklar tarafından hazırlanan bir ‘eylem planı’ var. Bu plan sizce nasıl ilerliyor? Yatırımlar, önlemler ve denetimler hangi noktada?

Havzalarımızda yüzey ve yer altı sularına yönelik kirlilik baskısı artarak devam ederken bir yandan kontrolsüz yeraltı suyu çekimleri ile su varlıklarının büyük risklerle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Bütün bu süreçlerde mevcut hali kısıtlı ve kirli olan su varlıklarımızda su havzalarımızın çok daha hassas korunması önem kazanmışken; ‘içme ve kullanma suyu havzalarının’ korunması ve bu havzaların yönetimine ilişkin planlama süreçleri çok daha yaşamsal öneme sahiptir.

İzmir’in içme suyunun %40’ını sağlayan Tahtalı ile Gördes su havzalarındaki kirlenme baskısının artması, kirlilik seviyesi zaten yüksek olan Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes Nehirleri ve Kuzey Ege havzaları daha da korumasız hale gelmesi yaşamsal risklerimizin başında yer alıyor.

‘ACİLEN İYİLEŞTİRİLMELİ’

Bu kirlilikle ilgili nehir havzasında yürütülen ‘Küçük Menderes Havzası Yönetim Planı Stratejik Çevresel Değerlendirme Kapsam Belirleme Raporu’nda da belirtildiği üzere su kalitesi sorunun havzaya özgü problemler olarak doğrudan evsel atık su deşarjları, düzensiz katı atık depolama, yetersiz endüstriyel atık su arıtımı, zeytincilik işletmeleri kaynaklı sızıntı suları, kontrolsüz pestisit ve gübre kullanımı, madencilik faaliyetlerinin oluşturduğu kirlilik, jeotermal faaliyetlerinin oluşturduğu kirlilik ve diğer birçok sebep gösterilmiştir. ‘Menderes Havzası Yönetimi ve Su Kalitesi Süreçleri’ kapsamında oluşturulan eylem planları uygulama süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde de önlemlerin uygulanması halinde bile su kalitesindeki iyileşmenin standartları sağlaması mümkün görülmediği raporlarda ifade edilmektedir. Dolayısı ile havza bütününde acil ve öncelikli bir çevresel iyileştirme ve ilave tedbirlerin uygulaması kararlılığına ihtiyaç vardır.

‘PLANLAR SÖZDE KALDI’

Bu kapsamda havza bütününde su kalitesinin iyileştirilmesine yönelik tedbir ve önlemler değerlendirilmiş ancak bölgede yapılacak planlamaların getireceği etkiler ve alınması gereken önlem ve kısıtlara ilişkin değerlendirme eksik kalmıştır. Ülkemizde çok parçalı bir yapıya sahip olan Su Yönetimi sürecinde Tarım Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve birçok kurum kendi alanları içerisinde çalışmalar yapmakta ancak birbiri ile ilişki ve koordinasyon sağlanamamaktadır. Yetki ve sorumluluk karmaşası da göz önünde bulundurulduğunda ise yapılan planlar sözde kalmış, nehir havzaları bazında etkili uygulamalar gerçekleşmemiştir.

‘CİDDİ TAKİPSİZLİK VAR’

Bakanlıklar tarafından hazırlanan eylem planlarının amaçları ve hedefleri doğru olmakla birlikte oluşturulan yol haritasının uygulanma aşamasında ciddi takipsizlikler olduğu açıktır. Bu noktada eylem planında kamu ve özel sektör özelinde yapılması gereken yatırımların ortaya konulmuş olmasına rağmen uygulama ve denetimlerin ne aşamada olduğunu gösteren bir bilgi bulunmamaktadır.

‘RİSK GÖZARDI EDİLİYOR’

Diğer taraftan; ‘İçme ve Kullanma Suyu Havzalarıyla İlgili Yönetmelik’ değişiklikleri ile kirliliği önlemek amacıyla orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında yürütülecek faaliyetler sınırlanırken Maden Yasası kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerine izin verildi. Bu düzenleme ile akarsu ve göllerin etrafında enerji üretiminin önü açıldı. Arıtılmış su deşarjı, tarım ve hayvancılık uygulamaları, altyapı ve ulaşım tesisleri gibi konularda farklı yönetim birimlerinin görüşleri doğrultusunda koşullu izinlerin önü açılarak işletme sırasında izin koşullarının sürekliliğinin sağlanmaması riski göz ardı ediliyor. Doğal Sit Alanları mevzuat değişiklikleri ve tanımındaki düzenlemeler ile yaşam kaynaklarının koruması devre dışı bırakılıp, suyun özelleştirilmesinin önü açılmakta bununla birlikte şirketlerin faaliyetlerinin kolaylaştırıldığını görüyoruz.

‘BELEDİYE SORUMLU’

Büyükşehir ve ilçe belediyelerin sorumlulukları nedir?

Çok parçalı olarak tanımladığımız ‘su yönetimi’ sürecinde kente sağlıklı su temininden sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU Genel Müdürlüğü, su havalarının korunması sürecinde de yasal sorumluluk sahibidir. Bu noktada kaynakların doğru yönetilmesi, kentin planlanması sürecinde havzaların korunması, ileme ve denetim çalışmalarının etkin yürütülmesi, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri ile sürecin en önemli parçası.

‘YENİ KAYNAK İHTİYAÇ!’

Alternatifi olmayan tek madde olarak tanımlanan suyun tüm dünyada kısıtlı miktarda olduğu ve temiz su miktarının her geçen gün azaldığı artık bilinen bir gerçektir. İzmir için yaklaşık bir hesap yapılırsa kişi başına yıllık su miktarı bin 316 m3 olarak verilebilir. Bu değer de su kısıdı bulunan yerler için verilen bin 500 m3 değerinden düşüktür. Bu durum İzmir’de su yönetiminin önemini ortaya koymaktadır. İzmir için temiz su ihtiyacını karşılamak üzere akılcı yatırımlara ve yeni su kaynaklarına acilen ihtiyaç vardır. İlgili kurum ve kuruluşlar mevcut su kaynaklarını en iyi şekilde yönetirken, gelecek için alternatif su kaynaklarını elde etmek için gerekli yatırımları geç olmadan yapmalıdır. Temiz suların evsel veya endüstriyel amaçlı kullanılmasından sonra oluşan atık suların arıtıldıktan sonra yeniden kullanılması, tarım ve sanayi amaçlı kullanılan suyun doğru ve etkin kullanımı ve yönetimi ile enerji yönetimi artık su yönetiminin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmelidir. Konunun uzmanı olan kişiler ile ‘su yönetimi’ süreci planlanmalı, kente yönelik planlar ve yatırımlarda su yönetimi süreci de dikkate alınmalıdır.

‘AKTİF ÇALIŞIYORUZ’

Çevre Mühendisleri Odası olarak çalışmalarınız nelerdir?

Çevre Mühendisliği disiplininin ana uzmanlık alanlarından olan su temini, planlaması, proje, inşaat, işletme, bakım ve yönetim süreçlerini içeren yüzeysel ve yeraltı suyu yönetimi, havza yönetim süreçlerine ilişkin görüş ve önerilerimizi Çevre Mühendisleri Odamızın çalışma amaç ve ilkeleri doğrultusunda ilgili İdareler ve kamuoyu ile paylaşıyoruz. İlgili İdareler tarafından yürütülen çalışmalara ilişkin görüşler, eleştiriler, öneriler de bu sürece dahil. Bölgemizde yer aldığımız ‘Havza Yönetim Heyetleri’ çalışmalarında da aktif olarak görüşlerimizi aktarıyor, süreçte toplumsal ve kamusal sorumluluğumuz gereği mesleki uzmanlığımız ile daha iyi bir su yönetimi ve sağlıklı su temini, doğal varlıklarımızın, kaynaklarımızın korunması sürecine kamu ve toplum yararı doğrultusunda katkı vermeye çalışıyoruz.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak suyun; tüm canlı yaşamı için vazgeçilmez doğal bir hak olduğu unutulmadan, suyun kullanımı ve korunması ile ilgili kararlarda yöre, bölge, ülke insanının yok sayılmadan ivedilikle toplumsal projeler oluşturulması gerektiğinin önemi bilinerek ve hiç akıldan çıkarılmadan; ayrıca suyu ‘doğal hak’ olmaktan çıkarıp ‘ticari bir mal’ haline getirerek sermayeye, küresel piyasaya açan politikalardan vazgeçilmesini, doğal kaynaklarımızı, halkımızın çıkarlarını ve geleceğini korumak için kamu mülkiyeti temelinde örgütlenmiş, ulusal planlama çerçevesinde yerel kalkınmayı hedefleyen, her bireyin suya erişimine olanak sağlayan, eşitsizlikleri de ortadan kaldırarak, doğayla barışık yatırımı önemseyen ulusal su politikalarının bir an önce hayata geçirilmesi gerekliliğini bir kez daha vurguluyor, yurttaşlarımızın esenliğini ve doğal varlıkların korunmasını esas alan yönetim ve çevre politikalarının hayata geçirilmesi konusundaki kararlığımızı paylaşıyoruz.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
15°
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Anket Tümü
Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?