Yağmurlu günler, içsel bir huzur ve romantizm atmosferi yaratır; bu da film izleme deneyimini daha özel kılar.İşte böyle günler de izleyecek bir şeyler arıyorsanız ama sinemadaki aşk anlatılarından da sıkıldıysanız sizler için bağımsız sinemanın farklı aşk anlatılarıyla dolu dolu olan 10 filmi derledik. Fakat bağımsız sinemada aşk anlatısı sadece içimizi ısıtmaz. Bizi rahatsız eder, sorgulatır ve beklentileri değiştirir. Alışık olmadığımız aşk hikâyeleriyle gönlümüzde taht kurarken sıra dışı bir deneyim sunan bu filmlerin yönetmenleri arasında Jean Luc Godard, Jim Jarmusch, Wong Kar-Wai, Abbas Kiarostami ve nicesi var.
SERSERİ ÂŞIKLAR (1960)
1960 yapımı Jean Luc Godard filmi Fransız Yeni Dalga akımının dönüm noktası sayılıyor. Genç bir araba hırsızı olan Michel’in, Amerikalı gazeteci Patricia’ya duyduğu tutkulu aşkı konu alır. Michel bir polisi öldürdükten sonra Paris sokaklarında saklanırken Patricia’yla aralarındaki karmaşık ilişki giderek ihanete dönüşür. Duman, hızlı diyaloglar ve spontane çekimlerle dolu bir film
THE LOBSTER (2015)
Yönetmenliğini Yórgos Lánthimos’un üstlendiği kendine has anlatımı olan bu filmde; çok da uzak olmayan bir gelecekten ilginç bir distopya öyküsü anlatıyorThe Lobster. Yalnız kalmış, ilişkisi olmaya insanların tutuklandığı, alternatif bir gelecekte geçen öyküde, bekar insanlar korkunç bir otele yerleştirildikten 45 gün sonra, kendileriyle eşleşen kişiyle ilişkiye başlamak zorunda kalıyorlar. Eğer ki ilişkilerinde başarıyı yakalayamazlarsa, kendilerinin seçtikleri bir hayvana dönüştürülüyorlar!
ONLY LOVERS LEFT ALİVE (2013)
Yönetmen koltuğunda Jim Jarmusch’ın oturduğu bu filmde farklı bir vampir anlatısı karşımızda. Eve ve Adam, insanlık tarihine çok uzun zamandır tanıklık eden ve bunun etkisiyle çoğu şeye karşı inancını yitiren iki ölümsüz aşık, iki depresif vampirdir. Adam, iflas etmiş ve büyük ölçüde terk edilmiş hayalet bir şehir görünümünde olan Detroit'te yaşayan; tüm zamanını müziğe ve kimseye dinletmediği şarkılarına ayıran başarılı bir müzisyen, karamsar ve depresif bir vampirdir. Tek aşkı Eve ise uzun bir süredir Fas'ın Tanca şehrinde, bambaşka bir kültürün içerisinde nefes almaktadır. Eve'ın, Adam'ı ziyarete geldiği zamanlardan birinde kız kardeşi Ava'nın da beklenmedik ziyaretiyle karşılaşırlar.
CHUNGKİNG EXPRESS (1994)
Wong Kar-Wai yönetmenliğinde son dönem Uzak Doğu sinemasının en akılda kalan yapıtlarından biri olan film iki farklı kırık kalpli insanın içine düştüğü benzer çıkmazları hem dokunaklı hem de eğlenceli bir üslupla anlatır. İlk yarısında sevgilisinden ayrılan ve bu ayrılığın üstesinden gelemeyen bir polis memuru olan Cop 223 (He Zhiwu)’ün dramını izlerken, ikinci yarıda da benzer bir şekilde sevgilisinden ayrılan ve benzer bir bunalımlı ruh haliyle bu ayrılığın üstesinden gelmeye çalışan bir diğer polisin, Cop 663’ün hikayesine tanık oluruz. Bu benzer hikayeler dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinde, mucizevi bir şekilde ortak noktalarda kesişir.
IN THE MOOD FOR LOVE (2000)
Yine Wong Kar-Wai’nin farklı bir aşk anlatımıyla karşınızdayız. Bu filmde Hong Kong, 1960'lı yılların başlarını yaşamaktadır. Chau lokal bir gazetenin yazı işleri müdürüdür. Karısıyla birlikte büyük oranda Şangaylıların hayatlarını sürdürdükleri bir apartmana taşınırlar. Chau bir gün kapı komşusu Li-Chun ile karşılaşır. İkisi de eşlerinden bağımsız bir şekilde eşya taşımaktadırlar. Günden güne birbirleriyle yakınlaşmaya başlayan ikili bir süre sonra tuhaf bir gerçekle karşı karşıya kalacaktır. Bu da eşlerinin de birlikte oldukları gerçeğidir. Artık onların da kendilerini ve ilişkilerini yeniden gözden geçirebilecekleri bir ortam oluşmuştur.
BİLEK KESENLER: BİR AŞK HİKÂYESİ (2006)
Yönetmen Goran Dukic’in benzersiz, zamansız ve soyut aşk anlatımının olduğu bu filmde kahramanımız Zia(Patrick Fugit) da sevgilisinden ayrılmanın verdiği acıyla daha fazla yaşamak istemez ve intihar eder. Yeni dünyasındaki yaşamına alışmaya çalışırken, sevgilisinin de intihar ettiğini öğrenir ve onu aramaya başlar. Onu ararken karşılaştığı eski Rock yıldızı Eugene ve yanlışlıkla geldiğini iddia eden Mikal(Shannyn Sossamon) ile bir yolculuğa çıkar.
KÖPRÜ ÜSTÜ AŞIKLARI (1991)
Leos Carax bizleri bir köprünün üzerinde yaşayan iki evsizin aşk dünyasına götürüyor. Fransız Devrimi'nin 200. yıl kutlamaları için restore edilmeye başlanan Paris'in en eski köprüsü olan Pont-Neuf, sokağa düşmüş alkolik bir sirk cambazı olan genç Alex'e ev sahipliği yapmaktadır. Başarısız bir ilişkinin ardından çektiği üzüntünün giderek körleştirdiği güzel ressam Michèle sokaklarda Alex'le karşılaşır. Neuf Köprüsü'nü mesken tutmuş Alex'le, kör olmak üzere olan ressam Michele'in inişli çıkışlı aşk hikayesi anlatmaktadır...
ASLI GİBİDİR (2010)
İran Yeni Dalgası’nın önde gelen isimlerinden Abbas Kiarostami, kendi yaşam öyküsünden esinlendiği geleneksele yaklaşmayan, sıra dışı filminde Juliette Binoche’un karşısında İngiliz bariton William Shimell’ı oynatarak nesnelerin veya kişilerin gerçekliğini sorguluyor.
Toskana’da aşk başka nasıl anlatılır? Aşk yuvası küçük oteller, kafelerde birbirinin gözüne bakan âşıklar... Bir çift gibi görünmeye çalışan bir kadın ve bir erkek... Adam, bir konferansa konuşmacı olarak katılan İngiliz bir yazar; kadın, Fransa’dan gelen bir sanat galerisi sahibi. İşte herhangi bir zaman, herhangi bir yerde, herhangi birinin başına gelebilecek bir öykü...
Cold War (2018)
Paweł Pawlikowski kendi anne ve babasının hikâyesinden ilham aldığı bu film ödül üstüne ödül aldı. 1940’ların sonunda, savaş sonrası Avrupa’nın karanlık atmosferinde iki sanatçının tutkulu aşk hikâyesi… Wiktor, halk müziği projesinde yetenekli bir şarkıcı olan Zula’yla tanışır. Aralarındaki ilişki, Doğu Avrupa’dan Paris’e uzanan yıllara yayılan bir kaçış ve kavuşma döngüsüne dönüşür. Soğuk Savaş’ın ideolojik sınırları, aşklarını sürekli ayırır ama birbirlerinden asla tam kopamazlar. Cold War, aşkla özgürlüğün, tutkuyla yıkımın kesiştiği siyah-beyaz bir masal gibi…
AŞK (2012)
Usta yönetmen Michael Haneke, ömürlük aşklar için çok sarsıcı bir soru soruyor; onun fiziksel acılarına son verip ikinizin de ruhen 'kurtulmasına' giden yolu açmak mı yoksa bu ıstırapları bir sınav olarak kabul edip devam mı etmek? 80'lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmeni olan Georges ve Anne, ilerlemiş yaşlarına rağmen geride kalan ömürlerini huzur ve mutluluk içerisinde geçiren bir çifttir.
Yaşlı çiftin sakin hayatı bir gün Anne'nin kriz geçirip, boyundan aşağısının felç olması ile altüst olur. Georges sevgili karısına elinden geldiğince iyi bakar ama onun da yapabilecekleri sınırlıdır. Üstelik Anne'nin durumu git gide kötüleşmektedir. Şimdi onca yıla yayılmış olan evlilikleri, bir kez daha bağlılık sınavı verecektir.




