Ankara Tabip Odası, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 32 ilde bulunan toplam 71 sağlık alanı ve tesisinin özelleştirilmesine ilişkin Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ek Hizmet Binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sağlık sisteminde “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile birlikte kamusal hizmet anlayışının zayıfladığı ve sağlık alanının giderek piyasa odaklı bir yapıya dönüştüğü ifade edildi. Oda, sağlık tesislerinin satışı yerine kamusal sağlık yatırımlarının artırılması gerektiğini vurgulayarak mevcut politikaların kamu kaynaklarını özel sektöre yönlendirdiğini savundu.
"SON 2 YILDA ÖZEL SEKTÖR KAMUYA ORANLA 2 KATTAN FAZLA BÜYÜDÜ"
Sağlık sisteminde sıkça gündeme gelen "sağlıkta şiddet", "randevu krizi", "koruyucu hizmetlerin yetersizliği" ve "bütçedeki devasa şehir hastaneleri kara deliği" gibi yapısal sorunların, uygulanan politik tercihlerin doğrudan sonucu olduğu kaydedilen açıklamada, şöyle denildi:
"Siyasi iktidarın kalite ve modernizasyon söylemleriyle sunduğu bu tabloyu, veriler ve somut olgular ışığında kademe kademe incelediğimizde sağlıkta özelleştirme yıkımı daha net anlaşılmaktadır. 2002 yılında Türkiye’de 774 kamu hastanesi, 50 üniversite hastanesi ve 271 özel hastane bulunurken; 2024 yılı itibarıyla kamu hastanesi sayısı 941’e, üniversite hastanesi 69’a yükselmiş, özel hastane sayısı ise 552’ye ulaşmıştır. Son 20 yılda özel sektör kamuya oranla 2 kattan fazla büyüyerek sektörün yaklaşık üçte ikiye yakınını kontrol eder hale gelmiştir. Özel sağlık sermayesi, doğrudan kamu destekleriyle beslenmektedir. 2023-2025 döneminde özel sektör için 830 teşvik belgesi düzenlenmiş, proje başına sabit sermaye tutarı ortalama 40-60 milyon lira seviyesine ulaşmıştır."
ŞEHİR HASTANELERİNE HER GÜN 479 MİLYON LİRA KULLANIM BEDELİ ÖDENİYOR
Sağlık sistemindeki en büyük kırılma noktalarından birinin finansman akışındaki adaletsizlik olduğu belirtilen açıklamada, kamu kaynaklarının özel sektörü besleyen bir yapıya dönüştürüldüğü savunuldu.
Açıklamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2024 yılında devlet ikinci basamak hastanelerine hasta başına 282 lira ödeme yaptığı, özel hastanelere ise 801 TL ödediği belirtildi. Açıklamada, "2012’den bu yana devlet hastanelerine yapılan ödemeler 4,7 kat artarken, özel hastanelere yapılan ödemelerin 9,4 kat artması, sağlığın nasıl kamu kaynaklarıyla piyasalaştırıldığını kanıtlamaktadır" ifadelerine yer verildi.
2025 yılında öngörülen ödenek tutarı aşılarak şehir hastanelerine 111,1 milyar lira ödeme yapıldığı belirtilen açıklamada, 2026 yılının ilk dört ayında bütçeden 57,5 milyar lira çıktığı kaydedildi. Bunun, 2026 yılında şehir hastanelerine her gün en az 479 milyon lira kullanım ve hizmet bedeli ödendiği anlamına geldiği aktarıldı.
"ÖZELLEŞTİRMELER, HALK SAĞLIĞINI PİYASANIN İNSAFINA TERK EDİYOR"
Açıklamada ayrıca başta Ankara olmak üzere şehir hastaneleri projelerinin, kent hafızasında yer tutan köklü kamu hastanelerini kapatarak ya da atıl hale getirerek hem erişilebilir ve nitelikli hizmet sunumunu hem de bütçeyi "adeta yuttuğu" savunuldu. Açıklamada şöyle denildi:
"Sağlıkta Dönüşüm Programı ile başlayan bu süreç, bugün sağlık tesislerinin doğrudan satışa çıkarılmasıyla nihai aşamasına ulaşmıştır. Kamu kaynaklarının holdingleşmiş özel sağlık sermayesine aktarıldığı, hastaların hizmete erişmek için her geçen gün daha fazla 'katkı payı' ödediği bu model sürdürülebilirliğini yitirmiştir.
Şehir hastanelerine günlük 390 milyon lira ödenirken, Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinin yalnızca yüzde 27,54’üne karşılık gelen 406 milyar 255 milyon lira koruyucu sağlık hizmetleri için ayrılmıştır. Bakanlık bütçesinden sağlık emekçilerine ödenecek maaş ve ücretlerle SGK devlet primi gideri ödemeleri çıkartıldıktan sonra, doğrudan koruyucu sağlık hizmetleri programı için kişi başına ayrılan yalnızca 2 bin 476,9 liradır.
Kamusal sağlık sisteminin ve halk sağlığının tasfiyesi anlamına gelen bu özelleştirme hamleleri, toplum sağlığını piyasanın insafına terk etmekte ve sağlığı bir hak olmaktan çıkarıp kar nesnesine dönüştürmektedir. Azalan kamu payı ve artan borç yükü karşısında, sağlık tesislerinin satışı değil, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi bir zorunluluktur."
"AKP İKTİDARI, MİRASYEDİ EVLAT GİBİ DAVRANMAKTADIR"
Açıklamanın ardından söz alan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Alpay Azap, çok sayıda taşınmaz, arsa ve binanın satışa çıkarıldığını belirterek, "Bunların önemli bir kısmı aktif olarak sağlık kurumu veya bakanlığın idari birimi olarak, Aile Sağlığı Merkezi olarak kullanımda zaten. Buradan elde edilecek gelirle Sağlık Bakanlığı'nın sağlık yatırımı yapacağı söyleniyor. Bunun garipliği şurada: Diyorlar ki, 'Hastaneleri satıyoruz çünkü hastane yapacağız'. Sattıkları yerler genellikle o illerde halkın en kolay ulaştığı, hizmet alabildiği alanlar. Şehir hastaneleri gibi şehrin dışına daha büyük hastaneler yaparak, şehir içindeki bu alanları tamamen özel sektöre terk etme planıdır bu. AKP iktidarı ne yazık ki mirasyedi evlat gibi davranmaktadır. Bu milletin 100 yılda biriktirdiklerini mirasyedi evlat edasıyla satıp, savmaktadır. Biz sağlık çalışanları olarak buna izin vermeyeceğiz" dedi.





