Sinema ve edebiyat sınırlarda dolaşanları sever. Stephen King, Misery adlı kitabına Friedrich Nietzsche’nin “Dipsiz bir uçurumun içine bakarsanız o da sizin içinize bakar” aforizmasıyla başlar. Ağır Roman’da ise kendisine “Hastayım sana” diyerek aşkını ilan eden Salih’e Tina’nın yanıtı manidardır; “Geçmiş olsun...” Matrix’te insani olan her şeye derin bir düşmanlık besleyen Ajan Smith ise doğrudan konuya girer; “Aşk ile delilik belirtilerinin birbirine bu kadar benzemesi gerçekten çok ilginç...” İşte saplantılarıyla Kemal’i bile mazur gösteren karakterleriyle öne çıkan beş aşk filmi...

Lolita (1962)
Vladimir Nobokov’un yazıldığı günden beri tartışılan metninden büyük usta Stanley Kubrick tarafından perdeye aktarılan film, orta yaşlı Profesör Humbert’in, ev sahibi Charlotte Haze’in 15 yaşındaki kızı Lolita’ya duyduğu aşkı anlatıyor. Sırf Lolita’ya yakın olabilmek için annesiyle evlenen Humbert’in saplantısı üzerine inşa edilen hikâye, gösterime girişinin üzerinden 64 yıl geçtikten sonra bile rahatsız ediciliğini muhafaza ediyor.

Ağır Roman (1997)
Metin Kaçan’ın aynı adlı romanından Mustafa Altıoklar yönetmenliğinde perdeye uyarlanan Ağır Roman, Tarlabaşı’ndaki Kolera Sokağı’nın bitirim serserilerinden Salih’le sex işçisi Tina’nın tutkulu aşkını anlatıyor. Kült kitabın gücü ve Altıokların yenilikçi rejisi, hayatın en ücra kıyısında, şiddet ve yoksulluk içinde yeşeren ilişkiyi büyük bir başarıyla ete kemiğe büründürüyor. Salih’in “Hastayım sana” sözcükleriyle anlattığı büyük aşkına, Tina tarafından verilen “Geçmiş olsun” yanıtı filmi unutulmaz kılan sekansların başında geliyor.

Okuyucu (2008)
2. Dünya Savaşı yıllarında geçen hikâyede Michael adlı genç bir adamın kendisinden yaşça büyük Hanna Schmitz’le ilişkisi anlatılıyor. Hanna karakterinde aşkın karanlık getirilerini ve deliliği andıran pratiklerini büyük ustalıkla gerçek kılan Kate Winslet, performansıyla Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın, Akademi Ödülleri’nde ise En İyi Kadın Oyuncu ödüllerinin sahibi olmuştu.

Masumiyet (1997)
Ülkemizde genellikle Masumiyet Müzesi’nin Kemal’iyle karşılaştırılan Bekir’in uzun yıllara yayılan deliliği, üzerinden geçen zamana karşın hem güncelliğini hem de gizemini koruyor. “Aşk için neler feda edilebilir?” sorusuna “Her şey” yanıtını veren Bekir, Kemal’in saplantısını dahi göreli ölçüde makul gösteren bir kaybedene dönüşüyor. Haluk Bilginer’in yedi dakikalık ünlü tiradıyla daha da değer kazanan film, Zeki Demirkubuz’un dolaşmayı çok sevdiği arka sokaklardan taşan bir yok oluş öyküsü.

Ölüm Kitabı (1990)
İnsan ruhunun karanlıklarına bakmayı çok seven usta yazar Stephen King’in saplantılı aşk temasına kayıtsız kalması düşünülemezdi. Hayran olduğu korku kitapları yazarını geçirdiği trafik kazası sonrası ağır yaralı halde bulup eve getiren psikopat okur Annie Wilkes, listedeki tüm delilikleri mazur gösteren inanılmaz bir performans sergiliyor. Kathy Bates, izleyiciyi sevgi ve bağlılığın her düzeyinden soğutan ürkütücü oyunuyla 1991 yılının En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kucaklamayı başarmıştı.



