İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı Yukarıkızılca Mahallesi'nde, Volcan Metal Madencilik Sanayi AŞ tarafından hayata geçirilmek istenen çinko ve kurşun madeni projesi bölgede büyük bir endişe yarattı. Ormanları, tarım alanlarını ve hayati önem taşıyan su kaynaklarını doğrudan tehdit eden arama ve sondaj çalışmalarına karşı çıkan yöre halkı, projeye karşı mücadelesini sürdürüyor. Bölgede ağaç kesimlerinin başladığını ve sondaj işlemlerinde kanalizasyon suyu kullanıldığını iddia eden mahalle sakinleri, içme sularına kimyasal karışma tehlikesine dikkat çekerek bu doğa katliamından derhal vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor.
ERCAN: “KÖYDE MADENE ‘EVET’ DİYEN YOK
Bölge sakinlerinden Berna Ercan, “Doğanın, suyumuzun kirlenmesine, hayatın bitmesine, böyle güzel bir köyün mahvolmasına karşı çıkıyoruz. Hayatın varlığı varken maden kimin karnını doyuracak ki? O kadar duygulanıyorum ki böyle güzel bir köye nasıl kıyılıyor? Bu sondaja kim izin verdi? Köyde madene ‘Evet’ diyen yok, herkes ‘Hayır’ diyor. Neden bu insanlar hiçe sayılıyor” dedi. Ercan, savcılığa yapılan suç duyurusundan olumlu sonuç gelmesini umduklarını kaydederek, “Maalesef ki Türk halkını cinnet eşiğine getirtmeyi seviyor yöneticiler. Kendi adıma ben bu cinnet noktasındayım. İzdiham mı çıksın, linç mi olsun? Ne bunun çaresi” ifadesini kullandı.
ILGIN: “ÇOCUĞUMUN GELECEĞİNİ TEHLİKEYE ATAMAM”
Şirket yetkililerinin su taşıması için kendisine iş teklif ettiğini söyleyen Durmuş Ilgın, şöyle konuştu:
“Biz madene hayır diyoruz. Saklı cennetin, saklı cehennem olmasını istemiyoruz. Biz çocuklarımıza güzel bir Yukarıkızılca bırakmak istiyoruz. Sularımız akıyor tertemiz. Ama sularımız şu an kirleniyor. Birkaç kişi para kazanacak diye bizim hayatımızı bitirmesinin anlamı ne? Biz çocuklarımıza güzel bir hayat bırakmak istiyoruz. Şu an burası yeşillik, tertemiz. Yarın tozlar halinde, yaşanacak bir hale gelmeyecek. Bizim saklı cennetimizi saklı cehenneme çevirmesinler. Şu an sondajdaki kullandıkları suyu dereden alıyorlarmış. Şimdi bu suyu içen çocuk da hasta olacak. Ben de hasta olacağım. Benim traktörüm var benim, su işi yapıyorum. Bana 130 bin lira para teklif edildi aylık olarak. Ben onu terk ettim. Çünkü ben 130 bin lira alıp da yarın bu çocuğumun geleceğini satamam.”

YAVUÇ: “ARKADAŞLARA İŞ TEKLİF ETMİŞLER”
Yaklaşık 45 yıldır Yukarıkızılca’da yaşadığını belirten Şaban Yavuç, faaliyetin birden fazla köyü etkilediğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“O sondaj bölgesinin olduğu alanda yol yoktu. Belli bir yere kadar yol vardı. O yolu devam ettirdiler. Yaklaşık 350-400 ağaç kesildi. Sadece Yukarıkızılca etkilenmiyor. Ankara asfaltına kadar olan bütün bölge tehdit altında şu anda. Yüzde 80'imiz tarımla uğraşıyor. Hemen hemen çoğunun evinde hayvanı var. Bu suyu kullanıyor, bu suyla geçiniyor. ‘Siz bu suyu da içmeyin ya da kirli su için’ diyorlar. Kaç çeşit bitkimiz var orada bizim. Kekiklerimiz var. Herkes faydalanıyor bundan. Çam balımız var, çoğu insanın arısı var. Bölgede zeytinliklerimiz var, tarım arazisi var. Ve bunlar kırsal bölgede olduğu için rekoltesi çok yüksek. Türkiye'nin en kaliteli zeytinyağı üretimi yapılıyor burada. Vatandaşın başka bir kazancı yok."
Şirket yetkililerin köy halkına iş teklifinde bulunduğu iddiasını gündeme getiren Yavuç, “Birkaç arkadaşa teklif edilmiş aylık 50-60 bin lira. Doğamızı katlettikten sonra burada hiç kimse kimseyi kabul etmez bu şekilde. Gidip çalışmaz zaten. Lütfen tasını tarağını toplasın, gitsin buradan” dedi.
EMİN YAVUÇ: “BİZİ ÖLDÜRSÜNLER,BURAYI ÖLDÜRMESİNLER”
Köy halkından Emin Yavuç, “Cennet mekanımız diyoruz. Ama burası cehennem olacak. İnsanları yukarı su almayı bile salmıyorlar yangın çıkacak diye. Peki siz nasıl çalışıyorsunuz orada? Suyun kirlenmesi çok kısa bir sürede olacak. Bizim kaynağımızın olduğu yer 300 metre. 300 metreden aşağıya o suyun gelmesi çok zor bir şey değil. Direkt aşağı inecek. Bizim bu köyün suyu Kemalpaşa'ya da bağlı. Vanalar açıldığı zaman Kemalpaşa'ya da bağlı. Şu çevrede gitmediğim yer yok. Şu köy hiçbir yerde yok. Bunu öldürmek istiyorlarsa bütün yetkililere de sesleniyorum. Öldürmesinler. Bizi öldürsünler de burayı öldürmesinler” diye konuştu.
DÖNMEZ: “TARIMSAL SUYUM ETKİLENECEK”
Doğma büyüme Yukarıkızılcalı olduğunu belirten 53 yaşındaki Temel Dönmez, sondaj nedeniyle tarım faaliyetlerinin olumsuz etkilendiğini kaydererek şunları söyledi:
“Madene yakın yerde bahçem var. Kirazlarım var içinde. Hobi amaçlı domates, biber yetiştiriyorum. Onları toz içinde görmek istemiyorum. Sulama suyumuz, billur gibi akıyor. Yarın bu maden işi başlarsa bu suyu göremeyeceğiz. Tarımsal suyum etkilenecek. Kaynaktan geliyor bahçeyi suladığım su. Kimyasal başlayacak, bozulacak. Onların açtığı sondajda kullandıkları, kirli atık su. Yarın bir gün bizim içme suyumuza karışacak. Hastalıklar olacak. Doğayı çok kirlettiler. Ağaçları kestiler. Orada yaban hayatı da çok. Yarın faaliyet büyük olarak başladığında hiçbiri kalmayacak. Toz gelmeye başlıyor. Araçları bahçemin sınırından gelip geçiyor. Şimdi onların tozları da matlaştı ağaçlarımızın üzerinde. Suyumuz bitecek. Doğamız gidecek. Biz orman yangınına karşı köylü olarak dağa çıkamıyorken adamlar dağda 30 kişi ekip çalışıyor. Saklı cennet kötü cennet yapmasınlar.”

ADEKA: “KİRLİLİK İÇME SUYUMUZA SİRAYET EDECEK”
Köy halkından Ahmet Adeka, sondaj için kullanılan suyun kanalizasyon suyu olduğunun testlerle onaylandığını ileri sürerek, şu ifadeleri kullandı:
“Belediye meclis üyelerinden, tarım komisyonundan üyelerimiz ve belediye başkanıyla birlikte maden sondaj sahasına çıktık. Zaten tırmanmaya başlarken doğaya verilen tahribatı görüyorsunuz. Önce ağaçlarla bu kendini gösteriyor. En az 400-500 civarında ağaç katledilmiş. Sondajın yapıldığı nokta şu an için dar bir alan. Ama yarın bir gün maden sahasına dönüştüğünde orası genişleyecek. Hemen 400 metre altında 3 köyün içme suyunu temin eden su kaynağımız var. Orada yaşanılan kirlilik kesinlikle içme suyumuza sirayet edecek.
SONDAJDA KANALİZASYON SUYU KULLANILDI
Şirketin sondaj aşamasında da su kullanım izni almaları lazım. Böyle bir izinleri yok. Bizim köyümüzün içme su kaynaklarından su aldılar. Biz de almamalarını söyledik. Aldırmadık onlara. Bunlar da iki köyün kanalizasyon suyunun karıştığı Armutlu Deresi'nden traktör tankeriyle su taşımışlar. Kendileri, ‘Günlük 15 ton civarında su kullanıyoruz’ dediler. 15 ton suyu, bizim içme suyu kaynağımızın damarlarına akıtıyorlar. ‘10 gün civarında kullandık bu suyu’ diyorlar. Geçenlerde bir kez daha duyduk ki tekrardan Armutlu Deresi'nden almışlar. Biz yaklaşık birkaç gün önce bunun suç duyurusunda bulunduk. Armutlu Deresi'nden bir numune aldık. Dere suyunu DSİ laboratuvarında incelettik. Yüksek düzeyde eşeryakol ve enterekok bakterileri çıktı. Bunlar, dışkı kaynaklı üreyen bakteriler. Bunu alıyorlar, bir depoda bekletiyorlar. Ardından yukarı sondaj alanına basıyorlar. Su, toprak, hava kirliliği kısa sürede anlaşılacak bir şey değil. Kazdağlarında ve başka yerlerdeki örneklerden bu kirliliğin oluşacağını biliyoruz.”
AYDIN: “MADEN BAŞLADIĞI GÜNDEN BERİ GECE UYKUSU YOK”
Köyde Ayşe Teyze olarak bilinen 80 yaşındaki Aliye Aydın, “Doğma büyüme buralıyım. Ama neden 100 sene bu evi korudum da babamın evine geldim diye hayıflanıyorum şu an. Yıllardır burada yaşıyorum ama ben böyle bir şey görmedim. Maden başladığı günden beri bende gece uykusu yok. Ege Bölgesi’nin büyük bir kısmın besleyen bizim suyumuz. Havam ve suyum önemli. Bu su büyük bir yeri zehirleyecek. Suyumuza çok yakın ve büyük bir havzayı besliyor. Su her şeyden önemlidir. Kimse bize gelmedi. Duyduğuma göre de herkese ‘Bizim imzamız var, izin aldık’ diyorlarmış. İzni aldınız da nasıl aldınız, detayını verin. Yaşayanlara konuşun. Bu madeni durdurun. Bütün Ege Bölgesi’nin suladığı havzayı öldürmek istiyorlarsa çalıştırsınlar” dedi.

MURATHAN: “9 MİLYONA İÇME SUYU SAĞLIYOR”
Jeoloji mühendisi Alim Murathan, çinko ve kurşun madenlerinin ağır maden olduğunu ve çevreye çok yönlü zararları olabileceğini kaydederek şöyle konuştu:
“Bu maden sıradan bir maden değil. Kurşun, çinko. Bunlar ağır metal. Dolayısıyla çevresel etkileri çok yönlü bir maden. Şimdi sondajlar yapıyorlar. Bu çalışmalar da bittikten sonra işletme amaçlı bir süreç başlayacak. Mahmut Dağı hem biyolojik çeşitlilik açısından hem tarım, orman, hayvancılık açısından ve İzmir'de gözde vadilerinden bir tanesi, doğasıyla. Burası bir içme suyu havzası. Yani sondajın yapıldığı yerlerden yaklaşık kuş uçuşu 400 metre altında bir kaynak var. Yaklaşık 9 milyona yakın insana içme suyu sağlayan bir kaynak. Böyle bir işletme söz konusu olduğunda, içme suyu olarak çok ciddi bir risk var. Kurşun ve çinko, suya geçtiğinde bir zehirlenme riskiyle karşı karşıya kalacak insanlar. Bunun bir mühendislik önlemi de yoktur. Cevher çıkartılmaya başladığı zaman da zaten doğrudan bu cevherin ağır metallerinin suya karışması söz konusu olacak ve çok ciddi bir içme suyu riski söz konusu olacak.
“MADEN SAHASI OLACAK BİR SAHA DEĞİL”
Bütün bunların ötesinde çok daha büyük bir risk. Bu kurşun-çinko madeni, asit kaya maden drenajı dediğimiz bir, asitli suların yeraltı sularına karışma riski denen bir olasılık var. Bütün dünyada birçok işletmede bu risk çok önemli bir risktir. Bütün bu risklerin içme suları, doğa açısından, tarım, toprak açısından bu bölgede göze alınması gerçekçi değil. Burası bir maden havzası, bir maden işletmesi olacak bir bölge değil. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bir defa kaynak koruma sahası belirlendiğinde bu madenin burada olması mümkün değil. Çünkü buranın tek içme suyu havzası. Evet madene ihtiyacımız var ama madenden önce suya ihtiyacımız var. O nedenle burası bir maden işletme sahası olacak bir saha değil.”




