Aliağa Şakran Cezaevi Yerleşkesi’nde görülmeye başlanan Kooperatif Davası’nda eski İzBB Başkanı Tunç Soyer savunma yaptı. Projenin kamu zararına yol açtığı iddialarını reddeden Soyer, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak diyorum ki, İZBETON’un yaptığı işlere onayım var. Yazılı bildirim dahi var. İnşaatların tamamlanamaması suç değil. Suçun oluşması için bir fiilin, kastın olması gerekmez mi? Pandemi olmasaydı ve inşaat maliyetleri bu kadar artmasaydı, inşaatlar durdurulmasaydı böyle olmayacaktı.
“TÜM MECLİS ÜYELERİ SANIK OLMALI!”
İZBETON A.Ş’nin kamu zararına sebep olduğu yazılmış. İnşaatlar durdurulmasa mevzuata aykırılık tespiti yapılacak mıydı? İZBETON A.Ş protokol yapmasaydı da kamu zararı oluşacak mıydı? Bilirkişinin raporuna göre tüm meclis üyelerinin sanık sandalyesine oturması gerekir. Çünkü bu kararları ben tek başıma almadım. Oy birliğiyle alındı.
“DOLANDIRICILIK YAPMADIĞIMIZIN KANITI!”
Görevde olmadığım bir zaman diliminde kamu zararı iddia ediliyor. İnsaf! Bilirkişi, 27 milyon 963 bin 92 kuruş kamu zararı oluştuğunu belirtmiş. Ama gerçek pek öyle değil. Sık sık sınırlarını aşmış. Eğer bilirkişi raporunu kabul ederseniz haksız menfaat elde eden kişileri mahkemeye çağırmanız gerekecek. Bu rapor bizim dolandırıcılık yapmadığımızın kanıtıdır” ifadelerini kullandı. Soyer’in savunması şöyle:
İDDİALARI TEK TEK YANITLADI
“131 sayfalık Bilirkişi Raporu’nu okudum. İddianamede yazılı olan iddiaların aynen tekrarı olan tespitleri 6 aydır çürütmeye devam ediyoruz. Ben de kopyala yapıştır yöntemiyle yüzlerce sayfa ile cevap verebilirdim ama 2 sayfada bütün iddiaları yanıtlayacağım.
1. İddia: “Geçen 2,5 yıllık süre içinde %99,7 seviyesinde olması gerekirken Örnekköy 3’te %19,24, Örnekköy 4’te %32,09 seviyesinde kalınmış.” Bu bir suç mu? Elbette değil. Ayrıca bu oran farklı mahkemelerde farklı rakamlarla tespit edildi.
2. İddia: “Protokolün 21. Maddesi gereği alt yüklenici çalıştırmaya ihtiyaç duyulması durumunda İdareden izin alınması zorunlu olmasına rağmen izin alınmadığı.” Bu iznin hangi usul şartına bağlı olduğuna dair bir hüküm var mı? Yok. Ben İzBB başkanı olarak diyorum ki İzbeton’un kararına onayım vardı. Kaldı ki İzBB - İzbeton arasında irade birliği olmadığına dair hiç bir işaret yoktur. Buna karşın yazılı bildirim vardır.
3. İddia: “Örnekköy 3’de 4 / Örnekköy 4’de 2 dairenin İzbeton’a bırakılmasının ve İzbeton’un bu işlerden başka herhangi bir karının olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu” tespiti. Kamu idaresinin “Bu şehir deprem şehridir. Mümkün olduğu kadar çok ve hızlı konut yapmalı bunun için de inşaat maliyetlerini mümkün olduğu kadar aşağı çekelim, İzbeton da en düşük kar marjıyla çalışsın.” dememiz hayatın olağan akışına aykırı olamaz. Aykırı ise de bunun suç olarak ya da suç şüphesi olarak kabulü mümkün olamaz. Ben bu irademiz nedeniyle gurur duyuyorum.
4. İddia: Kat karşılığı yapım işleri için İzbeton AŞ’nin kooperatiflerle sözleşmeler imzalaması sebebi ile “Belediye iştiraki olan İzbeton AŞ’nin kamu zararına neden olunduğu” tespiti yapılmış. Bir sözleşmenin velev ki şekli yönden hukuka uygun olmadığı düşünüldü. Bu tek başına kamu zararına sebep olmaz. Bu tek başına suç oluşturamaz. Suç oluşması için suç sayılan bir fiilin ve kastın da bulunması gerekmez mi? Eğer gecikmeye yol açan ve duruşmalarda uzun uzun anlattığımız: Pandemi, deprem, inşaat maliyetlerinde %1000 üzeri artış vb. olaylar gerçekleşmeseydi, inşaatlar 1,5 yıl önce durdurulmasaydı ve inşaatlar zamanında tamamlansaydı, teslim edilecek konutlar ayıplı, dolandırıcılıkla elde edilmiş mi sayılacaktı? O zaman kamu zararı ortaya çıkmayacak mıydı?
5. İddia: Ve Son olarak sayın bilirkişi heyeti; inşaatların “şuan “ fenni kurallara uygun olduğu tespiti yaparak yine mevcut belediye yönetimini aklamaya ve bizim dönemimizde yapılan inşaatlarla ilgili olarak da ortada bir şaibe algısı bırakmaya gayret etmiş.
Sayın Başkan, Bilirkişi raporunu şu tespitle tamamlıyor: ‘İzbeton A.Ş.’nin, kat karşılığı yapım işini, 4734 sayılı kanuna tabi olmayan kooperatiflere devredilmesi sebebi ile Belediye iştiraki olan İzbeton Aş.’nin kamu zararına neden olunduğu, Örnekköy 3. Etap için 98 kişiye, 4. Etap için 161 kişiye toplam 2021 yılı – 2024 yılı Haziran sonu itibariyle 27.969.250,92 TL ödeme yapıldığı, yapılan bu ödemelerin İzBB Başkanlığı olarak kamu zararı neden olunduğu’ deniliyor. (Biliyorum cümle düşük ama yapacak bir şey yok, böyle kopyalanmış.)
KARARLAR OY BİRLİĞİYLE ALINDI!
Böylece hem İzbeton AŞ’nin hem de İzBB’nin kamu zararı tespiti yapılmış.
• İnşaatlar durdurulmasa, vaktinde bitse mevzuata aykırılık tespiti ve kamu zararı tespiti yapılacak mıydı?
• Bilirkişiler, İzBB – İzbeton arasında yapılmış olan protokolün başlangıcı ile kooperatiflerle yapılan sözleşme arasındaki 1 yılı da zarar hesabına dahil etmiş.
• Demek ki, İzbeton AŞ kooperatiflerle sözleşme yapmasaydı da, İzBB – İzbeton arasındaki protokol kamu zararı doğuracakmış. O nedenle bilirkişi raporunun İzBB – İzbeton arasındaki protokolü de hukuka aykırı bulması ve İzbeton – Kooperatifler arasındaki sözleşmenin ayrı bir kamu zararına yol açmadığını söylemesi gerekirdi. Eğer bilirkişi heyeti İzBB ile İzbeton arasındaki sözleşme nedeniyle kamu zararının doğmaya başladığı iddiasındaysa bu karar benim şahsi kararım olmayıp İzBB meclis üyelerinin oy birliğiyle yani; Chp, Akp, Mhp, İyiParti meclis üyelerinin tamamının oylarıyla alınmış bir karardır. Yani o zaman tüm meclis üyelerini sanık sandalyesine oturtmanız gerekir.
• İzbeton AŞ.’nin kooperatiflerle yaptığı sözleşmelerin 29. maddesi kira ödemelerinin inşaatların gecikmesi durumunda kooperatifler tarafından eda edileceği yazıyor. Bedeli kooperatiflerden tahsil edilecek kira yardımları İzBB için kamu zararı oluşturabilir mi? Hayır.
“2024 HAZİRAN’INDA BAŞKAN DEĞİLDİM!”
• 2024 Haziran sonu itibariyle yapılan zarar tespitinde 2024 Nisan, 2024 Mayıs ve 2024 Haziran aylarında benim İzBB Başkanı ve İzbeton Yönetim Kurulu Başkanı olmadığım unutulmuş. Görevde olmadığım bir zaman diliminde sebep olduğum kamu zararından bahsediliyor. Bu mümkün olabilir mi? Sadece el insaf diyorum.
• Bilirkişinin bu özensiz raporu iddianameyi tekrar etmek dışında çok önemli bir hususu netleştirmiş oluyor. Av. Murat Aydın’ın açıklayacağı gibi 6 aydır cevabını aradığımız dolandırıcılık suçunu kimin lehine işlemiş olduğumuz sorusuna gereken cevabı veriyor. İddianamede “kendi lehine bir menfaat tespiti olmadığı” yazıldığı için aylardır, kimin lehine menfaat temin edildiğini bulmaya çalışıyorduk, arıyorduk.
“RAPOR SORULARI YANITLIYOR!”
Bu rapor bu sorunu çözüyor, hem toplam kamu zararının miktarını hem de bu rakamın kime menfaat sağladığını ortaya çıkartıyor. Öyle ya madem kamu kurum ve kuruluşları zararına yapılan bir dolandırıcılık suçu var; bilirkişi Heyeti bu suç nedeniyle yaratılan kamu zararını ve kimler lehine haksız kazanç yarattığını ortaya koymalıydı. Suçun failleri bizsek kimin lehine ne kadar bir menfaat yaratmıştık? Soru buydu. Nitekim bunu çözüyor. Bilirkişi büyük gayretlerle dile kolay 131 sayfa sonunda büyük bir netlikle ve ,92 kuruşu bulacak kesinlikle 27.969.250,92 TL kamu zararı olduğunu ve bu bedelin 98 + 161 hak sahibine ödendiğini başarıyla ortaya çıkartıyor.
“DOLANDIRICILIK SUÇLAMASI ORTADAN KALKTI”
Başka bir kamu zararı ve haksız kazanç elde eden olmadığına göre Bilirkişi Heyeti işinizi çok kolaylaştırmış gibi görünüyor. Ama gerçek pek öyle değil. Görevi teknik bir değerlendirme yapmak olan Bilirkişi Heyetinin sık sık sınırlarını aşarak hukuki mütalaalarda bulundukları raporu kabul eder, esas alırsanız büyük bir zorluk sizi bekliyor. O da şu; Haksız menfaat elde edilen 98 + 161 yani 259 hak sahibini mahkemeye çağırmanız, suç ortağı olarak elde ettikleri haksız menfaati iade etmelerini talep etmeniz gerekecek. Allah yardımcınız olsun. Sayın Başkan, bu raporla dolandırıcılık suçlaması tamamen ortadan kalkmıştır.
“GERÇEK BİLİRKİŞİLERLE ÇÜRÜTÜLEMEZ”
Kendisinin, ailesinin ve sevdiklerinin suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başardıklarını belirten Soyer savunmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez. Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez.
“VİCDANIN KAYBOLMASI TOPLUMU BİTİRİR”
Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Devleti soyanların ona ihanet edenlerin cezasız kalması ve toplumun bunu seyretmesi daima ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Vicdani çöküntü ise toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yer olmuştur. Hele ki adaleti sağlamakla görevli yargı temsilcilerinin vicdansızlığı sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumu bitirir.
“İZMİR’İN HAKKINI KİMSEYE YEDİRMEDİM”
Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben 5 yıl boyunca 110 milyardan fazla bütçe yönettim. Buna ek olarak İzmir’e dışarıdan 1 milyar euro yani bugünün parasıyla 48 milyar lira finansman getirdim. Tek kuruş İzmir’in hakkını kimseye yedirmedim. Bu kadar emeğim karşılığında adımın bu iftiralarla, suçlamalarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum. Dilerim, hakkın ve hakkaniyetin yanında durur, çekilen bu zulmü ortadan kaldırır, vicdanı hakikat ve adaletle buluşturmak için daha çok beklemezsiniz. Dilerim, bu dünyayı herkes için cennete çevirmek isteyen birine daha fazla cehennemi yaşatmazsınız.”
Duruşmayı, önceki dönem İzmir Milletvekilleri Musa Çam, Zeynep Altıok Akatlı, önceki dönem CHP Aliağa İlçe Başkanı Özcan Durmaz ve mevcut İZBB Grupbaşkanvekili Altan İnanç da izliyor. Oturum verilen aranın ardından sanık ifadeleriyle devam ediyor.





