İYİ Parti 4. Olağan Kurultayı, bugün Büyük Ankara Kongre Merkezi'nde gerçekleştirildi. Genel başkanlık için tek aday Müsavat Dervişoğlu oldu.
DERVİŞOĞLU YENİDEN GENEL BAŞKAN SEÇİLDİ
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, oylamaya katılan 1180 delegenin tamamının oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi.
GİK VE MDK ÜYELERİ SEÇİLECEK
Kurultayda, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının ardından "Faaliyet Raporu" okundu. Parti’nin tüzüğüne göre, kurultayda, genel başkan, GİK ve MDK üyeleri için asıl ve yedek üye seçimleri yapılacak. Yaklaşık bin 300 delege, GİK ve MDK üyelerini belirleyecek.
Bu arada, Kurultay sırasında, Anıtkabir'i ziyaret edecek heyetin üyeleri de belirlendi. Ayyüce Türkeş, Turhan Çömez, Kevser Ofluoğlu öncülüğündeki heyet, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kabrini ziyaret edecek.
"TÜRK MİLLETİ İÇİN BU KÖTÜ GİDİŞATA DUR DEMEK İÇİN KURULDUK"
Dervişoğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:
İYİ Parti’mizi adalet ve eşitliğin oluk oluk tükendiği bir eşikte kurmuştuk. Keyfiliğe, şahsiliğe ve otoriterliğe karşı, milli ve cumhuriyetçi bir refleks olarak ortaya çıktık. İYİ Parti olarak, Türk milleti tarafından, Türk milleti için bu kötü gidişata dur demek için kurulduk. Gelinen noktada; dünya, bir otoriterlik ve keyfilik açmazının pençesindedir. Bir tarafta Latin Amerika’da, Rusya’da, Uzak Asya’da yaşananlar! Öte tarafta ise 25 yıldır millet ve devlet bağları aşındırılan, kimlik çatışmalarıyla dengesi bozulan Ortadoğu vardır!
Çünkü büyük emperyal güçler; dışarıdan meşruiyet aşılayarak, kendilerine bağımlı iktidarlar yarattılar! Netanyahu gibi azgın ve cüretkar katiller eliyle kan dökmeyi olağan kıldılar! Suriye’den Irak’a, Gazze’den İran’a ve elbette Türkiye’ye kadar Iraklaşmak, Lübnanlaşmak ve Gazzeleşmek yolunda emperyalizm artık gizlenme ihtiyacı hissetmeden suç işlemektedir.
Çünkü emperyalizmin suç ortakları; iktidara gelmek için verdikleri taahhütlerle, iktidarda kalmak uğruna verdikleri tavizlerle ülkelerini kırılgan, yalnız ve çaresiz bırakmışlardır. Bu uğurda vatandaşlarının özgürlüklerini, canlarını ve mallarını, vatanlarının ise zenginliklerini diyet olarak sahiplerine sunmuşlardır.
Bu açıdan yeni bir aşamaya gelindiği şüphesizdir! Ancak gelenin belirsizliği kadar, gidenin de insanlığa yüklediği maliyet ağırdır. İşte bu ahval ve şerait içinde İYİ Parti’miz, büyük Türk milletinin reflekslerini tutarlı eylemlere dönüştürebilmek adına çok daha kritik bir eşikte, çok daha hayati bir sınavdadır!
İktidarın, çeyrek asırlık köhneliği içerisinde, her kritik eşikte yaptığı hayati yanlışların sesini duymak isterseniz, her seferinde koro halinde “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günler” şiarına bakın. Sözde “iç cepheyi güçlendirmek” adı altında yürütülen siyasetin sonuçlarına bakın. Bir değil, iki değil, defalarca aynı şeyleri, aynı ajanda içinde, aynı taahhütler ve tavizlerle yerine getirip farklı sonuçlar elde ettiklerine inanmamızı istediler. Birinci çözüm süreci buydu. Suriye siyasetleri buydu. 15 Temmuz’la sonuçlanan rezalet buydu. Şimdilerde kurdukları İmralı ittifakı ile yürütülen komisyonculuk projesi de aynıdır.
Geldiğimiz noktada dış politikada ne olmuştur? Lafta İsrail aleyhtarlığı, pratikte ise İsrail için yürütülen bölgesel mıntıka temizliğinde her zaman en önde koşmuşlardır. Bugün İsrail’in etrafındaki ülkelere ne olduğuna bakın, Akdeniz’deki gelişmelere, bir zamanlar mavi vatan diye propaganda yaptıkları sularda kurulan ittifaklara bakın. Daha beteri var. Burnumuzun dibinde, tam 11 sene boyunca besleyip büyüttükleri Suriye PKK’sına bakın. 11 sene diyorum. 14 yıllık iç savaşın 11 yılında eğitildiler, donatıldılar, militan kazandılar. İktidar ise kılını kıpırdatmadığı gibi ileride yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç: Suriye’de YPG varmış, bunlar da aslında PKK’lıymış. Bak sen. Ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi! Ne büyük devlet adamlarımız var!
"OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ BİR CUMHURİYET"
Ama sanmayın ki bu kafidir. Devir sadece muhafazanın yetmediği bir devirdir. Bizim ikinci vazifemiz muhafaza edileni muasır medeniyetin üzerine taşımaktır. O muasır medeniyet hedefi ise sadece soyut bir yön değildir. Bir niyet ve zihniyet işidir. Biz eşitlik dedik. Yurttaş eşitliği dedik. Kurucusuna ve kurucu değerlerine layık bir Cumhuriyet olalım dedik. Olması gerektiği gibi bir Cumhuriyet, kimsenin torpil peşinde koşmadığı bir adalet, vatandaşın bayat ürün kuyruklarında gururunu çiğnetmediği bir ekonomi istedik. Ve Kürtlere de Alevilere de tüm etnik ve dini kimliklere biz yurttaşlıkta, Cumhuriyet’te birleşelim dedik.
Ayrıcalık değil, imtiyaz değil, onurlu fertlerin Türkiye’sini istiyoruz dedik! Türkiye büyük bir ülkedir. Hürriyeti de Cumhuriyeti de demokrasiyi de bağımsızlığı da insan haklarını da kendisi için kendi gayretiyle, kendi medeniyet ışığıyla taşıyacaktır. Eşitlik, ismimizdir, hürriyet, karakterimizdir, Cumhuriyet, yeminimizdir, dedik. Kardeşlerim! Belirsizlik, kaygı ve güvensizlik hasıl olduğunda, insan; sığınacak yerini, evini, en çok da ailesini arar. Fertlerden ailelere, ailelerden de millete uzanan çizgi, kendisini ancak bu yolla korur ve güçlendirir. Hiçbiri, bir diğerine feda ve tercih edilecek kavramlar değildir.
"BİLİNÇLİ YÖNETİLEN BİR EKONOMİ POLİTİKASI"
İktidarın “aile yılı” diye ilan ettiği bu dönem, insanımızın iş bulamadığı, başını sokacağı evden mahrum kaldığı, evlenip yuva kuramadığı, toplumsal bir felaket dönemi olarak tarihe geçmektedir. Zincirledikleri sosyolojik felaketin bir diğer halkası da; görünürde insani, esasında, siyasi ajandalı liyakatsiz iktidarın, basiretsiz göç stratejisidir. 25 yıllık köhneliğin ibret alınmayan başarısızlıklarının, ve bunları aşan gafletinin en kritik parçasına geliyoruz.
Bu noktada size ekonomi anlatmayacağım. Dövizler kaldırmayacağım. Rakamlar saymayacağım. Kaldı ki; bunlara gerek de yok! Hepimiz; bizlere reva görüp, mahkum ettikleri politikalar ile; bir ülke ekonomisinin, nasıl olmaması gerektiğini iliklerimize kadar yaşayarak öğrendik, biliyoruz! Artık biliyoruz ki; bu sadece bir kriz değil, bilinçli yönetilen bir ekonomi politikasıyla, örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş, yoksulluk ve yoksunluk rejimidir! Bu bir servet transferi rejimidir. Bu rejim, hep veren ama hiç alamayan yetişmiş insanımıza ve orta direğe darbe üstüne darbe rejimidir.
“Yap-Sat” iktidarlarında, “Yap-İşlet-İhya Et” projelerinde, ormanı, denizi, dereleri, betonla doldurdukları cennet vatanımızda, her yer inşaat ama, Türk vatandaşının oturacağı ev yok. İstanbul’da da yok; Antalya’da da yok, Van’da da yok. İzmir’de de yok, Batman’da da yok. Çay-simit hesabıyla iktidara gelen Erdoğan’ın, ne çayla ne simitle, ne de bunların lüks hale geldiği memleketle, muhtaç hale getirdiği milleti ile artık alakası yok! Emeklinin pansiyonlarda kalması, terminallerde, garlarda uyuması artık iktidarın meselesi değil!"



