İkinci çözüm sürecinin yasal zeminini oluşturan ve TBMM'de 467 oyla kabul edilen Çerçeve Yasa’ya ilişkin oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan’dan önemli bir destek açıklaması geldi. Taylan, “temkinli bir umut taşıdığını” vurgulayarak çatışmanın son bulması ve birlikte yaşam iradesinin gösterilmesi gerektiğini ifade etti.
"Bu süreç demokratikleşmenin başlangıcı olabilir. Sürece herkes katkı sunmalı. Sanata da burada elbette büyük görevler düşüyor" diyen Taylan, sürecin önce çatışmasızlık, sonra toplumsallaşma sonra da demokratikleşme getirmesi gerektiğini ifade etti.
“TEMKİNLİ BİR UMUT İÇİNDEYİM”
ANF’ye konuşan Taylan, mevcut sürecin geçmiş süreçlere benzemediğine işaret etti:
Bir kere en ilerlemiş halini görüyoruz. Yani bu versiyonu, elimizdeki, önümüzdeki bu versiyon en ilerlemiş hali. Kalıcı olması, sürdürülebilmesi için geniş toplum kesimleri tarafından kabul görmesi lazım. Önce bilgilendirilmesi, sonra kabul görmesi gerekir. Paylaşmakla başlarsınız yani. En açık bir biçimde paylaşarak başlarsınız. Anlamaya çalışıyoruz. Çerçeve Yasa’yla ilgili metinler ortaya çıkalı daha iki gün oldu. Benim gibi sıradan insanların o metni baştan sona okuyup olayı bütünüyle anlaması da mümkün değil. Yani ne dil olarak ne özü itibarıyla hâkim olduğumuz şeyler değil. Ama yurttaş olarak, vatandaş olarak meselelerle ilgiliyiz. Ben bu noktada temkinli bir umut içerisinde olduğumu söyleyebilirim.
“BİRLİKTE YAŞAMAKTAN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
Taylan, yasa sonrası çatışmasızlığın toplumsallaşması sürecine vurgu yaparak şunları söyledi:
Temkinli olmak için sebeplerimiz var. Çünkü bu ilk değil. Birçok defa farklı çözüm süreçlerinin açılmasına, kapanmasına, dolaba kaldırılmasına şahit olduk. Bu defa oldukça ilerledi mesele. Biraz daha görünür oldu. Derinlemesine ne olup bittiğini bilmiyoruz. Yavaş yavaş öğreneceğiz. Umutlu olmak şart. Çünkü bu ülkede hep birlikte yaşamaya çalışacağız. Başka da bir çaremiz yok. Başka bir seçenek yok. Başka seçenek gibi görünen şeylerin seçeneksizlik olduğunu defaatle gördük. Çatışma ikliminden hayırlı bir sonuç çıkmıyor. Ne burada ne dünyanın başka bir yerinde çıkmıyor. Dolayısıyla umutlu olmamız şart.
“ÖCALAN’IN ROL OYNAYACAĞI O ZAMANDAN BELLİYDİ”
Taylan, Kürt sorununun ancak muhataplarıyla çözülebileceğini söyledi:
Ben, Abdullah Öcalan Türkiye’ye iade edildiği gün Almanya’da tiyatrodaydım. O gün de biliyordum ki Abdullah Öcalan bir gün bu sorunun çözümünde söz sahibi olacak. O zaman bile görüyordum. Otuz yaşında bile değildim. Kaç sene bekledik? 27 sene sonra böyle oldu. Analitik bir yaklaşımla, sebep-sonuç ile baktığın zaman bu işin böyle gelişeceği belliydi. Bu kadar uzun sürmesini istemezdik. Çünkü ülke çok zarar gördü. Kürdü, Türkü çok büyük zarar gördü hep beraber. Gerçekten Abdullah Öcalan’ın tarihten isminin silineceğini, PKK’nin de unutulacağını kimse düşünüyor muydu bilmiyorum ama bu çok gerçekçi bir bakış açısı değil. İki taraf var ve bu taraflar, işte eninde sonunda belli bir noktaya doğru gelmiş oldular. Onlarla masaya oturulur mu, oturulmaz mı gibi şeylerin de objektif bir anlamı olmadığı anlaşıldı. Kimle çatışıyorsan onunla oturur, konuşursun; başka kiminle konuşacaksın? Biz kendi içimizde kendimiz çözüyoruz; Kürtler ve Türkler. Bu da iyi bir şey. Ben Kürt arkadaşlarımla Hakkari’nin en yüksek yerinde oturup aşağıdaki bulutları, dağ çiçeklerini seyredebilecek miyim? Onların bu tarafa gelebildiği kadar biz de o tarafa gidebilecek miyiz? (Gülerek) Bunu şaka olarak söylüyorum. Yani yanlış anlaşılmasın; onlar serbest de biz değiliz gibi anlaşılmasın ama… dünyanın belki de en güzel yerleri var Güneydoğu’da. Kimse daha görmedi, kimse daha gezmedi, kimse daha aşık olmadı oralara. Belki bir gün bunları yaşayabilmek için, bugün çok olumlu buluyorum olup bitenleri.
“BU SÜREÇLE TÜRKİYE DEMOKRATİKLEŞMELİ”
Taylan, sürecin Türkiye açısından demokratikleşme adımı olması gerektiğini belirtti:
Bu yasa ve süreç, Türkiye’nin demokratikleşmesinin genel süreciyle birlikte yürümelidir. Çerçeve Yasa, başka demokratikleşme süreçlerinin önünü açmasının da bir anahtarı olmalı. Bu bir anahtar, bu bir başlangıç. Zaten öyle anlaşılması lazım. Bir şeyin sonu değil; bu sadece açılışı, başlangıcı ve bundan sonra resmi olarak bunları hep tartışabileceğiz. Yani bir kısmımızın tartıştığı bir şey olmaktan çıkıp topyekün tartışabildiğimiz, konuşabildiğimiz bir şeye dönüşeceği için öncelikle hayırlı zaten. Bu işin bir resmiyete dökülmesi, bu tartışmanın kurumsallaşması anlamına geldiği için önemli Türkiye’ye sadece Kürt-Türk probleminin çözülmesi gibi bir yansıması yok bunun. Konu başlığı o değil. Türkiye’nin demokratikleşmesi için özellikle hayırlı ve amaca hizmet eden bir iş. Hayırlara da vesile olmasını istiyor ve o yüzden de önemsiyorum.




