Özel Haber: Evrim Demir/ İz gazete
KINIK- Bakırçay Ovası’nın bereketli toprakları, bugünlerde "kalkınma" adı altında büyük bir mülkiyet ve ekoloji kavgasına sahne oluyor. Kınık Merası, 1959'dan bu yana halkın kullanımında olan, hayvancılığın kalbi sayılan bir alan. Ancak son dönemde "Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi" projesiyle mera vasfı kaldırılan arazi, iddialara göre bir avuç sermayedarın kullanımına sunuldu.
Mahkeme kapılarında geçen yedi yıllık hukuk mücadelesinin ardından kazanılan "mera tescili", sadece yedi ay içinde idari kararlarla yok sayıldı. Bölgedeki hayvancılar, siyasetçiler ve davanın avukatlarıyla konuştuk; ortaya çıkan tablo, tarımsal üretimden ziyade bir "toprak rantı"na işaret ediyor.

50 YILLIK HAYVANCI: "HIRSIZLIK MI YAPALIM?"
50 yıldır bu merada hayvanlarını otlatan 60 yaşındaki Günay Yıldırmaz, hasta haliyle direniş alanına gelmiş. Elindeki değneğe yaslanırken, çelişkili politikaları şöyle tepki gösteriyor:
“Biz bu merada hayvan bakıyoruz ve ondan geçiniyoruz. Bak ben hasta halimle buraya geldim. Şimdi devlet kalkıyor millete koyun dağıtıyor. Meraları satıp da koyunu kime dağıtırsın sen? Burada millet hayvan bakamaz. Biz burada bir lokma ekmek, çoluğumuzu çocuğumuzu idare etmek için koşturuyoruz. Ayaklarım tutmadığı halde hayvanların arkasındayım. Hırsızlık mı yapalım biz bu yaştan sonra?”
“YAZIKLAR OLSUN BİZE BUNU YAPANA”
Yıldırmaz, artan maliyetlerin altında ezilen üreticinin tek sığınağının mera olduğunu hatırlatıyor:
“Nerede hayvan bakacağız? Samanın balyası 250-300 bin lira. Yemin çuvalı 1.000 - 1.200 lira. Bu maliyetle kimse işin içinden çıkamaz. Ben koştuğum halde anca kendimi idare ediyorum. Biz meralarımızı geri istiyoruz. 10 yaşımdan beri buradayım, yazıklar olsun bize bunu yapanlara.”
SEFA KÖKEN "520 MİLYONLUK ARAZİ BİR AVUÇ İNSANA HİBE EDİLDİ"
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Kınık İlçe Başkanı Sefa Köken, meselenin sadece bir sanayi bölgesi değil, büyük bir "peşkeş" operasyonu olduğunu savunuyor.
Köken’e göre anayasa açıkça şöyle ihlal ediliyor: “Burayı anayasaya aykırı şekilde organize sanayiye hibe ettiler. Kanunen %100 biz haklıyız ve kazanacağız. Ama halkın umudunu kırmak için hemen beton dökmeye, altyapı yapmaya başladılar. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) görüşü var; 'buraya son taş çakamazsın, yer altı su bütünlüğünü bozarsın' diyor. Tarım Bakanlığı 'başka yer bak' diyor ama dinlemiyorlar.”

“AMAÇ ÇİFTÇİYİ KÖLELEŞTİRMEK”
Köken, projenin arkasındaki ekonomik rant boyutlarına da dikkat çekiyor:
“1.700 dekar yer burası. Devlet, 520 milyonluk araziyi ne idüğü belirsiz bir avuç insana hibe etmiş. Üzerine bir de devlet bankalarından her 30 dekara 10 milyon hibe kredi veriliyor. Bunlar burayı rantlaştırıp İngilizlere peşkeş çekecekler. Amaç Kınık’ın kalkınması değil; çiftçiyi köleleştirip fabrikalarda, seralarda çalıştırmak. Direneceğiz ve kazanacağız.”
AV. MESUT BAŞOĞUL: "7 YILLIK MÜCADELEYİ 7 AYDA YOK ETTİLER"
Sürecin hukuki boyutunu başından beri takip eden Avukat Mesut Başoğul, meranın tarihsel statüsünün nasıl değiştirildiğini adım adım anlatıyor. Başoğul’a göre yapılan işlem "yok hükmünde":
“1959’da bataklıkken kurutulan bu arazi, 1960’ta Kınık halkının kullanımı için özgülenmiştir. Kadastro geçerken 'ham toprak' olarak kaydedilmişti. Biz bunun için dava açtık ve 7 yıllık bir hukuk mücadelesi verdik. Sonunda burayı 'mera' olarak tescillettik. Ancak 7 yıllık emeğimizi 7 ay içinde yok ettiler ve alanı TDİOSB’ye dönüştürdüler.”

“BU OSB’Yİ KURANLARIN KİM OLDUĞUNU BİLMİYORUZ”
Başoğul, projenin yasal zemininin olmadığını şu sözlerle vurguluyor:
“Bir yerin OSB olması için 'kötü mera' olması gerekir. Oysa bilirkişi raporlarıyla sabit ki burası 1. sınıf çayır niteliğinde. DSİ’nin sulama sorunları çıkacağına, Tarım Bakanlığı’nın üretim bütünlüğünün bozulacağına dair raporları var. Üstelik bu OSB’yi kuranların kim olduğunu bilmiyoruz. Muhtemelen toprağı sadece saksıda gören insanlar bunlar. Kınık halkının hayatından merayı gün be gün çıkardılar ki tepki gelmesin. Ama biz mücadeleyi gücümüz yettiğince sürdüreceğiz.”





