Araştırmacı Gazeteci Uğur Mumcu, katledilişinin 30’uncu yıldönümünde Bayraklı’da iki farklı etkinlikle anıldı. Fotoğraf Sanatçısı Gürsel Gökçe’nin eserlerinden oluşan ‘Sönmeyen Işık Uğur Mumcu’ fotoğraf sergisi ziyaretçilere duygu dolu anlar yaşatırken, İzmirli gazetecilerin Mumcu’yu anlattığı söyleşi Cumhuriyet sevdalılarını buluşturdu.

Bayraklı Uğur Mumcu’yu unutmadı! (5)

YOLU YOLUMUZDUR

Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, “Uğur Mumcu’nun açtığı aydınlanma ve temiz toplum yolu, bizim de yolumuzdur. Demokrasi mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. 30 yıldır milyonlarca Cumhuriyet sevdalısı hâlâ Mumcu’nun izinden gidiyor, fikirlerini yaşatıyor. Bu davadan vazgeçmemiz mümkün değil. Bizi, inananları, bu ülkeyi sevenleri bir adım geri attıramadılar, attıramayacaklar. Demokrasi, özgürlükler ve geleceğimiz noktasında bu ülkenin evlatları ayağa kalkmış durumda.” dedi.

‘İzmirli Gazeteciler Uğur Mumcu’yu Anlatıyor’ temalı söyleşiye; Yenigün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Dirik, Ege Telgraf Gazetesi Haber Müdürü Hakan Serbest, Yeni Bakış Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Emin Varol, İlkses Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdal Erek, 9 Eylül Gazetesi Yayın Koordinatörü Mutlu Yılmaz, İz Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yağız Barut konuşmacı olarak katıldı.

FİKİRLERİ ÖLMEDİ

Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, “Basın ne kadar özgürse bir toplum o kadar özgür ve onurludur. Uğur Mumcu gibi pek çok aydın, doğru ve dürüst gazetecilik anlayışının bedelini bedeniyle ödedi. Ama fikirler hiçbir zaman ölmedi! Araştırmaktan, sorgulamaktan asla vazgeçmedik, geçmeyeceğiz. Çünkü bu ülkede yurtsever, araştırmacı, onurlu, kalemini satmayan gazeteciler hala var ve sayıları az değil. Bir Mumcu öldü, binlercesi yaşıyor, yaşayacak. Doğruları söylemekten geri durmayacağız” diye konuştu.

Bayraklı Uğur Mumcu’yu unutmadı! (7)

SORUMLULUK HEPİMİZİN

Gazetemizin Yazı İşleri Müdürü Yağız Barut ise söyleşide; unutmamanın ve unutturmamanın devrimci bir eylem olduğunu hatırlatarak Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri için Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’a teşekkür etti.

“Uğur Mumcu’yu anlatmak da bu paneli izlemek de bir taraf tutmaktır” diyerek sözlerine başlayan Yağız Barut, şunları söyledi: “Bizim tarafımız Uğur Mumcu’nun dediği gibi; Atatürkçülükten, cumhuriyetçilikten, lâiklikten, antiemperyalist olmaktan, barıştan, insan haklarından yanadır. Gerçeğin peşinde koşan gazeteciler her zaman bu değerler için mücadele etmiştir ve bu yüzden güç odaklarıyla karşı karşıya kalmıştır. Uğur Mumcu’ya da işte bu değerlerin bedeli ödetilmiştir. Şunu çok net ifade etmeliyim ki gazeteciler kahraman değildir, gazetecilik de kahramanlık mesleği değildir. Uğur Mumcu, ‘Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Susanlar da bu insanlık suçlarına katılmış olur’ diyor. Yani Uğur Mumcu topluma yapılan haksızlıklar karşısında susmayıp sadece ve sadece mesleğinin gerekliliğini yaptığı için öldürülmüştür. Peki çözülmeyen cinayetler karşısında biz susacak mıyız? Bir suskunlar toplumunun, ‘Neden gerçekler yazılmıyor, nerede bu gazeteciler?’ diye sormaya hakkı olamaz. Çünkü o gazeteciler halk sustuğu için ya toprak altında ya da demir parmaklıklar ardında kalıyor. Yani buradaki en büyük sorumluluk aslında hepimize aittir.”

57da0ba3-2233-4272-9b8c-265d70b3be2c

Uğur Mumcu cinayetinin çözülememesini, Hrant Dink cinayetini hatırlatarak anlatan Yağız Barut, “Hrant Dink cinayeti; devlette, bürokraside yer tutmuş kamu görevlilerinin bilgisi dahilinde gerçekleşti. Emniyet, ordu, MİT hepsi biliyordu bu cinayetin işleneceğini. Devletin içine çöreklenmiş olan güç odakları; gizli tanıklardan sahte delillere kadar her türlü yola başvurup bu cinayetin arkasındaki güçleri örtmek istediler. O dönem iktidara yakın isimlerin yolu açıldı; onlar emniyet müdürü oldular, istihbarat müdürü oldular. Ama gün geldi bu yolu açılanlar bize FETÖ’cü, darbeci diye tanıtıldı. Ama Hrant Dink artık ölmüştü. O gün bu cinayetin izini süren Nedim Şener, Ahmet Şık hapse atıldı. Daha basılmamış kitaplar toplatıldı. Cinayetlerin gerçek yüzünü gizleyen şey; devletin, yargının, siyasetin bir arada oluşudur, bunlara ortak oluşudur. Uğur Mumcu cinayetinde de aynısı oldu. Bunu aşmak imkânsız mı? Hayır değil ama bu noktada devlet denilen aygıt bürokrasisi, yargısı, emniyetiyle öyle bir noktaya geliyor ki siz bağımsız bir soruşturma yapamıyorsunuz. Çünkü güç odaklarına dokunduğunuzda devletin savcısı sizin hakkınızda bir suç yaratıp, devletin polisi ve hakimi sizi o suçtan hapse atıp, devletin medyası sizi o uydurulmuş suçla toplum önünde linç ettiriyor. Böyle bir girdaptan çıkmanın tek yolu yine örgütlü bir halkın cesur olması, devlet içindeki denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini talep etmesidir. İşte bu yüzden siyasal iklim çok önemli ve işte bu yüzden çok kritik bir seçime gidiyoruz. Bizi bu kirden arındıracak bir anlayışa ihtiyacımız var, bu çok açık” ifadelerini kullandı.

DÜN VE BUGÜN AYNI!

Uğur Mumcu’nun kitaplarında anlattıklarıyla bugün yaşanan bazı olaylar arasında benzerlikler olduğunu söyleyen Yağız Barut, “Uğur Mumcu’nun Mobilya Dosyası, dönemin başbakanının yeğeninin ‘hayali ihracat’ yaparak devleti soymasını anlatır. İki yıl önce ise bir devlet bakanı, kendi devletine kendi şirketinden piyasanın çok üzerinde ‘dezenfektan’ satarak soygun yapmıştır, en azından iddia edilen budur. Bu iddia kabul edilmemiştir tabii. Ancak bu dosyayı soruşturmak bugünkü siyasal iklimde çok zordur. Çünkü devleti tüm aygıtlarıyla ele geçirmiş sistem buna izin vermez. Öte yandan bugün şu tarikat Sağlık Bakanlığı’nı ele geçirdi, bu tarikat yargıyı ele geçirdi diye konuştuğumuz ve tedirgin olduğumuz şeyler, Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabında vardı. Son olarak; uzun zamandır Türkiye’nin uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ticaretine köprü olduğunu konuşuyoruz, Uğur Mumcu’nun ‘Silah Kaçakçılığı Dosyası’ da tam olarak aslında bunu anlatır. Yani dün yaşananlarla bugün yaşananlar aynıdır. Bu kirli düzeni değiştirmek bize aittir” diye konuştu.